Askerin danışmanı olsam yalanlamazdım!

Perşembe, 27 Mayıs 2010 - 05:00

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle oluşturulan yeni Parti Meclisi’nde öne çıkan isimlerden biri de Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nuran Yıldız. Bugüne kadar gazete yazıları, televizyon programları, internet sitesi ve konferanslardaki konuşmalarıyla dikkatleri
üzerine çeken Yıldız için bazı gazetelerde “Genelkurmay tarafından CHP’ye yerleştirildi” noktasına kadar varan ifadeler yer aldı.

Kimi yayın organlarında ise Nuran Yıldız’ın aşırı ulusalcı görüşleriyle aslında CHP’de hiçbir şeyin değişmeyeceğinin sembollerinden biri olduğu ileri sürüldü.

Ankara’da dün Nuran Yıldız ile bir araya geldik bütün bu soruları kendisine sordum. Bu sohbet bir anlamda CHP’ye seçildikten sonra verdiği ilk gazete röportajı oldu. Gazetecilerin, kitabını okumadan, görmeden yanlış ve eksik alıntılar yaparak kendisiyle ilgili bir yargıya varmalarına üzüldüğünü söyledi.

CHP’ye katılma kararı nasıl gelişti? Öneri kimden geldi?

Zaman zaman Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile siyaset ve iletişim konularını konuşuyorduk. CHP’nin iletişim sorunlarını tartışıyorduk. Kendisi Genel Başkanlığa aday olma kararını aldıktan sonra bu koşuya katılmamı teklif etti.

CHP’ye ne yönde katkı vermeyi planlıyorsun? Hangi alanlarda çalışmayı arzu ediyorsun?

Türkiye’nin geçtiği bu süreçte verilen her görev çok önemlidir. Uzmanlık alanım iletişim olduğu için CHP’nin halkla ve teşkilatlarla iletişim kanallarını geliştirmek amacıyla görev beklemeksizin çalışmak gerekiyor.

Senin CHP’ye katılma haberlerin çıkınca bazı gazetelerde “Aşırı ulusalcılar CHP”de gibi haberler yer aldı. Tartışmalar biraz da senin yazdığın “Tanklar ve Sözcükler” isimli kitap çerçevesinde gelişiyor. Kitapta askerin siyasete müdahalesini dünyadan örnekler vererek meşrulaştırmaya çalıştığın ileri sürülüyor? Ne diyorsun?

Türkiye’de bir süredir tartışma ortamı sağlıksız. Başını belirli bir gazetenin çektiği, doğruluğu tartışmalı, dezenformasyon süreci var. Bu süreçte,  asker - siyaset ilişkilerinin sorunlu olmasının yalnızca Türkiye’de olduğu gibi bir algı oluşturdular. Kitabımda bu sorunun Türkiye’ye özgü olmadığını, ABD başta olmak üzere dünyadan örneklerle anlatıyorum. Bir bilim insanı olarak konuyu nesnel olarak ortaya koymaya çalıştım. Ancak belirli bir kesim, 312 sayfalık kitaptan sözcükler seçerek, bağlamından kopararak kitapta olmayan cümleler oluşturdular. Üzücü olan kimi gazetecilerin o kesimin yazdıklarını doğru kabul etmesi... Sorgulamadan, kitabı bırak okumayı, hiç görmeden...

Senin için “Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un iletişim danışmanı” gibi ifadeler kullanılıyor medyada. Bunun tam olarak doğrusu nedir? Sen bu süreci nasıl adlandırıyorsun?

Aynı mekanizmanın parçası. Defalarca yalanladım, ama onlar kendi kurgularını yaymaya devam etti. Danışmanlık sistematik ve ücret karşılığı yapılan bir iştir. Seninle konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk, bu benim senin danışmanın olduğum anlamına gelir mi? Askerler alanında saygın her isimle görüş
alışverişinde bulunur. Üstelik söz konusu olan kendi ordumuz. Sanki düşman ordusuna danışmanlık yapılıyor gibi sunulması sence sağlıklı mı? Dahası ABD’de Pentagon’a danışmanlık yapan bilim insanları saygın isimlerdir. Danışmanlık yaptıkları için de ayrıca saygındırlar. Eğer TSK’ya danışmanlık
yapsaydım neden yalanlayayım ki... Tam tersine gurur verici bir durum olmaz mı?

