Aşkı, mutluluğu ve mucizeyi tek fotoğrafa sığdırıyorlar

Hayatın en tatlı anlarını anlatan Şahver Koçulu ve Burçin Çobanoğlu

Pazar, 25 Nisan 2010 - 05:00

Aşkı, mutluluğu ve mucizeyi tek fotoğrafa sığdırıyorlar

RÖPORTAJ: Mehmet Coşkundeniz
mehmet.coskundeniz@posta.com.tr

15 gün önce ikiz babası oldum ben. Eşim Derya, nur topu gibi iki kız bebek dünyaya getirdi. Derin ve Mavi oldu adları... Mavi benim aşkı tanımladığım renktir, bilenler bilir. Derin de eşimin seçimiydi. Derin Coşkundeniz, Mavi Coşkundeniz...
Aşk bebekleri onlar... Birbirini seven, ama gerçekten çok seven iki aşığın bebekleri...
Aşkı yeniden tanımlıyorum bugünlerde. Bir eşimin gözlerine bakıyorum, bir ikizlerimin yüzlerine...
“Tanrım” diyorum, “Ben bu kadar büyük bir mutluluğu hak ettim mi?”
Hak etmişim demek ki, mutluluktan uçuyorum.
Bugünlerde beni yolda, sokakta görürseniz, pişmiş kelle gibi sırıtmamın sebebi işte bu mutluluktur. Derya’dır, Derin’dir, Mavi’dir...
Doğum başlı başına bir mucize.
Eşim, epidural sezaryenle yaptı doğumu.
Çok istedim doğum sırasında ameliyathanede olmayı. Ama güvenemedim kendime.
Benim gibi sevdiklerine bir şey olacak diye ödü kopan adamların harcı değil doğuma girmek.
Girseydim, büyük olasılıkla doktorlar Derya’yı bırakıp benimle ilgilenmek zorunda kalırdı. Bayılırdım, ayıltamazlardı da...
Nitekim, meşakkatli bir doğum oldu bizimkisi. Bebekler alındıktan sonra eşimin kanaması artınca 1.5 saat kadar daha ameliyathanede kaldı.
Şimdi doğuma girmediğim için kendimi tekrar tekrar kutluyorum. Çünkü doğumu yapan doktorlarımız Op. Dr. Latif Küpelioğlu ile Op.Dr. Serdar Koç’a dünyayı dar edebilirdim.
İnanın bana doktorluğu bırakacak noktaya getirebilirdim onları.
Evet doğuma girmedim, o mucizeye tanıklık edemedim. Ama mucizeyi tarihe kaydeden birileri vardı doğumda.
Biri, canımız, arkadaşımız Ahu Şentürk... Kamerasıyla her anı kaydetti... Diğeri, doğum fotoğrafçımız Şahver Koçulu...
Aşk, mutluluk ve mucize... Bunların hepsi aynı fotoğraf karesine sığar mı?
Mutluluğun resmini herkes kendi fırçasıyla çizebilir belki ama, mucizeyi, içine aşkı ve mutluluğu da katıp, deklanşöre basarak tarihe kaydedebilir mi insan?
Şahver onu yapıyor işte.
Sadece doğumu fotoğraflamıyor, her anı, her mimiği, her gülümseyişi, her gözyaşını kare kare donduruyor. Şahver Koçulu 33 yaşında evli ve 1 çocuk annesi...
Ortağı Burçin Çobanoğlu 29 yaşında, evli, henüz anne değil ama niyetli... Ben ikisiyle de konuştum. Doğum mucizelerine nasıl tanık olduklarını, bu işi neden yaptıklarını, her şeyi sordum.

Bu iki mucize fotoğrafçısının neler yaptığını görmek istiyorsanız www.sahverkoculu.com ve www.burcincobanoglu.com internet adreslerine girin.
O sitede ‘Binbir Gece’nin Şehrazat’ı Bergüzar Korel ile eşi Halit Ergenç’in bebekleri Ali ile çektirdikleri fotoğrafları, oyuncu Ayşe Tolga’nın hem hamilelik hem de bebeğiyle çektirdiği fotoğrafları ve daha kimlerin kimlerin fotoğraflarını göreceksiniz.
Şimdi sizi onlarla baş başa bırakıyorum...

