'Aşka hazırım'

Tek bir bavulla yollara düştüğünü söyleyen Fadik Sevin Atasoy, 'Mavi Pansiyon' adlı filmin çekimleri için Bodrum'daydı

a
a
Perşembe, 25 Kasım 2010 - 11:03


'Aşka hazırım'

- Film teklifi nasıl geldi? 
Los Angeles’taydım. Orada bir tiyatro hazırlığım var, derslerim var. Dönmeyi hiç düşünmüyordum. Bir gün aklıma bir melodi takıldı. Melodiyi mırıldanıyorum ama ne olduğunu önce hatırlayamadım, sonra buldum. Jane Campion’un ‘Piano’ filminin müziğiydi. Youtube’a girdim ve onu izlemeye başladım. Çok samimi söylüyorum, içimden “Bir rol olsa da ben piyano çalmayı öğrensem” dedim. 

Üç gün geçti ve Los Angeles’ta yaşayan Banu isimli arkadaşım aradı. Bana ulaşamıyorlarmış. Yönetmen Nezih Ünen’in beni aradığını ve hazırlığını yaptığı filmde beni başrolde oynatmak istediğini söyledi. Rol de bir piyanistmiş. Senaryoyu gönderdiler. Apar topar İstanbul’a geldim. Bana hoca tutmuşlar. Bu yaştan sonra piyano öğrenmeye başladım. Bahar isminde bir piyanisti oynuyorum.

Bir albüm düşünüyor musunuz? 
Çok ilerde, ama şarkıcı olmak gibi bir arzum yok. Ölmeden önce farklı bir şey yapmayı düşünüyorum.

- Nedir bu isteğiniz? 
Bütün dünya ülkelerini dolaşıp, her ülkenin kendi dilindeki türkülerinden bir çalışma yapmak istiyorum ‘360 Güne 360 Türkü’ diye. 

- Uzun zamandır yurt dışındasınız, neler yapıyorsunuz oralarda? 
1 Ekim doğum günümdü. Geçen sene 1 Ekim’de oturdum ve “Ben ne yapmak istiyorum?” diye kendi kendime sordum. Berlin’de yaşayan göçmen Türklere eğitim veren bir vakıf aradı, yardımıma ihtiyaçları olduğunu ve oradaki kadınlarımıza nasıl bir program uygulayabileceklerini sordu. Hiçbir para talep etmeden, onlardan sadece konaklayacağım bir yer istedim; onlara diksiyon, oyunculuk, öz güven, tekrar dillerini konuşabilecekleri bir eğitim verebileceğimi söyledim. İstanbul’daki evimi kapattım. Eşyalarımı Atatürk Kız Yetiştirme Yurdu’na bağışladım. DVD’lerimi arkadaşlarımı düşünüp onlara paylaştırdım. 

- Ne zaman döneceksiniz Los Angeles’a? 
Bu filmden sonra, daha net değil ama bir film teklifi daha var, İstanbul’da çekilecek. Sinema filmi olduğu sürece Türkiye’ye geleceğim.

- Türk yemeklerini özlüyor musunuz? 
Bir arkadaşımız var, o kadar güzel yemek yapıyor ki, inanın Türkiye’deki yemeklerden daha iyi. En son bize evde döner partisi verdi. 

Televizyonum yok

- Peki, siz yemek yapabiliyor musunuz? 
 Bir tek sandviç konusunda çok iyiyim. Çok iyi sandviç yaparım. Otel sandviçleri gibi oluyor, çok lezzetli.

- ‘New York’ta Beş Minare’ çekilirken orada mıydınız? 
Oradaydım, beraberdik. Haluk Ağabey, Mahsun falan beraber yemek yedik. Deli gibi çalıştılar. Çok heyecanlılardı. Ben de onların adına heyecanlıydım. 

- Çok yoğun bir çalışma programınız var. Bir dizi teklifi gelirse cevabınız ne olur? 
Geliyor zaten, ama kabul etmiyorum. Çünkü ben sadece sinema yapmak istiyorum. Dizilerde hakikaten insanlık dışı çalışılıyor. İyileştirilmesi şart. Diziler insanda evliya sabrı yaratıyor. Sadece ve sadece sinema ve tiyatro yapmak istiyorum. 

- Babanız ‘Sakarya-Fırat’ta, anneniz de ‘Bitmeyen Şarkı’da oynuyor. Onları seyredebiliyor musunuz? 
 İzleyemiyorum. Arada onların iyi olup olmadıklarına bakıyorum o kadar. Samimi söylüyorum televizyonum yok. 

- Aşk hayatınız nasıl gidiyor?
Bir bavulla dünyayı gezen bir insanın sevgilisi nasıl olacak? Benim gibi gezgin birini bulmam lazım. Evliya Çelebi gibi hep oradan oraya gittiğim için önce açıkçası kendi içimdeki aşkı keşfetmenin peşine düştüm ve keşfettim. Artık birini sevebilirim. Yani aşka hazırım. 

“Hayatım bir bavula sığdı”
“Çok kıymetli olan eşyalarımı  anneme verdim. Diğerlerini; bulaşık makinesiydi, yataktı falan ihtiyacı olanlara dağıttım, mutlu oldum. Bir yere bağlı kalma arzusunu hayatımdan çıkarmak istedim. Madem dolaşıyorum tam dolaşayım istedim. Ve şu anda hayatımda tek bir valizim var, onunla dolaşıyorum. Hayatım bir bavula sığdı.”

 
Röportaj: Özer AHISKA Fotoğraflar:Irmak TİRYAKİOĞLU - MİLLİYET
2