Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Askerliğin bedelini veremeyene ölüm!

Cumartesi, 24 Nisan 2010 - 05:00

İnternet üzerinde yoğunlaştırılan bir eylemle bedelli askerliğin yeniden çıkması için baskı yapılıyor. Birbirinden acıklı mektuplar ulaştırılıyor köşe yazarlarına, “Eşimin küçük bir işletmesi var, üç çocuğum ve annesiyle bize bakıyor. Askere giderse çalışamayacak, biz ne olacağız?” “Master, yaptım, doktora yaptım. Amerikalarda staj yaptım. Otuzbeş yaşına gelmiş adam askerlik mi yapabilir, bir kereliğine af” Sesi çıkabilen, eli internete erişebilen, işi, işyeri, doktorası, en önemlisi parası olan mutlu azınlığın gerekçeleri de var! Ya ötekiler? Eğitimde fırsat eşitliğinden payının alamamış, bırak doktorayı, üniversiteyi, parası olmadığı için liseye bile gidememiş, çocuk yaşında ailesine bakmak için inşaatlarda, tarlada, fabrikada çalışmış Anadolu delikanlıları. İnternetin tuşlarına dokunamadıkları, köşe yazarlarına etkileyici mektuplar yazmayı bilemedikleri için mi bir buçuk yıl sınır karakollarında, karlı dağların zirvelerinde, terör örgütü baskını bekleyerek, ne zaman öleceklerini bilmeden çıktıkları operasyondan, terhislerine 20 gün kala, şehit olup tabutta dönmek kaderleri? Bu vatanı korumak, sadece onların mı görevi, onların mı can borcu? Terörün can aldığı bir ordunun vatandaşlık görevi saydığı askerlik yapan gençler içinde bedelli bedelsiz ayırımı yapmak, bölücülüktür! Bölücülük sadece etnik kökenle, dinle olmaz, sınıfsal da olur. Zengini kayırır, yoksulu askere gönderirseniz en büyük nefret tohumunu ekersiniz. Ha, askerlik süresi uzunmuş, ordu hantalmış, tartışılsın. Hatta bence askerlik, tıpkı polislik gibi profesyonel bir iş olsun. Lise öğrencilerine yaz aylarında kamp yaptırarak askerliği öğretin. Geri kalanını da profesyonel orduyla, yetişmiş, silah kullanmasını bilen personelle yürütün. Ama tuzu kuru, işim gücüm var, askere gidemem diyene yapılacak ayrıcalık, şehitlerin kemiklerini sızlatır, ailelerinden de çok ah alır. Popülist görünmek adına buna niyetlenenler iyi düşünsün!

Egemenlik ulustan bireye geçecek

Ulusal Egemenlik Bayramı’nın 90. yılında, bir tek kişiden, padişahtan alınarak ulusa verilmiş egemenliğin, yeniden bir tek kişiye, başkana verilmesini tartışır olduk. Aslında bütün perdeleri çok önceden hazırlanmış bir tiyatro oyunundayız sanki. TBMM’de Cumhurbaşkanı seçimi krizi sonrasında alelacele çıkarılan yasayla cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sistemine geçilmesi. Derken önce darbe söylentileri, ardından bir iki suikast, ardından tutuklamalar ve her eline geçenin doldurulduğu bir Ergenekon olayı ile yıpratılan, itibarı sarsılan Türk Silahlı Kuvvetleri. Birdenbire ortaya atılan anayasa değişikliği, yargının vesayetini ortadan kaldırıp yürütmeyi rahatlatalım derken, o da ne, birden bire başkanlık sistemi isteği. “Halkın seçtiği cumhurbaşkanı, bu ülkede en yüksek oyla seçilmiş tek kişi olacağı için, elbette bu gücünü kullanmak isteyecek ve yetkileri az olduğu için sıkıntı doğacaktır. Onun için sistem şimdiden o cumhurbaşkanını başkan haline getirmeli, bütün yetkiler onda toplanmalıdır.” Gerekçe de bu. Bütün bu oyun, ‘seçilmiş padişahlık sistemi’ içinmiş meğer! Arada bir iki, “Sadece seçilmiş adamı başkan yapmakla bu sistem yürümez, bu sistemin güvenlik ve sigortalarını oluşturmak gerekir. Başkanlık sisteminin iyi yürüdüğü ABD’de, herkesin kendisini yönettiği bir eyalet sistemi ve valisinden şerifine halkın karar verdiği sürekli seçimler vardır, dolayısıyla halk işin içindedir. Herkesi Başkanın seçtiği, her işe başkanın karar verdiği bir sistem tehlikelidir” diyen var ama, dinleyen var mı kuşkulu! Geçmiş bayramınız kutlu olsun, nasıl olsa yakında ulusal egemenliğiniz de geçmişe ait olacak...