Doğum fotoğrafçılığına nasıl başladınız?
Şahver Koçulu: Ben zaten hobi olarak fotoğrafçılık yapıyordum. Fotoğraf bilgimi geliştirmek için bir atölyede çalışmaya başladım. Atölyedeki tüm fotoğrafçılar erkekti. Bir gün doğum için bir aile fotoğrafçı istedi. Beylerin hiçbiri gitmek istemeyince bana “İstersen sen git” dediler. “Giderim” dedim ama aslında dayanıp dayanamayacağımı bile bilmiyordum.
Fakat tahminimden iyi gitti. Sezaryenle yapılan bir doğumdu. Ameliyatı takip ettim ve olumsuz etkilenmedim. Fotoğraflar da çok iyi çıktı. Ben hiç para beklemiyordum ama aile fotoğrafları beğenince ısrarla para ödedi bana. Böylece benim doğum fotoğrafçılığı serüvenim başlamış oldu.

Burçin Çobanoğlu: Benim fotoğraf hobim üniversite yıllarından beri vardı. İlk doğum fotoğraflarımı tanıdığım bir doktor sayesinde çektim. Onun yaptırdığı bir doğuma girdim. Mucizevi bir olaya tanık oldum. Çok etkilendim. O andan sonra da doğum fotoğrafçılığına başladım.

Daha önce ne iş yapıyordunuz?
Ş.K.: Ben bir şirkette insan kaynakları bölümünde çalışıyordum. Masa başı iş yapıyordum ve çok da memnun değildim. Bir gün bu işi bıraktım ve fotoğrafçılık ile her şeye sıfırdan başladım.

B.Ç.: Ekonomisttim. Bir yatırım şirketinde çalışıyordum. Her sabah mutsuz kalkıp mutsuz şekilde işe gidiyordum. Çünkü yaptığım işten memnun değildim. Ben insan ilişkilerini, farklı ortamlarda bulunmayı seviyorum.

Doğum fotoğrafçılığına evlenmeden önce mi başladınız?
Ş.K.: Ben biraz erken evlendim. 23 yaşında... Doğum fotoğrafçılığına evlendikten, hatta bebeğim olduktan sonra başladım. Bu benim için bir avantaj. Çünkü doğumum çok zor oldu benim. Normal doğum olarak yola çıktım. 13 saat sancı çektikten sonra sezaryene aldılar. Hem normal doğumun acısını yaşadım, hem de sezaryenden sonra bir annenin neler yaşadığını öğrendim.

Senin doğumunun fotoğrafları çekildi mi?
Evet, bu işi Türkiye’de ilk yapmaya başlayan Şengül Pallı çekti benim doğum fotoğraflarımı. Kayınbiraderimin hediyesi olarak doğumuma o girdi.

Siz nasıl bir araya geldiniz?
B.Ç.: Şahver’in çalıştığı atölyede aynı dönemde ben de birkaç hocadan eğitim aldım. Zaten ayrı ayrı ikimiz de bazı işlerde çalışıyorduk. Doğum, düğün... Bir iş geldi, birlikte çalışalım dedik. Birlikte çalıştığımız zaman gördük ki aynı şeyi çık farklı gözlerle görebiliyoruz.
Ama her ikimizin çektiği de beğeniliyor. Sonra düğünlere birlikte gitmeye karar verdik. Çünkü düğünler çok yorucu oluyor. 15-16 saat çekim yapabiliyoruz. 1 yıl içinde tanındık. Sonra ikimizin ortaklığını resmileştirdik. Doğumlara da birlikte gitmeye başladık.

Doğumu mu, düğünü mü fotoğraflamak daha zor?
Ş.K.: Düğün biraz daha zor. Doğumda sezaryen rahat. Çünkü sazeryen biliyorsunuz randevulu yapılıyor. Ama normal doğumda saat belli olmadığı için sabaha karşı uyandırılıp yollara düşebiliyoruz.

Doğum fotoğrafçılığını daha çok kadınlar yapıyor değil mi?
Ş.K.: Aslında bu işi yapan erkekler de var. Ama kadınlar daha çok tercih ediliyor. B.Ç.: Doğum fotoğrafçılığı işi o kadar çok oturdu ki, daha hamilelik döneminde insanlar doğum fotoğrafı işini düşünüyor. Hatta düğünden daha fazla düşünüyor.
Çünkü Türkiye’de düğünden önce stüdyoya gidip fotoğraf çektirme geleneği çok yaygın. Ama doğum öyle değil. Anlık bir şey. Yani o an çekildi çekildi, çekilmezse bir daha tekrarı yok. Düğün fotoğrafında ise gerekirse evlendikten sonra bile tekrar gelinlik, damatlık giyilip fotoğraf çektirilebilir.

