'Aşkta algım düşük çünkü işkoliğim'

Dizilerden tanıdığımız Binbir Gece'nin Burak'ı, 'Kapalıçarşı'nın 'Arda'sı Mert Fırat ile hayatını ve aşkı konuştuk..

'Aşkta algım düşük çünkü işkoliğim'

Röportaj: Merve Özaytekin

[email protected]

Onu dizilerin çapkını olarak tanıdık. ‘Binbir Gece’nin Burak’ı, ‘Kapalıçarşı’nın ‘Arda’sı Mert Fırat’tan bahsediyorum. O, senaryosunu kendi yazdığı ‘Başka Dilde Aşk’ adlı filmde canlandırdığı sağır-dilsiz rolüyle 3.Yeşilçam ve 15. Sadri Alışık ödüllerinde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ seçildi.

Filmdeki oyunculuğuyla Mert Fırat herkesi etkiledi. Onunla son olarak rol aldığı ‘Testosteron’ adlı tiyatronun sahne aldığı Moda’daki ‘Oyun Atölyesi’nde buluştuk. Seyrettiğimizin aksine gerçek aşk adamı olduğunu gördüğüm Mert Fırat’la hayatını ve aşkı konuştuk...

Sizin hikayeniz nasıl başlıyor?

Baba tarafım Antakyalı, anne tarafım Kayserili. Bense Ankara’da doğdum. Babam eski ses sanatçısı Nihat Fırat. Ankara Radyosu ve TRT’de çalıştı. Annemin de Ankara’da ev yemekleri yaptığı restoranı, bir de butiği vardı. Ortaokuldan beri lise oyunlarında rol alırdım. Moliere’in, Shakespeare’in eserlerini okurdum. Hayalim hep oyuncu olmaktı.

Babanız da sanatçı... Halinizden anlayıp size yardımcı oldu mu?

Tam tersine. Ailem “Aç kalırsın, oyuncu olma” dedi. Önce İsveç’te radyo-televizyon bölümünde okudum, sonra bu bölümü yarıda bırakıp Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü’ne girdim. Ailem ancak beni bu kadar kararlı görünce ikna oldu.

Neden İsveç’te okumak istediniz?

Kız arkadaşım İsveçliydi. Onun peşinden gittim.

Aileniz ses çıkarmadı mı?

“Gitme” dediler ama benim maddi birikimim vardı ve gittim.

Üniversite çağındaki çocuğun ne kadar birikimi olabilir?

Üniversite sınavından sonra yazın Alanya’da garsonluk yaptım. İyi de para kazandım. O para da İsveç’e gitmem için vesile oldu. İsveç’te de garson, aşçı olarak çalıştım. Aynı zamanda üniversiteye gittim.

Peşinden İsveç’e gittiğiniz kız arkadaşınızla nasıl ayrıldınız? Tiyatro aşkı mıydı, mücadeleden mi sıkıldınız?

Hayır. Her ilişkinin bitiş tarihi var ve bitti. İsveç’teki yaşantımda çok zorlandım. Ama mücadeleden de hiçbir zaman sıkılmadım. Tersine hırslandım. Oyuncu olmam da orada imkansızdı. Bu mesleği ana dilimde yapmalıydım. Gelir gelmez de Ankara’da tiyatro bölümüne girdim.

İstanbul’a gelmeye nasıl karar verdiniz?

Ankara’da mezun olduktan sonra 2006’da Oyun Atölyesi’nde William Shakespeare’in ‘Hırçın Kız’ adlı oyunu için sınava girdim ve seçildim. Oyun Atölyesi’nde her gün oynayacağım belli olunca İstanbul’a yerleştim. Ardından da ‘Yersiz yurtsuz’, ‘Binbir Gece’, ‘Kapalıçarşı’ gibi diziler gelince burada kaldım.

Oyun Atölyesi’nin sahibi oyuncu Haluk Bilginer’le karşılaşınca ne hissettiniz?

Seçmelerde Haluk Bilginer’i görünce çok heyecanlandım. “Almazlar” dedim ama aldılar. Zaten Haluk Bilginer Oyun Atölyesi’nde patron gibi değil. O bizim ustamız. Onunla çalışmak çok keyifli.

Sizi ‘Binbir Gece’ ve ‘Kapalıçarşı’ dizilerinde de seyrettim. Ama beni hiçbirinde ‘Başka Dilde Aşk’taki kadar etkilemediniz. Sağır dilsiz bir adamı nasıl bu kadar başarılı canlandırdınız?

