'Aşkta sayfaları çevirmek zorlaştı'

Billur Kalkavan'ı uzun yıllar 'sosyetik güzel' olarak tanıdık. Yaptırdığı dövmeler, genç sevgilileri, rahatça cinselikten konuşması bazılarımız için 'marjinallik' sayıldı. Kimileri de ona cesur tavırlaınan dolayı 'delikanlı kadın' sıfatını yakıştırdı.

Pazar, 27 Aralık 2009 - 05:00

'Aşkta sayfaları çevirmek zorlaştı'

Varlıklı bir aileden geliyorsunuz. Çocukluk yıllarınıza dair aklınızda yer edenler neler?

Beylerbeyi’nde bahçeli bir evde doğdum, sonra Çiftehavuzlar’a taşındık. Köpeklerimiz, havuzda kurbağalarımız ve balıklarımız vardı. Köpeğin ve havuzun suyundan içerdim. Dadılar, aşçılar ve uşaklarla büyüdük. Kardeşim Rıza’yla lüks içinde büyümemize rağmen şımarık olmadık. Gençliğim ise çok çılgın geçti.

Babanız 1914 doğumlu. Anneniz ve babanız sizi geç yaşta dünyaya getirmiş. Yaş farkı ilişkinize nasıl yansıdı?

İkisinin de ikinci evliliği. Babam ilk evliliğini Camille Chappell adlı yabancı bir kadınla yapmış. Annemle de seneler sonra evlenmiş. Babam bana aşıktı. Annem Nuyan Kalkavan, Billur’u babası şımartamadıysa kimse şımartamaz derdi.

Babanız Nazım Kalkavan Oxford mezunu. James Bond romanlarının yazarı Ian Flemming’in biyografilerinde İstanbul günlerinin kahramanı olarak onun adı geçiyor. Ailede konuşulur mu?

Bilinir. Babam Hollywood’da çalıştığı yıllarda Flemming’le arkadaş olmuş. Sonra da John Pearson adlı İngiliz yazar Flemming’in hayatını kaleme aldığında babam da ona röportaj vermiş.

Anne-babanızın nasıl bir hayatı vardı?

Babam aileden armatördü. Para yiyordu diyelim. Evde davetler verilirdi. Annem çalışmıyordu, babamla seyahat ederlerdi. Özgür yetiştirildim. Babamın ilk eşiyle bile sonraları Amerika’da görüştüm.

Babanız neden öldü?

Kalp yetmezliği. Bence yaşadığını yaşamıştı, yorulmuştu, kendi kararıyla bu hayatı bıraktı.

Okul hayatı nasıl geçti?

Ortaokulda İngilizce öğrenmeye Amerika’ya gittim. Geldiğimde Kadıköy Maarif Koleji’ne girdim, lise ikide de okulu bıraktım.

Neden?

Anarşizm vardı. Politik olaylardan bihaberdim. 78’de okula gidip gelirken zorlandım ve okulu bıraktım. Sınıfta da kaldım zaten. Ve hemen çalışmaya başladım.

Liseyi bitirmeden profesyonel hayata atılmak sizi zorlamadı mı?

Ailede kültürlü yetiştiğim için kimse bana “Hangi okulu bitirdin?” diye sormadı. Seneler sonra, 84’te, Amerika’da lise bitirme imtihanlarına girdim.

İlk nerede çalıştınız?

16 yaşında Mudo’da işe girdim. Sonra da Ömer Çavuşoğlu ve Ahmet Kozanoğlu’nun şirketlerinde çalıştım.

18 yaşında Güneş Gazetesi’nde Güneri Civaoğlu’nun asistanı oldunuz değil mi?

‘Sekreteri’ diyelim! Sekreter bile çok yüksek bir mertebe. Benim işim sadece telefona bakmak ve randevu almaktı. Güneri Bey bile hala ‘Güneri Bey’in sekreteriydim’ dediğimde, ‘Hayır asistanımdın!’ diyor. Gece 3’lere kadar çalışıyordum sonra anyayı konyayı gördüm!

O kadar zenginken neden sabah üçlere kadar çalışmaya razı oldunuz?

Aklım beş karış havadaydı. Hisar Bank’la ortak Güneş Gazetesi kurulunca Ahmet Kozanoğlu “Güneri Civaoğlu’nun yanında çalışır mısın?” dedi. İyi de maaş önerdiler. “Tamam” dedim.