Referandum süreci nasıl gelişecek? Kampanyada sen de bir iletişim uzmanı olarak aktif şekilde yer alacak mısın?

Yalnızca ben değil, Türkiye’nin çağdaş bir hukuk devleti olmasını isteyen herkes bu süreçte aktif olarak çalışmalı.

Kılıçdaroğlu nasıl bir liderlik koyacak ortaya? Baykal ile arasında nasıl bir fark olduğunu hissediyorsun?

Bu sorunun yanıtını zaman içinde birlikte göreceğiz.

CHP gelecek seçime giden süreçte nasıl bir performans sergileyecek?

Kurultaydan bugüne gördüklerim ve yaşadıklarım seçim sürecinin bir halk hareketine dönüşeceğini gösteriyor.

Bir iletişimci gözüyle ‘Recep Bey’ çıkışını nasıl değerlendiriyorsun?

Ak Parti çevrelerinde bu biraz küçültücü bir ifade gibi algılandı. Bence o konuşmada üzerinde düşünülecek çok daha önemli saptamalar vardı...

Bu kısa süreçteki deneyimin ne oldu?

Güvenilirliği tartışmalı bir kaynaktan gelen bilgiyi hiç araştırmadan doğru kabul edip üzerine fikir üretilmesi çok ilginç. Başarılı insana da başarılı olma ihtimali olan insana da tahammülsüzlük düşündürücü. İyi günde, olmayan açığınızı arayanları kötü günde düşünmek bile istemiyorum. Oysa bu ülkenin yönetim biçiminden rahatsızsanız, değiştirmek isteyenlere karşı daha hassas ve özenli olmak gerekmiyor mu?

Nasıl bir siyasetçi olacaksın?

Kendim gibi olmaya devam edeceğim. Web sitemin okurları panikte, ya değişirsem diye.. Değişmeyeceğim. Siyaset, aşk, ilişkiler üzerine yazmaya devam edeceğim. Her zaman olduğu gibi, ne diyorsam, nasıl giyiniyor, nasıl yaşıyorsam öyle... Bu hayatı birilerinden, bir şeylerden sakınmak için oluşturmadım. Asıl olan hayattır.. Keyif almıyorsan ne anlamı var?

 

Egemen Bağış’ın tepkisi çok yerinde

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı olabilirsiniz, Türkiye’ye sempati de duymayabilirsiniz ama bunu ırkçılık ve nefret boyutuna taşırsanız iş değişir. “Ülkemizde bir referandum yapılsa halkın yüzde 80’i Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkar, sizin gerçek dostunuz İran lideri Ahmedinejad” diye konuşan Hollanda Milletvekili Barry Madlener’in yaptığı da açıkça ırkçılıktan başka bir şey değil. İstanbul’da yapılan Avrupa Karma Parlamento Komisyonu toplantısında sözleriyle Türkiye eleştirisini aşıp işi din düşmanlığına kadar vardıran Madlener’e hak ettiği cevabı Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Baş Müzakerecisi Egemen Bağış verdi. Bakan Bağış “Irkçılık çok kötü bir hastalıktır. Avrupa çok çekti bu beladan, görüyorum ki hâlâ etkileri var. Barış projesi olan Avrupa Birliği bir anlamda ırkçılık gibi akımlarla mücadele etmek için kuruldu. Biz Sufi geleneğinden geliyoruz. Mevlana’nın kim olursan ol gel öğretileriyle yetişiyoruz. Siz de gelin. Sizi de tedavi ederiz inşallah” cevabını verdi. Bence Egemen Bağış tepkisinde son derece haklı. Ülkelerin onurlarına ve halkların inançlarına saldırmanın fikir özgürlüğü ile açıklanamayacağını göstermiş oldu.