İki buçuk ay kadar işitme engellilerle çalıştım. İşitme Engelliler Milli Federasyonu’nun başkanı Ercüment Tanrıverdi’nin eşi Seçil Tanrıverdi de işitme engelli. Onlardan işaret dilini öğrendim. Benimle birlikte Lale Mansur ve Saadet Işıl Aksoy da işaret dilini öğrendi. Ayrıca oradaki işitme engellilerle tiyatro çalışmaları yaptık. Böylece sorunlarını, yaşayış tarzlarını oyuncu gözüyle analiz ettm.

Çevrenizde işitme engelli arkadaşınız var mıydı?

Evet. Ortaokulda Seda adında işitme engelli bir arkadaşım vardı. 4 yıl birlikte okuduk. 15 yıldır onu görmememe rağmen Seda’nın duygusu bende kalmış.

Neydi sizi etkileyen?

Seda’yla iletişime geçerken zorlanmıyorduk. O da aynı şekilde. İşitme engellilerle çalışmalarım onu yeniden hatırlamama yol açtı. Zaten işaret dilinin büyüsüne kapılmamak elde değil. Her işareti mimiklerle, jestlerle destekliyorsun, karşı tarafın lafı bitmeden lafa giremiyorsun. Onları tanıdıkça hayata bakışlarından, yaşayışlarından etkileniyorsun.

Senaryoyu filmin yönetmeni İlksen Başarır’la birlikte yazmışsınız. Senaryo yazmaya nasıl cesaret ettiniz?

İşitme engelli kütüphaneci gençle, çağrı merkezinde çalışan kızın aşkını anlatan bir hikaye kafamda uzun zamandır vardı. İlksen’le başka filmde birlikte çalışacaktık ama proje gerçekleşmedi. İlksen’le kafamdaki hikayeyi paylaştım ve “Bunu kime yazdırabiliriz” dedim. “Sen hiç yazı yazdın mı?” dedi. “Birkaç skeç” dedim. İlksen “Tamam o zaman birlikte hallederiz” deyince hemen çalışmalara başladık. Bir sene içinde de film çıktı.

 Konu duygusal olduğu için tutar diye mi düşündünüz?

Filmin bu kadar sevileceğini düşünmedim. Evet, malzeme insanlarda acındırma duygusu yaratacak bir konu. Ama seyircinin filmden kopmamasını, bilinçli seyretmesini, ağlamayıp boğazında düğümlenmesini istedik. Öyle de oldu.

Saadet Işıl Aksoy’la çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Saadet’le Kadir Has Üniversitesi’nde master yaptık. Hamlet ve Ophelia’yı karşılıklı oynadık. O günden beri “Aynı filmde çalışsak ne iyi anlaşırız” diyorduk. Film projesi olunca aklıma ilk gelen o oldu. O da kabul etti.

Saadet Işıl Aksoy’la filmdeki sevişme sahneleri en dikkat çeken bölümlerden. Filmin daha çok ses getirmesi için bu sahneler olmalı mıydı?

Hayır, hedefimiz bu değildi. O sahne bizim için çok kilit bir sahneydi. Orada amaç sevişmeyi göstermek değil, çok içgüdüsel olan sevişme sürecine yabancılaşma durumuna dikkat çekmekti.

Bu ne demek oluyor?

Bazı insanlar sevişirken ses çıkarır. Filmdeki sağır çocuk da sevişirken ses çıkarıyor. Kız da sevişirken kalkıp gidiyor. Zeynep karakteri adamdan çok etkilense de, sesi duyunca adamın büyüsü yok oluyor. Toplumda da engelli ses çıkardığında, değişik bir hareket yaptığında hemen onu yabancılaştırırız, öteki durumuna getiririz. Filmde de kız bunu yapıyor, hoşlandığı adamı yabancılaştırıyor. Sonra da yaptığından pişmanlık duyuyor. Biz bunu göstermek istedik. Ayrıca bu sevişme sahnelerinde ne kızın ne de erkeğin hiçbir yeri görünmüyor.

Siz sağır-dilsiz biriyle aşk yaşar mısınız?

Filmden önce birlikte olabilirdim, şimdi de olabilirim. Engelli olmayı herkes gibi algılamıyorum.

Sizin için çekici olan ne?

İletişimin saflığı, göz göze bakmaları, o bakışların gerçekliği ve tüm bedenleriyle karşısındakini etkilemesi bana çok çekici geliyor. Benim için birlikte olacağım kişinin ünlü olması, oyuncu olması da gerekmiyor. Fiziksel özellikler de önemli değil. Bizim mesleğimizde sadece anlayışa ihtiyaç var. Evleneceğim kişi için de bu geçerli. Yeri geliyor sevgilinizle 15 gün görüşemiyorsunuz. O yüzden fiziksel özelliklerden çok zeka beni çarpıyor.

