Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Asker ya şehit, ya gazi, ya hain!

Salı, 13 Şubat 2018 - 05:00

Zeytin Dalı Operasyonu’nda hafta sonu 12 şehit vermemiz yine yüreğimizi dağladı. Teğmen, yüzbaşı, uzman çavuş derken askerlerimiz hain pusularda şehit düştü. Yurt içinde ya da dışında, TSK’nın yürüttüğü operasyonlarda hepimizin kalbi Mehmetçik ve komutanları için çarpıyor; onları yolcularken “Ayağınıza taş değmesin inşallah!” diye kendi kendimizi avuturken aslında yarın yaralı ya da paramparça olmuş cesedini alır mıyız diye kahroluyoruz!

Ama onlar gözlerini kırpmadan gidiyor muhtemel ölüme. Nasıl mı?

Görev aşkı ve emirle.

Askerliğin birinci ve en önemli koşulu, emre itaattir. Niye?

Çünkü savaşa gidiyorsun. Çünkü ölüme gidiyorsun, başka türlü gidilir mi?

O darbe yaptı diye müebbet alan ve alacak olan askeri öğrenciler, uzman çavuşlar filan var ya.

Onların hemen hepsinin kanıtlanmış bir tek suçu var: komutanının emrine itaat!

Ve o emre uyarak kamuflajını giyip, üzerine zimmetli tek silahı olan tüfeğini alıp, otobüslere binmek. Sonra da kader onu nereye götürdüyse, Orhanlı, Sultanbeyli, Boğaz Köprüsü, TRT, Casper, Digitürk, Valililk binası, bilmem neresi. Oraya gitmek.

Gittiler ve kaosun ortasına düştüler. O karar vermedi. O seçmedi. O müdahil olmadı. O sadece itaat etti. “Giyin” dediler giyindi. “Otobüse bin” dediler bindi. “İn” dediler, indi. “Burada güvenlik al, terör saldırısı var” dediler, bekledi.


Teğmen Muhammet Cihangir Çubukçu darbeci diye tutuklandı, tahliye olup operasyona katıldı, şehit düştü.

Şimdi hakimler diyor ki “Niye komutanı dinledin?”

Ya ne yapacaktı?

Diyorlar ki “Şehir içinde niye silahla dolaşıyorum, bu suç” demedin?

Terör saldırısına gidiyordu, çiçekle mi gidecekti?

Zaten bir ay önce kampa giderken, Yeşilköy’deki okulundan çıkıp Bakırköy’e limana, vapura binmeye giderken de üzerinde aynı kamuflajı, aynı silahı vardı!

Uzman çavuş, dağlarda çatışmaya giderken de böyle gidiyordu.

Onun kıyafeti o; dağda, bayırda, şehirde! Komutanın emrini sorgulamak hangi askere düşmüş ki öğrenci sorgulayacak? Çavuş, yüzbaşının emrini sorgulayacak? Okul komutanı nerede? O komutan ona niye sahip çıkmadı?

Daha yargılanmadı, üstünkörü bir ifade verdi, çocuklarının davasında!

Alay komutanı, o da yargılanmadı.

Kuvvet Komutanı?

İfadesine bile başvurulmadı!

O çocukları anaları babaları devlete emanet etmişti. Asker olsun diye.

Niye sahip çıkılmadı?

Öğrencilerin FETÖ üyeliği yok. Ya beraat etmeleri gerekiyor, ya darbeye teşebbüsten müebbet.

Ve müebbet veriliyor!

O yaşta bir çocuğa müebbet verdiğiniz zaman albaya verdiğinizden bile daha ağır bir ceza!

Oysa 16 Temmuz sabahı onlara gözaltı yapılırken “tedbiren” denilmişti, “kısa sürede serbest bırakılırsınız” dan bugün gelinen nokta:

MÜEBBET! 

Muhakeme aceleye getirildi

Çocukların suçlanıp müebbetle cezalandırılmasının yanında söylenecek çok şey var; avukatların taleplerinin dikkate alınmadığı, çocukların darp edildiği, köprüde teslim alındıktan sonra linç edilen, başı kesilenler hakkındaki suç duyurularına işlem yapılmadığı gibi. B

Benim dikkat çekmek istediğim bir zihniyet. Bu davalarda gerçekten adalet aransaydı, gerçekler çorap söküğü gibi yüzüstüne çıkar, en ince ayrıntılar ortaya dökülür, tarihe roman gibi yazılacak bir dramın ayrıntıları kayıt düşülürdü.

Oysa burada yapılmak istenen şu: bir darbe girişimi yapılmıştır. Bunu fazla kurcalamadan elde tutulanlara en ağır cezaları vererek üstünü kapatmak, halkın gazını almak ve önümüze bakmak iyi olacaktır, çünkü gerçekler çok da temiz ve övünülecek şeyler değildir!

Yazık, unutulan ise şu: gerçeklerin bir gün gelip ortaya çıkmak gibi bir huyları vardır! Ve unutmayın ki o çocuklar, kader onları o gece o otobüslere binenlerin arasına sokmasaydı, bugün okullarını bitirmiş, ya da okuyor olacaktı, belki savaşa gidecek, ve devrelerinin bir ikisinin başına geldiği gibi operasyonda ölüp şehit sayılacaklardı.

O ölümüne üzüldüğünüz şehitler var ya, onların devrelerinin bir kısmı cezaevlerinde hapis, müebbetle yargılanıyor ya da ceza aldı.

Ve kimsenin de umru olmadı!