Aileniz sekreter olarak çalışmanızı nasıl karşıladı?

Çalışmasam olurdu ama bu yaradılış. Babamın zengin sosyetik arkadaşlarından biriyle evlendirilirdim. Ama karakterim buna uygun değil. Zaten öyle görgüsüz bir aile de değiliz. Annem ve babam Güneri Bey’in yanında çalışmamdan gurur duydu.

Ne oldu da gazeteciliğe yönelmediniz?

Aklım Amerika’da kaldı. Güneri Bey gazeteyi sattı. Mehmet Ali Yılmaz gazeteyi satın aldı. Karadeniz kökenli bir aileden olduğum için Mehmet Ali Yılmaz’ın adamları “Kal bizimle. Seni yetiştiririz, şirketlerden birinin başına getiririz” dedi. Şirket başına geçebilecek kafaya sahip değildim, zibidilikten ve delilikten ölüyorum! Gazete kapanınca Amerika’ya gittim ve 4 sene kalıp geri döndüm. Orada yarım yamalak okula gittim. Azdım, kudurdum... Sonra sıkıldım.

O yıllarda Amerika’ya çekip gitmek herkesin yapabildiği bir şey değildi. Bu sizde ne gibi farklılıklar yarattı?

Aya gitsem değişmem, o kadar sağlam bir yapıya sahibim! O yıllarda sadece kanım deli akıyordu, gerçek bir marjinaldim yani her şeyi herkesten önce yapıyordum. Hayatta tek suçum Türkiye’de bir şeyleri önceden yapmak oldu. Aslında kimsenin yapmadığı hiçbir şeyi yapmadım. Ama artık herhangi biriyim. Hiçbir acayipliğim kalmadı.

Dövme, rahat tavırlarınız Türkiye’de size marjinal denmesinin sebeplerinden olsa gerek...

Amerika’dan sonra Türkiye’de çok çektim. Her şey çok karanlık ve depresif geliyordu. Sarışınlığım ve dövmeli olmam marjinallik olarak değerlendiriliyordu. Ama kardeşimle ben doğuştan sarışınız. Ortaokulda bile saçlarımı boyattığım düşünülüyordu. Tenefüse çıkamıyordum, taciz ediyorlardı.

İlk dövmenizi Amerika’da mı yaptırdınız?

Hayır. 80’li yıllarda İsviçre’de yaptırdım. İnadım inat, Zürih’te her yerde dövmeci aradım. Yolda dövmesi olanları durdurdum. Onlar da “Burada değil Almanya’da, Yugoslavya’da yaptırdık” dedi. Çıldırdım. Sonunda bir dövmeci adresi buldum. Kapısında bekledim bir akrep dövmesi yaptırdım.

Ne gibi tepkiler aldınız?

Annem: “Her yaptığına göz yumuyoruz, şimdi baban bunu görünce kızacak!”. Babamdan cevap: “Billiciğime her şey yakışır!” Annem: “Tüh buna da kızmadı”. O yıllarda bir de punk’tım düşünsenize...

Kaç dövmeniz var?

8-9. En çok kolumdaki çiçekleri seviyorum, yeni yaptırdım, bacağımda da devamı var.

Alışkanlık mı yaratıyor? Canınız acımıyor mu?

Zevkli bir acı. Hep yenisini istiyorsun, hastalık gibi. Alışkanlık değilse bile vücuduna yeni bir süs yaptırıyorsun.

Kalkavan soyadı size iyi bir kartvizit oldu mu?

Evet. Ailemiz 5 bin kişi. Ailede çocukluğumdan beri tanınan biri oldum. Her zaman bana karşı inanılmaz saygı vardı. Soyadım beni korudu. Piyasada kadınların başına gelen hiçbir rezalet benim başıma gelmedi.

Hiç mi?

Zaten ben densiz bokun tekiyim. Bir de soyadım Kalkavan. Öyle bir yetiştirilmişim ki milletin koynuna girerek bir şey yapmayacağım belli! Kimsenin bana ne yavşadığını, ne küçümsediğini gördüm. İş bakımından daha az ama kaliteli iş geldi. Şimdi çok yetenekli gençler var, eskiden yat kalkla çok iş yapıldı. Belki güzel işler yapabilecekken yapamamışımdır.

Soyadınız zengin bir hayat sürmenize yetmedi mi?