Hadi canım, sizin gibi düzgün fiziğe sahip biri mesela aşırı şişman biriyle birlikte olamaz! Nasıl fiziğe önem vermiyorum diyorsunuz?

Neden olmasın? Olurum.

Zannetmiyorum! Öyle mi diyorsunuz?

Ön yargılı olmamak gerek. Kimi kimin ne zaman çarpacağı belli olmaz!

‘Kızları kol kaslarımla etkileyemiyorum’

Hataylı ve Kayserili olmanın ne gibi özelliklerini taşıyorsunuz?

Yemek yemeği ve yemek yapmayı da çok seviyorum. Hataylı gibi çok sıcak kanlıyım. Kayserililer’e tutumlu derler. Tam aksine elim çok açık, hatta parayı elimde tutamıyorum.

Filmde kürek çekiyorsunuz. Gerçek hayatta da kürek çeker misiniz? Kızları tavlamada kaslarınız işe yarar mı?

12 yaşından beri kürek çekiyorum. Zannedildiği gibi pahalı bir spor da değil. Çünkü malzemenin çoğunu kulüp veriyor. Kız meselesine gelince... Göller hep uzakta. O yüzden kaslarımı gösterecek kız da yok, ne yazık ki kızları onlarla etileyemiyorum.

Kız arkadaşınız için İsveç’e kadar gitmişsiniz. Var mı başka sürpriz hikayeniz?

Alanya’da garsonluk yaparken kız arkadaşımın doğum günüydü. Bir ağabeyimizin teknesini aldım ve iskeleye masa kurduk. Sevgilimi masaya oturttum, mum ışığında içeriden pişirilenleri arkadaşlarım getirmişti.

Romantizm sizin için çok önemli anlaşılan...

Evet. Romatizmi, romantik atmosferi seviyorum.

14 Şubat kutlanmalı mı peki?

Hayııır, Sevgililer Günü’ne karşıyım! Her gün sevgililer günü olsun ama 14 Şubat’ta romantik takılalım diye de romantik olunmaz! Doğum günleri kişinin doğduğu gün olduğu için benim için kutsal.

Kolay kız, zor kız ayırımınız var mı?

Eskiden öyle ayırımlar yapardım. Şimdi sınıflandırmıyorum ama tabii ki herkesin kendine göre yaşayış biçimi var. İki taraf da zıtsa mutlaka zorluk oluyor. İlk adımın benden ya da karşı taraftan gelmesi fark etmez. Eğer kadın baskınsa o aşkını itiraf eder. Kendini ifade etmekte zorlanan biriyse ben yaklaşırım. Aşk tango gibidir. İki adım öne, iki adım geriye... Kendinizi ilişkinin müziğine bıraktığınızda dans başlar...

Vay... Sizi bu tangodan ne soğutur?

Yalan.

Kıskanç mısınız?

Hayır, yapmam da yapılmasından hoşlanmam da. Sahiplenirim. Zaten beraber olduğum kişiye güvenmiyorsam birlikte de olmam.

İlişkide zor musunuz?

Sürekli işle uğraşıyorum. Algım dağınık olduğu için de zor bir aşığım. İşkolik durumundayım. Taktiklerle, stratejilerle kimseyi bunaltmam.

Kendinizi yakışıklı buluyor musunuz?

Her gün facebook’tan mesajlar alıyorum. Sokakta görenler de iltifat ediyor ama ben kendimi yakışıklı bulmuyorum. Normalim.

Sizden Kenan İmirazlıoğlu gibi bir kabadayı çıkar mı?

Her oyuncu her rolü oynamak için eğitilmiştir. Benden işitme engelli çıkacağını da kimse tahmin etmezdi, ama oldu.

Dizilerde sizden niye çapkın, vurdum duymaz karakterler yaratıyorlar. Özünüzde çapkınlık mı var?

Neden bu roller için beni uygun gördüklerini bilmiyorum. Özde yok ama tabii her erkek doğası gereği çapkındır. Suçu hormonlara atalım da sıyrılalım değil mi?

Yeni projesi ensest üzerine

Bundan sonraki filmimiz ‘ensest ilişki’ üzerine olacak. Bunun hakkında tez ve birçok çalışma takip ediyorum. ‘Başka Dilde Aşk’ta amacımız sosyal sorumluluktu. Filmden sonra Bilgi Üniversitesi’nde işaret dili dersleri verilmeye başlandı. Çağrı merkezleri daha iyi örgütlendi. Ensest ilişki konusunda amacımız bu değil. Sadece ensest probleminin çözülmesi için ensestin saptanmasına yardımcı olacağız.

 

8