Aşk-ı Memnu'da BBG parmağı...

Cumartesi, 21 Kasım 2009 - 05:00

Başlığı açalım derhal; Beşir Bizi Gözetliyor evi. Sanırım Aşk-ı Memnu’nun (Kanal D) bu haftaki özeti budur. Beşir’in titrek elinde tuttuğu kamera ve kayıt altına alınanlar... Aslında ben Beşir’den bir Martin Scorsese performansı bekliyordum. Hani kamerayı bu kadar içselleştirebildiğine göre. Ama o belli ki erotik filmlerin fenomen yönetmeni Tinto Brass olmanın derdinde...

Evet Beşir, Behlül ve Bihter’den kurulu 3B oyuncuları bu hafta diziye imzasını attı. Behlül ile Bihter sevişti; Beşir kayda aldı. Peki şimdi ne olacak?.. Bir iki yol var. Beşir çektiklerini bir uzun metrajlı haline getirir ve Cannes Film Festivali’ne katılır. Altın Palmiye’yi alırken teşekkür listesinin başına Adnan Bey’i koyar. Cila olur... Ya da Beşir çektiklerini kısa metrajlı haline getirir. Önce filmdeki karakterlere satmayı dener, maçası yerse Adnan Bey kartını oynar, olmadı korsan tezgahlarına sürer, bir şekilde parayı bulur...

Ve yahut da kayıt düğmesine basmayı (heyecan yaptı çekerken) unutmuş olur. Gerilim biter, hiç olarak geldiği konakta hiç olarak yaşar ve hiç yaşamamış gibi ölür. Sahi hangisi olur?..

İade-i ziyaret gülümsetti!

Beyaz geçen hafta Kurtlar Vadisi ekibini ağırlamıştı stüdyoda. İyi program olmuştu. Memati ve Polat TRT Halk Müziği korosu sanatçıları gibi türkü bile çığırmışlardı...

Bir de kısa metrajlı çekmişti şov için, Kurtlar Vadisi ekibi. Kamera arkasına filan acayip gülmüştük. Beyazıt Öztürk’ün hakikaten beğendiğim oyunculuğu iyiden iyiye ortaya çıkmıştı. Neyse... Kurtlar, rövanşı diziye Beyaz’ı konuk ederek aldı önceki akşam. Ve ne yalan söyleyeyim, hani dizinin bir karesinde bile görünmesi, yüzlerin gülmesine yetti. En azından ben gördüğüm anda tebessümü yapıştırdım dudağıma... Yine de insanın oturduğu aparmandan çıkmasına hiç tanımadığı adamlardan olur alması işin daniskası oldu... Düşünsenize, evinizden çıkmak için yürüyorsunuz, bir hödük gelip “Yassah hemşerim” diyor; ne yaparsınız?

Ben dalarım. Beyaz dalmadı, kurtardı. Hem kendini hem de diziyi. En azından bu bölümde tebessüm ettiren tek adam olarak!

Sihir kıvırcık saçtaymış...

Kış Masalı’nda (atv) saçlara fön çekildi. Esmer ile Masum’un Bursa macerasında Esmer kızımızın o kıvırcık saçlarına fön çektirdiğini gördüm... Bir fön bu kadar mı yakışmaz insana? Kişisel olarak düz saçı tercih ederim kadında. Ama ne bileyim, sanki dizinin sihri Esmer’in kıvırcık saçıymış. Hani düzleşince o saçlar, insanda iştah da kalmazmış... Öyle oldu bende. Neyse, sonra kız yattı kalktı, saçlar kıvırcıklaştı. Hani yıkanmadan aslına dönen tek saç modeli olarak da gözlem tarihimde bir ilk olarak yerini aldı. Hayırlısı!

Hafta sonları için bir davet

Köşeye taşımadım. Televizyonda işler bazen planın dışına çıkar. Star TV’de dört yıldan beri yaptığım Uyan Türkiye için de öyle oldu biraz... Hafta içi her sabah yayınlanan programı hafta sonu her sabah periyoduna taşıdık. Ekrandaki bu taşınma halini yanlış anlayanlar oldu. Doğru okuyanlar oldu. Bilenler oldu, bilmeyenler de şimdi öğrendi. Uzatmayalım... Bu sabahtan itibaren her cumartesi pazar saat 08.00’den başlayarak iki saate yakın birlikte olacağız yine... Her başlangıç sıra dışı bir heyecanı taşır yanında. Heyecanlıyım. Bir o kadar da iddialı. Sabah haberlerine itibarını teslim eden bir ekip olarak hafta sonlarına da el atmış olduk. Siftah sizden artık!

Tüm zamanların en iyilerinden

Son zamanlarda izlediğim en iyi 32. Gün geldi ekrana perşembe gecesi. Ve belki de en uzun 32. Gün’dü yayınlanan...

Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar çok iyi iki moderatör olarak, laf kesmeden dört ayrı eğilimden konuğuna dertlerini anlatacakları kadar uzun söz verdiler...

Muhafazakar liberal yazar Mehmet Metiner, Diyarbakırlı gazeteci Evrim Alataş, sollu/sağlı yazar Mine Kırıkkanat ve Galatasaray Üniversitesi’nden hukukçu Doç. Dr. Ümit Kocasakal müthiş bir oda orkestrası gibiydi. Dört eğilimin kakafoni yaratmadan verdikleri düşünsel resitali büyük bir zevkle izledim...

Kimse ortak fikirle ayrılmadı stüdyodan. Ama kimse bardak da fırlatmadı birbirine. Herkesin aklında bir Türkiye modeli vardı. Ve aslında o akıldakilerin hepsiyle Türkiye, bir Türkiye’ydi... Meslek içinde tanımlandığı şekliyle 32, bunu hissettirdi bana. Siz de hissedin istedim.

Kaçırdıysanız da sorun değil; www.32gunhaber.com sitesinde program hâlâ yayında. İzleyin, izletin lütfen!