Hayır. Çocukken her şeyi görerek büyüdüğüm için özentiliğim kalmadı. Artistlerin yüzde 99’u varoşlardan çıkma. Onlarda para hırsı oluyor. Benim hırsım olmadı. Sadece özgür bir hayatı hedefledim. Hem ruhu özgür, hem de özgürlüğünü doya doya yaşayan çok az insan vardır. Kendimi bu nedenle dünyanın en şanslı insanı hissediyorum.

Kendinizden küçük erkeklerle aşk yaşadınız. Eğlence hayatında isminiz sıkça yer aldı. Kalkavan Ailesi’nde bunu kaldıramayanlar oldu mu?

Aile dediğim insanlar annem, babam ve kardeşim, gerisi beni ilgilendirmez. Yaptıklarım muhakkak ki akrabalarımı rahatsız etti. Aynı kanı taşıdığım kişilerden bana selam vermeyen bile oldu. Benim kaybım değil onların kaybı. Ben bir Kalkavan tanısam n’olur tanımasam n’olur? Hiçbir zaman umursamadım.

‘Sosyetik güzel’ sıfatıyla anıldınız. Sosyetiğin anlamı eski yıllarda neydi?

Sosyete cemiyet demektir. Ama bizde o dergilere çıkan, üst mertebede yaşayanlara deniyor. Eskiden bana sosyetik dendiğinde çok kızıyordum. Sonra sosyete denilen hayatın içinde var olmamaya başladım. Onlar da beni ‘sosyetik’ olarak yazmaktan sıkıldı.

Gençliğiniz sosyete dediğimiz zümrenin içinde geçti. Sonra bir anda elinizi ayağınızı çektiniz? Sizin tercihiniz miydi yoksa dışlandınız mı?

Aileden geldiğim yeri inkar etmiyorum. Hala o zümrenin içindeyim, kaliteli ailelerden kalan 3-5 kişiyle görüşüyorum. Eskiden sosyetede görgülü insanlar vardı. Şimdi yok. Şu an kendilerine ‘sosyete’ diyen birtakım insanların arasında da olmak istemiyorum. Sosyeteden de hiç arkadaşım yok, mesleğimi yapıyorum.

Şimdi neden gece hayatını değil de evde oturmayı tercih ediyorsunuz?

Senelerce çok eğlendik, çok gezdik. Yoruldum. Çocuk değilim ki! 35 yaşında geceleri gezmeyi bıraktım. 10 sene oluyor. Allah bana acıdı da gece program yapmak için işe geliyorum. Evden dışarı çıkmıyordum.

TürkMax ekranlarında ‘Konuşmazsak Çatlarım’ adlı programı sunuyorsunuz. Nasıl gidiyor?

Programım geç saatlerde olduğu için sabah geç kalkıyorum, hemen annemi ararım. Birlikte sinemaya gideriz. Haftada en az 3 film seyrederiz. Cadde’de kedilere mama dağıtırım. Artık kendimi eskisi kadar yormak istemiyorum. Anneanneye benziyorum yoksa!

Okan Bayülgen’e cinsellik ile ilgili program yapmak istediğinizi söylemişsiniz. Neden böyle bir isteğiniz var?

Okan’la Osman’a (Osmantan Erkır) programcı oldukları için gittim. İkisi de bana “Unut! Boşver” dedi. “Hayır, ben cinsellik konuşmak istiyorum!” dedim. “Program içinde konuşulabilir, konuyu cinselliğe çevirebilirsin ama cinsel içerikli program yapamazsın, RTÜK’ten geçmez” dediler.

Nasıl bir format düşünmüştünüz?

Yatak odası gibi bir yerde konukları ağırlayıp aşk hayatlarını, cinselliğe bakış açılarını konuşacaktık. Cinsellik demek porno demek değilki! Ama sana söz veriyorum, Türkiye’de cinsellikle ilgili bir program yapmadan ölmeyeceğim! Asli görevlerimden biri bu!

Billur Kalkavan dendiğinde cinselliğin akla gelmesi sizi rahatsız etmiyor mu?

Ne güzel ki cinsellikten konuşuyorum. Konuşamayanlar konuşamadıkları için bu kadar asık suratlı. Seks en sevdiğim konu. Politika mı konuşayım, çok sıkıcı! Evlilik mi? O zaten daha sıkıcı! En sevmediğim konu! Bundan memnun olmayan benimle konuşmaz olur biter.

Türkiye’nin böyle bir programa ihtiyacı var diye mi düşünüyorsunuz?