Kişi, sizinle anlaştıktan sonra işiniz nasıl başlıyor ve devam ediyor?
Ş.K.: Normal doğumsa bize gününü veremiyor ama en azından hafta aralığını verebiliyor. İkimiz de o hafta alarm halinde olabiliyoruz. Bizim ikili çalışmamızın bir avantajı da birimizden biri, örneğin hasta olup çekime gidemezse diğerimiz mutlaka gidiyor.
Sonra telefon geliyor, çantamızı hazırlayıp hastaneye gidiyoruz. Normal doğumlarda bekleme süremiz uzuyor. Doğumun olabilmesi için rahmin 11 santim açılması gerek. Bir santim, bir saatte açılıyor. Yani en azından 11 saatlik bir bekleme süresi var zaten. Biz sadece doğumhanede çekim yapmıyoruz.
Doğum sancıları sürerken, anneyi, babayı da görüntülüyoruz. Anne ile baba arasındaki sevgiyi yansıtıyoruz fotoğraflarımızda. Ben şunu söylemek istiyorum. Erkekler artık eskisi gibi değil. Eskiden annelerimiz tek başlarına doğururlarmış.
Ama şimdi erkekler eşlerinin yanında oluyor. Ben doğum anını birlikte yaşayan çiftlerin birbirlerine daha çok bağlandığını düşünüyorum.

B.Ç.: Normal doğumda eşler arasındaki bağ daha fazla ortaya çıkıyor. Biz tüm doğum sürecini fotoğraflıyoruz. İnsanların telaşını, yüzlerdeki ifadeleri, tepkileri...

Ş.K.: Neyse, doğum gerçekleşince biz bebeğin peşine düşüyoruz. Bebeğin ilk muayenesini görüntülüyoruz, annenin bebeği gördüğü anı görüntülüyoruz... Annenin bebeğini ilk kucakladığı anı görüntülüyoruz. Bakın bu öyle mucize ki, bebek doğduktan sonra ağlamaya başlıyor. Ama annesinin kucağına verildiğinde ve bebek annesinin kokusunu aldığında susuyor. Buna defalarca tanık olduk. B.Ç.: Zaten annenin o ilk kokusuna ‘cennetin kokusu’ derlermiş...

Sezaryende eğer epidural değilse anne baygın. O zaman neleri görüntülüyorsunuz?
Ş.K.: Bebeğin hazırlanmasını, annenin göremediği aşamaları an an fotoğraflıyoruz. Anne o anı bizim fotoğraflarımızla görebiliyor. Eşinin ilk tepkisini, ailesinin ilk tepkisini yine bizim çektiğimiz fotoğraflarla görüyor.
Çünkü biz o mutluluğu fotoğraflıyoruz. Anne ameliyattan çıktıktan sonra, neticede büyük bir yarası var, ağrısı var. “Ağrıyor” derken, bebek odaya getirilip kucağına verildiğinde ağrı diye bir şeyi kesinlikle hissetmiyor. Bunu gördük biz. Doğum anından sonra ertesi gün yine hastaneye gidiyoruz.
Anne, bebekler toparlanmış oluyor ve o zaman poz verdirerek aile fotoğraflarını çekiyoruz.

B.Ç.: Bizim çalışma sürecimiz doğumla başlamıyor aslında. İnsanlar bizi hamileliklerinin yedinci ayında arıyorlar. Hamilelik fotoğraflarını da çektirenler çok. Onu da stüdyoda çekiyoruz.
Sanatsal olarak. ‘Nü’ (çıplak) de çalışıyoruz. Birçok hamile kadın ‘nü’ fotoğraf çektirebiliyor. Bu konuda bize güveniyorlar, bunu hissedebiliyoruz.

Doğum sırasında babalar size “Şu taraftan çek” falan diye direktif veriyor mu?
B.Ç.: Bu mümkün değil. Çünkü zaten kendi dertlerindeler. Biz bunu düğünlerde yaşıyoruz daha çok. Yaşadığım bir olayı anlatayım. Gelin evden çıkarken sürekli ağlıyordu ben de fotoğraflıyordum. Asansöre bindik, gelin, damat ve ben. Kız döndü bana “Ağlarken çektin mi?” diye sordu.

Düğününü fotoğrafladığınız kişinin doğumunu fotoğrafladığınız da oldu mu?
Ş.K.: Çektik ve çok da güzel oldu. Düğünde zaten herkesle tanışmıştık. Aile beni doğum için geldikleri hastanede de görünce “Ooo Şahver yine mi sen?” dedi. Bir de benim doğumuna girdiğim herkesle arkadaşlığım sürüyor. Zaten birçoğunun çocuklarının doğumgününü de fotoğraflıyoruz.

