At o düdüğü ağzından teyzeciğim...

Çarşamba, 20 Ocak 2010 - 05:00

İlk gördüğüm anda ne diyeceğimi şaşırdım. Müge Anlı’nın (atv) kendine özgü seyirci grubu her programın başında yaptığı gibi Müge’yi selamlarken ağızlarında hakem düdükleriyle tezahürata girişti... Stüdyoda nasıl bir ses kalabalığının olduğunu tahmin edersiniz. Hani maçlarda tribünlerdeki seyircinin topçuları yanıltmak için sıklıkla öttürdükleri düdükler gibiydi sesler... İşin komik ve acı olanı programda iki kayıp, bir cinayet vesaire gibi dram üstüne dramın işlenişiydi. Hakem düdüğü çalar ve oyun durur. Ama maalesef stüdyodaki izleyicinin düdüğüyle dünya durmadı; acılar kaldığı yerden devam etti... İyisi mi atalım o düdükleri, programın duruşuna yakışmıyor!

Ne kadar güvenli?

Wipe Out’un (Show TV) anlatımını dün övdük. Ama oyunlarda bir sıkıntı var. Özellikle üstünden sekilen toplarda yaylanan yarışmacılar çok acayip şekillerde düşüyorlar suya... Bazılarının ilk yaylanmada ayakları ensesine dokunuyor neredeyse. Elbette iyisini Doktorum programından tanıdığımız Prof. Dr. Cihan Aksoy hocamız bilir ama o hattan bir sakatlık çıkacak gibi geliyor bana... Yine yaylanan balonların temelleri sanırım çelikten, ters bir düşüşte kafayı oraya gömme riskleri yüksek yarışmacıların. Yüreğim ağzıma geliyor vallahi... Onlar yarışıyor, biz hopluyoruz yerimizden. Oysa ki daha az risk daha çok kahkaha istiyor insan; değil mi ama?..

Tamam maçı izleriz de...

Süper Lig maçlarını süper fiyata alan Digitürk’e sadece maç yayınlayarak izlenirlik alamayacağını anlatmıştır birileri...

Bu anlamda efsane programları Maraton’u başka desteklerle beslemeleri gerekiyor. Futbol izleyicisi için futbol izlemek sadece mücadeleye bakmak anlamına gelmiyor çünkü... Benim naçizane tavsiyelerim olacak müesseseye. Birincisi, NTV Spor’un gözdesi Rıdvan Dilmen’i kadrolarına katmaları. O kesmezse Mehmet Demirkol’u da bir denemeleri... Belki 90 Dakika’yı yeniden hayata geçirmeleri. Baktılar olacak gibi değil, Telegol tayfasını alıp ekranda iştah açmaları... Kulüplere para kazandırmak kolay. İzleyiciye verdiği paranın pişmanlığını yaşatmamak da iş. Hadi bakalım; içerik için de açın kesenin ağzını!

Mektuplaşmak güzeldir...

Hep yerecek değiliz ya, biraz da sevelim İrfan Değirmenci kardeşimizi. Fox TV’deki Çalar Saat programında geçtiğimiz hafta iyi bir geleneği hayata geçirdi... İrfan izleyicisinden yorumlarını mektup yazıp göndermelerini istedi. Sadece yorum değil, sorunlarını da elbette... Şimdi sabahları saat 07.00’den itibaren açıp okuyor o mektupları. Hakikaten çoğunluk sıkıntısını anlatıyor ama zarf ve kağıtların üstüne hâlâ el yazısıyla bir şeyler yazıldığını görmek güzel... Unuttuğumuz bir gelenekti mektuplaşmak. İrfan hatırlattı hepimize. Bir tane de ben yazdım yolladım. Bekleyeceğim okumasını...

Uzuv üstünden espiri olmaz!

Çok Güzel Hareketler Bunlar (Kanal D) başta olmak üzere ekrandaki kabarelerde daha çok fiziksel görüntü üstünden espri üretilmeye başlandı. Berbat bir şey bu!

Eser'in dudakları, Büşra'nın yanakları, Ersin'in tipi falan derken; çocukluğumuzdan beri tramvalar yaratan alaya alma hali normalleştirildi. İnsanlar biraz daha zeka istiyor bu etkin yapımlarda. Yoksa uzuv üzerinden espiri yapmak iş değil. Sokaklar bu anlamda bir sürü metin yazarlarıyla dolu çünkü!

İki dizi aynı gündeyse...

Şu dizilerin özet meselesine takılmıştık, çok uzun hakikaten. Fakat bu marazdan mucize bir formül çıktı ki, evlere şenlik... Şimdi iki ayrı dizi aynı saatte yayınlanıyor. Siz ikisini de seviyorsunuz ama birinden feragat etmek zorunda kalıyorsunuz. Artık kalmayacaksınız...

Bir hafta birinin özetini, ötekinin aslını; diğer hafta tam tersini yapıyorsunuz. Böylece hiçbir şey kaçmamış oluyor. İkisini birden takip edebiliyorsunuz dizilerinizin...

Özetler bu kadar uzun, diziler de aynı topun etrafında döndükçe bu formül iş yapar; ne dersiniz?..

Elde avuçta bir şey yok!

Al Gülüm Ver Gülüm (Fox TV) için henüz söylenecek bir şey yok. Birkaç kez tekrarıyla izlediğim kabare programından akılda kalan hiçbir ayrıntı çıkaramadım. Gerçi ilk bölümün günahı olmaz ama... Yine de yazarları Geniş Aile gibi bir diziye hayat veren ikili olunca beklenti eşiği çok yukarılara taşınmıştı. Bilenler dizide saniyede bir espri yapıldığına tanıklar... Fakat Al Gülüm Ver Gülüm’de espri hızı beş dakikada bire inmişti ki, bu efsaneleşmek yolunda olan bir ekip için ciddi bir fren sayılır... Neyse. Akşama yeni bölümü var; bir de ona bakalım. İşler yine böyle giderse, ağabeyliğimizi yapıp tavsiyemizi koyalım; evinize dönün çocuklar!