Evet. İnsanların hayatlarında cinsellik eksik. Cinsellik bizim oluşumuzun sebebi. Hayvanlar gibi sadece çiftleşmek için cinselliği yaşamıyoruz, zevk almak için de yaşıyoruz. Cinselliği yaşayamadığımız için mutsuzlar ülkesiyiz. Dini yanlış aktaranların etkisi büyük. İnsanlar cinselliği hiç konuşmuyor. Ondan sonra ensestte dünya ikincisiyiz, hayvanlarla ilişkide Allah bilir dünya kaçıncısıyız! Amerika’da vajinismus olduğunda şaşırıyorlar, burada vajinismus değilsen şaşırıyorlar.

Geçiminizi sağlamak için mi televizyon programı yapıyorsunuz?

İhtiyacım var tabii ki! İnsanlar zengin olunca çalışmayı durdurmuyor. Çalıştığı kadar yaşayan biriyim. Ailemden gelirim yok. Küçük yaşta özgür olmak istedim, ee onun da bir bedeli var!

Neredeyse 50 yaşına geldiniz. Genç kalmak için ne yapıyorsunuz?

Hayatta hiçbir şeyi drama dönüştürmüyorum. Hayatta her şeyi mizahi yönünden görüyorum. Çok sevgi doluyum. Kin, nefret, öfke, negatif duygu barındırmam.

Estetik?

Henüz yaptırmadım. Arada botoks yaptırıyorum. Destek haplar alıyorum, çünkü çok az yemek yiyorum. İnce kalmak için değil, yemek yemek sıkıcı geliyor. Tabii ki genetik olarak çok şanslıyım.

Dudaklarınız, burnunuz? Yüzde toparlanma da mı yok?

Geçen kış göz kapaklarımı aldırttım çünkü sarkmıştı. Burnum, gözüm dudağım kendimin. İleride inşallah daha fazla estetik yaptıracağız. Ozon kabini terapisine gidiyorum. Müthiş bir şey. Çok enerji veriyor. Bir de hiç ilaç içmem, hastalanmam da. Çocukluğumda da hasta olunca bize evimizdeki köpeklere bakmaya gelen veteriner bakardı. Annem “Veteriner konuşmayandan anlıyor, konuşanı daha kolay tedavi eder” diyordu.

Sporu bıraktınız mı?

Yazdan beri yapmıyordum. Ama artık başlayacağım 5 yaşımdan beri spor yaptığım için iki gün yapmasam vücudum yumuşamaya başlıyor.

Aşk defteri kapandı mı?

Benim için hiçbir defter kapanmaz. Bu dünyada nefes aldığım sürece her defter açık. Kaknem kaknem karılar koca bulup evleniyorlar. Kapanır mı aşk defteri? Sadece sayfaları çevirmek daha zorlaştı.

“Artık yaşım 50 oldu. Hayatıma girecek kişi benden 2 yaş büyük olsa olur” mu diyorsunuz, yoksa hâlâ genç sevgili mi istiyorsunuz?

Aman Allah göstermesin. Benim küçükken de küçük sevgililerim oldu. Bu büyümekle ilgili değil. Benim için insanın hayata bakışı önemli ama yaşça büyük asla! Tabii yanımdaki oğlum gibi de olmasın.

Siz uzun ilişkiler de yaşamıyorsunuz, evlilik de düşünmüyorsunuz...

En uzun ilişkim 4 yıl sürdü. Sıkılıyorum! Aşk bitince ayrılıyoruz. Zaten aşkın en civcivli, dengesiz zamanı 2 yıl sürüyor. Uzun seneler bir erkekle beraber olma mecburiyeti mi var? Çocuk yapacaksın, evleneceksin gibi limitleri biz koyduk, şimdi de kölesi oluyoruz. Dünya nüfusu 7 milyar. Artık insanlar evlenmeyip doğurmayıp hayatın keyfine baksınlar. Ben de karşı bir tez atıyorum ortaya. Ve bunu yaşayarak gösteriyorum.

Hiç mi bir yastıkta kocayacak birini aramıyorsunuz? Hem bir ihtiyaç değil mi bu!

Hiç değil. Annemin karnından tek çıktım. Önce kendine yetmeyi yiyorsa öğrenirsin, ondan sonra hayatına birisini sokmayı tercih edersin. O da hayatına renklendirmek için girer, mecbur olduğun için değil!

Röportaj: Merve Özaytekin
mozaytekin@posta.com.tr

7