'Aşkın draması acı, kreması vefadır'

Reklam danışmanı, şovmen ve köşe yazarı olan Prof. Dr. Ali Atıf Bir renkli bir kişilik. Biz onunla medya sektöründen, aşktan, sevgiden söz ettik

a
a
Cumartesi, 13 Kasım 2010 - 05:00


'Aşkın draması acı, kreması vefadır'

RÖPORTAJ: SAYIM ÇINAR
sayımc@superonline.com

Köşe yazılarınızı bir süredir Bugün Gazetesi’nde sürdürüyorsunuz. Önceki gazeteniz Hürriyet’i özlüyor musunuz?

Hürriyet’teki arkadaşlarımı özlüyorum. Ama “Keşke hâlâ Hürriyet’te yazsaydım” gibi bir özlemim yok. Öyle biri değilim zaten. Ama şu anda medyadaki rolüm itibariyle Hürriyet’in bana kattıklarını unutmam mümkün değil.
Bu anlamda da Hürriyet’te gördüğüm hataları yazarım ama ne Hürriyet’in kurum olarak kendisine ne Aydın Doğan’a ne de Doğan Ailesi’ne karşı bugüne kadar hiç yazı yazmadım, yazmam da.

Televizyonda rahat görünüyorsunuz...

Ekranda olduğumu unutuyorum, kamera ile ilgilenmiyorum. Akademisyeni “sırça köşkünden” indirip hayatın içine sokabildiysem ne mutlu bana! Böyle davrandığım için camiadan kızanlar çok fazla. Ama mahalle baskısına boyun eğme yaşım çoktan geçti.

Ekrandaki rahatlığınız neye bağlı?

Sanırım bunu ilk, orta, lise, üniversite yıllarında yaptığım tiyatroya, 1985’ten beri üniversitede verdiğim derslere ve 2003 yılından beri Atıf Hoca ile Reklam ve Rekabet (şimdilerde Reklam ve Ekran’a) programına borçluyum.
İyi televizyoncu, ekranın, uygulayarak gösterme özelliğini bilen ve bu özelliği izleyiciyi ekrana kilitlemek için müzik ve sesle eşleştiren kişidir.

Sizce gazetecilik mi yoksa akademisyenlik mi daha heyecanlı?

Kurum içi çatışmalar ve var olma mücadelesi açısından ikisi de çok heyecanlı. Akademisyenlikte çoğu zaman dar alanda da olsa “ün” çok heyecan verebiliyor. Ama akademisyenliğin meraktan beslenen kendine has bir tılsımı, hırsları var.
Başkanı olduğum Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü’ne bu yıl Türkiye birincisini aldık örneğin. Yaz kampı yaptık, yüksek lisans ve doktora programlarımız kapalı gişe oynuyor.
Bunlar başka hırslar ve zevkler. Ancak üniversitede üretiminiz sınırlı, medyada ise yığınlarla buluşabiliyorsunuz. “Aşk, akıl hastalığı.”

Pekala hocam, aşk her şeyi affeder mi? Aşk insanın kendisini aldatması mıdır?

Aşk birçok şeyi affeder. Hatta her şeyi halleder. Aşk insanın kendini niye aldatması olsun ki? Aşk bir tür akıl hastalığıdır. Her akıl hastalığı gibi de engellenebilir bir şey değildir.

Belki de Aşık Veysel’in dediği gibi “Kavuşamazsın, aşk olur”.

Aşkın tek çeşidi olduğunu sanmıyorum. Aradaki engellerin, ulaşılmazlığın aşkı daha da körüklediğini biliyoruz. Bana sorarsanız gerçek aşk bir insanı bilmekle, tanımak arasındaki süreç.
O süreçte hala aşkınızı koruyorsanız, tanıdıkça daha fazla aşık oluyorsanız, aşkın ömrü üç yıl değil, 30 yıl oluyor. Ara sıra acı olursa aşk daha güzel olur. Ümit Besen’li reklamdan alıntıyla söylersem, acı aşkın draması ise vefa kremasıdır!

Siz sevginizi en çok nasıl gösterirsiniz? Güzel sofralar hazırlayarak mı yoksa dokunarak, öperek, sarılarak mı?

Sarılarak gösteririm. Sonra da kafasından öperim. Hiç tahmin edilmeyen zamanlarda hediye almak da sevgimi gösterme tarzım.

Türkiye’de gazeteciler neden fazla dedikodu yapar?

Türkiye’de köşe yazarlığı halleri farklı. Uzmanlık üzerinden işlemiyor. Gözleme dayalı yorum üzerinden işliyor. Köşe yazarları da gözleyecek bir şey olmayınca birbirlerini gözleyip olay çıkarıyorlar ki gündeme gelebilsinler. Gündemde olduklarını hissetmenin bir yolu da ‘Medyatava’ gibi medya sitelerine alınmak. Şöhret hastalığına yakalanmış yazarlar bu tür sitelere konuk olunca mutluluk duyuyorlar (gülüşmeler). “En büyük başarı Posta Gazetesi’nin.”

Medya kuruluşlarında çalışan genç arkadaşlara neler önerirsiniz?

‘Büyük resmi’ görmelerini... Eğitimin bittiğini düşünmemelerini... Sürekli Türkiye’nin sosyolojisi, tarihi konusunda okumalarını... Yabancı medyayı takip etmelerini...
Herkesin izinden giderek bir şey yapamayacaklarını bilmelerini... Kendi tarzlarını yaratmaları ve bu tarzdan vazgeçmemelerini öneririm. Bir de sabırlı olsunlar. Sektörde taşlar çabuk yerinden oynuyor. Her an yükselebilirler.

Şu anda iyi gazeteciler kim sizce?

İlk 3’ü sayayım: Türkiye’nin en büyük gazete başarı öykülerinden biri Posta’nınkidir. Posta hâlâ satın alınan gazeteler arasında tiraj birincisi. Bu noktaya da Hürriyet ve Sabah’ın arasından sıyrılıp geldi. Bu başarının sahibi Rıfat Ababay ilk sırada.
Hürriyet’i Başbakan’ın deyimiyle “damar yakalayıp” kuran Sedat Simavi ikinci sırada. Hürriyet’i hâlâ en çok konuşulan, en çok saldırılan gazete durumuna getiren Ertuğrul Özkök üçüncü. Benim için önemli olan skor. Skordan gerisi artistik hareketler. O da reklam almıyor! “Birkaç cinayet sahnesiyle Hollywood filmi olmaz”

Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi ‘New York’ta Beş Minare’ için “Yalan marketing” yapıldı diye kızdınız. Neden?

Git bak bakalım yalan mı değil mi? Klişe bir kaç bombalama, adam öldürme sahnesi çekip bir de zorla ağlatma sahnesi ekleyince Hollywood filmi olmuyor. Karakter orijinalliği taşıyan Recep İvedikler bile ‘New York’ta Beş Minare’den daha iyi.