Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Aslında köpekler bizden korkuyor!

Pazar, 04 Ekim 2009 - 05:00

“Bu kitabın yazılmasını Boncuk istedi. Annesinin ölümüyle depresyona girdi çünkü! Hepimiz çok üzüldük tabii ama en çok Boncuk etkilendi. Resmen hayata küstü. Kendine yatak odamızdaki sürgülü gardırobun içinde, kuytu bir köşe buldu ve oraya yerleşti. Bir yıldır yemek yeme,tuvalet ihtiyacı için dışarıya çıkmanın, arada bir gelip kendini sevdirmenin dışında orada yaşıyor. Hayatı da yeni öğreniyor. İşte bu kitap Boncuk’un annesinden önce ve sonraki hayatını anlatıyor.Aynı zamanda hayatıma değip geçen bütün köpekleri...” diyor Seda Kaya Güler. 


Hayvan der geçersiniz ama Boncuk, annesinin ölümü üzerine hayata küsüp, kendini dolaba kapatıyor! Bu kadar duyarlılığı hangi insan gösteriyor? Seda, bugüne kadar kadınlar üzerine yazdığı kitaplarla çıktı okurunun karşısına. Bu kez köpeğini ve onun gözünden insanları yazmış. Üstelik de bir köpek sahibi olmadan köpeklerden korkarmış! “Köpük’le tüm korkularımı yendim. Şimdi aslında köpeklerin bizden korktuğunu biliyorum. Ve hepsinin bizimle dost olmak istediğini de.” diye devam ediyor.

Sokaklarında başıboş kedi köpeklerin dolaştığı şehirlerde yaşayan bizim insanlarımızın hayvanlardan nasıl ve niye korktuğunu bir anlayabilsem! Onları niye sevmediklerini, niye eziyet ettiklerini, niye kötü davrandıklarını, niye dışladıklarını? Aslında onlar bizden korkuyor. Büyük paralar ödeyip alıp evimize getirdikten sonra sıkılıp sokağa bıraktığımız için, sokakta gördüklerimize taş, tekme atıp, işkence ettiğimiz için, zehirlediğimiz, öldürdüğümüz, atış tahtası yaptığımız için!

Bugün Hayvanları Koruma Günü. Çeşitli belediyeler sahipsiz hayvanlara yeni yuva arıyor. Eğer bir hayvana bakmaya niyetliyseniz, oralardan alın, ya da sokaktaki hayvanlara sahip çıkın. Seda Kaya Güler’in kitabını da alabilirsiniz tabii, Boncuk’un hayat hikayesi öyle yürek titretiyor ki!

NE TAŞ ATSIN, NE ŞEKER TOPLASINLAR!

Şeker toplayan çocuklar bayramdan beri kayıp. Aileleri çocuklar kaybolmadan önce şimdikinin yarısı kadar değer verselerdi onlara, çocuklar kaybolmayacaklardı! Bu devirde el kadar çocukları niye salıyorsun sokağa, kapı kapı dolaşıp da şeker, para neyim toplasın diye? Yemeyiversin o şekeri! Benim çocuğum kazık kadar olmadan bakkala gitmedi, göndermedim. Kıymetini biliyorum çünkü! Organ mafyası var, dilendirmek için, hırsızlık için kaçıran var, para istemek için kaçıran var. Çocuğunu gözünün ucundan ayırmayacaksın. Bitti artık o sal sokağa arsada oynasınlar dönemi, ne arsa var oynayacak, ne de güven! 


Binlerce çocuk kaçırılıyor her yıl ve bulunamıyor, nasıl bırakırsınız çocukları sokağa? Ya ötekiler? Taş atan çocuklar? Duyarlı insanların yüreği sızlıyor onlar terör suçlusu olarak cezaevinde yattıkça. Terör örgütü de ellerini oğuşturuyor, bir gol daha attım diye! Niye gösterilerde çocukları öne sürüyorlar sanıyorsunuz? İşte bu tepkiyi yaratmak için. “TC, Kürt çocuklarını içeri atıp işkence yapıyor, oysa onlar çocuk, alt tarafı taş atıyorlar” propagandası yapmak için! Siz o çocukları taş atarken seyrettiniz mi? Çoğunun yüzü tanınmasın diye kapalı. Çoğu taş atmakta çok usta, çoğu çok bilinçli, hiç öyle yoldan geçiyormuş da, bir taş almış atmış da, yanlışlıkla alınıp götürülmüş de durumu yok.

Kazara ortalarına düşen bir aracı ve içindekini “recm” edebilir, yani taşla, tekmeyle, sopayla linç edebilirler! 15 -16 yaşındaki kalabalık bir çocuk grubunun içine düştüğünüz zaman başınıza neler gelebileceğini hiç bilemezsiniz! Tabii ki çocuk onlar. Kullanılan çocuklar. Tabii ki on, yirmi yıl yatmalarına itirazım var. Tabii ki koğuşa atıp hele bir de dövdünüz mü, olmadıkları kadar terörist yapıp çıkarırsınız dışarı. Ama bilelim ki çok da masum değiller. Hele onları öne sürenler, örgüt, aileleri, hiç mi hiç masum değiller! 


Tıpkı Emine Ayna’nın durup durup üstümüze gelmesi gibi, çocukların sokak gösterilerinde taş attırılması da bir provokasyondan başka bir şey değil. Döv de bağırabileyim meselesi. Çocukları bırakalım, ama onları maşa olarak kullananları da görmezden gelmeyelim, o kadar da enayi değiliz çünkü!

SİBEL'İN KOCA GİTTİ, MEMELER FORA

Sibel Can’ın “Sulhi Bey”le evlendiği gün çektirdiği fotoğrafları hatırlıyor musunuz? Üstünde hayli kapalı bir uzun elbise, üzerine hani üşümüş de alıvermiş gibi bir şal. Sanırsınız, hastanede nekahat döneminde, hali tavrı da o. Uzun süre sahneye çıkmadı. Sonra “Sulhi Bey” izin verdi, kapalı kıyafetlerle bir iki derken, ekstralar, bayramlar, Sibel hep sahnede. Ama o eteğini çekip bacak açma figürü, “Sulhi Bey” evden şutlandıktan, o büyük “Şok” yaşandıktan sonra! Kayseri pastırma sucuk fuarına mı gitmiş ne, aşmış orada. 


Bu kez göğüs uçları fora. İş kazası tabii. Elbise straples, sahnede de biraz oynayınca, düşüvermiş aşağıya. E kasa boşaldı ya, doldurmak lazım diyorsanız, yakışmamış Sibel’e. Tamam biliyorum, bayramda ekstra alamamıştı ama. Hani defter kitap parasına da ihtiyacı yoktur yani. Yok, klasik kocadan kurtuldum rahatlaması ise, kasa boşalmasaydı hala oturuyorlardı ama! “Sanat camiasında” evlenince hanım hanımcık, “bey” demeler, boşanınca zemberekten boşalmalar, sosyetede kadınların kendilerini bakıma verip, baştan yaratmaları biçiminde yaşanıyor. Yani tekrar tedavüle çıkılıyor!