Mehmet Coşkundeniz Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Aşk sevgiye dönüşürse EVLİLİK UZUN SÜRÜYOR

Cumartesi, 23 Ağustos 2014 - 05:00

Boşanan çiftlerin çoğu aşk evliliği yapıyor. Evlilik kurumuna uyumda yaşadıkları bocalama, birlikteliklerinin kısa sürmesine neden oluyor. İşte bu noktada aşkı sevgiye dönüştürebilmek önemli. Güvenilirlik, dürüstlük, yaşamı paylaşma yetisi, sorumluluk taşıma gibi unsurların gerekçe oluşturduğu sevgi, aşktan birçok anlamda ayrılıyor.

Evliliğin aşkı öldürdüğü yolunda genel bir inanış vardır. Müthiş bir aşkla başlayan ilişkilerin evliliğe dönüştüğünde kısa sürede bittiğine defalarca tanık olmuşuzdur hepimiz. Devletin ‘boşanma’ araştırması, boşananların büyük bölümünün flört ederek evlendiğini ortaya koydu. Aynı araştırmaya göre, boşanmış kadın ve erkeklerin evlenmelerindeki birinci neden;aşk. Ayrıca Boşananların büyük çoğunluğunu 5 yıldan az evli kalanlar oluşturuyor. Bu istatistik boşanma ile ‘aşkın ömrü’ arasında bir ilinti olduğunu ortaya koyuyor. İşin doğrusu, aşkın kimyası bir gün mutlaka bitiyor.

Freud’un eşine mektubu

Ortaya bir başka soru çıkıyor; evlilik mi aşkı bitiriyor yoksa aşk bittiği için mi evlilik sona eriyor? Psikanalizmin babası Freud, eşi Martha’ya evlenmeden önce şöyle bir mektup yazmıştır: “İnsan bir kere evlendi mi artık, çoğu durumda, eskisi gibi sadece sevgilisi için yaşamayı sürdürmez bence. Üçüncü bir şey uğruna eşiyle birlikte yaşar ve çok geçmeden kocanın karşısına tehlikeli rakipler dikilir: Yani ev ahalisi ve bebek odaları.” Demek ki Freud, evlenince birlikte yaşamanın içine başka şeyler girdiğini de biliyor. Bilinmelidir ki; evlilik sadece bireylerin yaptığı bir sözleşme değildir. Taraflar, nikah akdine imza attıkları andan itibaren sadece birbirleriyle değil, aileleriyle, çevreleriyle, içinde bulundukları toplumla ve nihayetinde devletle evlenir.

Evlilik ve aşk farklıdır

Psikolog Doç. Dr. Bengi Semerci şöyle diyor; “Evlilik denilen şeyin doğrudan bir kurum olarak algılanması ve kurumsallaşma haline gelmesi birçok insanı şaşırtıyor. Bir süre sonra evli kişilerden ‘Evlenene kadar hiç problem yoktu. Üstelik aynı evi paylaşıyorduk. Evlilik aşkı öldürüyor’ sözlerini duyuyoruz. Tüm bunların nedeni, çiftlerin karşısına evliliğin bir kurumsal yapı olarak çıkması. Mutlu evliliğin en önemli etkisi, zamanlama. Ne zaman başladığı, başlarken kişilerin yaşı ve evliliğe ne kadar hazır olduğu ile evlilik kurumundan beklentileri çok önemli. Evlilikle, aşk farklı. Bir kuruma girerken herkesin o kurumdan farklı beklentilerinin olması ve bu beklentilerin denk düşmemesi, doğal olarak bir taraftan diğerini hayal kırıklığına uğratacaktır. Onun için temel olarak doğru zamanlamayla ve doğru insanla evlilik kurumuna başlamak önemli. Bu kurumun işleyişi de zaman içindeki değişikliklere göre, örneğin çocuk olduğunda yeniden düzenlenmeli. Bunlar yapıldıktan sonra evlilik sürecinin mutlu ve sağlıklı gitmemesi için bir neden yok.”

Sevgi daha geniş kapsamlı

Peki aşkın kimyası bittiğinde geriye ne kalıyor? Sevgi. Sevgi, fiziksel olmaktan çok duygusal, ancak içinde yoğunluğu azalmakla birlikte aşkı ve seksi de barındıran bir duygu sistemi. Sevginin içinde alışkanlık, toplumsal ve sosyal zorunluluklar, ekonomik bağımlılık ya da kişisel kaygılar da var. Sevgi hormonal ve beyin merkezleri açısından ölçülebilir bir değişime yol açmıyor. Kadının ve erkeğin partnerlerini sevme koşulları birbirinden farklı olmakla birlikte, güvenilirlik, dürüstlük, yaşamı paylaşma yetisi, sorumluluk taşıma gibi unsurların gerekçe oluşturduğu sevgi, aşktan birçok anlamda ciddi bir şekilde ayrılıyor. Örneğin eşini sevdiğini söyleyen bir çok insan (yüzde 57) onu aldattığını ya da aldatabileceğini de söylüyor. Aşık insanlar arasında bu oran yüzde 8’e kadar düşüyor. Sevgi, içinde bariz bir miktar ’çıkar’ barındırırken aşkta fedakarlık, zorlukları göze alma, hatta halk arasında çok kullanılan şekliyle kendini feda etme dürtüleri bulunuyor. Uzmanlara göre iki duygu sistemi arasında bu farklılığı yaratan ise aşkın beyin ve vücutta meydana getirdiği fiziksel değişimlerin kişiyi kendi dışında davranmasına zorlamasından kaynaklanıyor.

Duygusal aldatma da var

Bu verileri dikkate alarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, aşık insan aldatmaz... Bir ilişkiye ihanet girmişse, taraflardan birinin aşkı bitmiş demektir. Tabii aldatma da içinde bulunulan döneme, topluma ve yaşayış tarzına göre değişebilen bir kavram. Bazılarına göre sevgililerinin ya da eşlerinin başka kişilere bakması, başka kişileri düşünmesi aldatmadır. Bazılarına göre sadece cinsel aktivitede bulunmak aldatma olarak değerlendirilebilir. Bazı bilimsel çalışmalar aldatmayı cinsel ve duygusal aldatma olarak ikiye ayırıyor. Buna göre bir ilişki varken bir başka partnerle cinsel ilişkiye girmek cinsel aldatma, duygusal bir yakınlık yaşamak veya bir başkasına aşık olmak ise duygusal aldatma olarak değerlendirilir. Yine bu bilimsel çalışmalara göre, erkekler daha çok cinsel aldatmayı tercih ederken kadınlar duygusal aldatmadan yana.