Bir çeşit aile fotoğrafçılığı yani...
Ş.K.: Evet öyle oluyor.
B.Ç.: Aile fotoğrafçılığı yurt dışında yaygın zaten. Türkiye’de de yavaş yavaş oturuyor.

Bu kadar mucizeye tanıklık ettiniz. Doğumu artık kanıksadınız mı?
Ş.K.: Benim için her doğum ayrı bir olay. Ben çok severek yapıyorum. Yoksa kim kalkar sabahın 4’ünde 5’inde çekime gider.
B.Ç.: Hele doktorlar kadar kazanamazken...

Eşleriniz işinize nasıl bakıyor?
Ş.K.: Benim eşim her konuda yardımcı bana. İşime saygı duyuyor.
B.Ç.: Benimki sabahın köründe doğuma gideceğim zaman, kendisi de erkenden işe gitmek zorunda olduğu halde “Seni ben götüreyim” diyor.
Ş.K.: Aslında onların hayalleri var. Bizi çalıştırıp kendileri gün boyu Bağdat Caddesi’nde kafelerde oturmak istiyorlar (kahkaha atıyorlar).

100’e yakın doğuma girdik
Kaç doğuma girdiniz?
Ş.K.: 100’e yakın doğuma girmişizdir.

Hep güzel anları fotoğraflıyorsunuz ama hiç ‘acı’ anlara tanık oldunuz mu?
Ş.K.: Çok şükür benim olmadı...
B.Ç.: Benim geçen hafta bir tane oldu. Aslında kötü demeyelim de şaşırtıcı bir andı. Epidural sezaryende (vücudun sadece alt bölümünün uyuşturulduğu doğum şekli) bazı hastalar hissettiklerini söylüyor.
Aslında bu mümkün değil. Neyse, doğum yapacak hanıma iğnesi yapıldı, eşi de içeride. Kadın hissettiğini söyledi ve bağırmaya başladı. Biz o sırada eşiyle göz göze geldik. Onun rengi de bembeyaz olmuştu.
Ben erkeğe, “Oluyor böyle şeyler merak etmeyin” dedim ve onu yatıştırdım. Ardından kadına sakinleştirici verildi ve durum kontrol altına alındı.

Ben doğuma girseydim beni de öyle bembeyaz görürdün Şahver
Ş.K.: Doktorlar zaten babaya bakıyorlar, yani o içerideki durumu kaldıramayacak bir haldeyse girmesine izin vermiyorlar.

Bedeli 500-800 TL arasında
Bu işin kazancı iyi mi?
B.Ç.: Pek değil. Çünkü doğum fotoğrafçısı çok var. Ama ben bu konuda yaralıyım biraz. Herkes fotoğrafçı değil. İşinden ayrılmış, evde oturan kadınlar bir fotoğraf makinesi alıp doğum fotoğrafçılığına soyunuyor.
Maliyet hesabı bile yapmıyorlar. Bu iş maliyetli bir iş. Fotoğraflar çekilecek, photoshop yapılacak, bastırılacak, albüm haline getirilecek, DVD’ye kopyalanacak... Ama bunları herkes yapamıyor. Biz reklam ve moda fotoğrafları da çekiyoruz. Photoshop konusunda çok iyiyiz.

Yani doğum fotoğrafçılığı, “Gir doğuma, şip şak çek, bitti” demek değil...
B.Ç.: Hayır asıl iş daha sonra başlıyor. Biz fotoğrafları alıp atölyemize döndükten sonra üzerinde 1 ay çalışıyoruz. Çekilmiş yüzlerce karenin içinden en iyilerini seçiyoruz. En iyi ışığı, en iyi rengi oluşturmaya çalışıyoruz.
Fotoğrafları işledikten sonra müzikli klip haline getiriyoruz. Küçüklü büyüklü kartlara bastırıp aileye veriyoruz. Bir de biz olayı kronolojik sıra ile hikaye ediyoruz. Aile o fotoğraf albümüne baktığında doğumu baştan sona görebiliyor.

Doğum fotoğrafçılığının aileye faturası nedir peki?
Ş.K.: Çeşitli paketler halinde fiyat skalamız var. 500 ila 800 lira arasında değişiyor. Bu fiyata her şey dahil. Düğün fotoğrafları ise 1500 liradan başlıyor. Düğün pahalı çünkü çok daha fazla zaman ve emek harcıyoruz.

7