Ata'ya rahmet

a
a
Pazar, 14 Kasım 2010 - 05:00

Milletvekiliyken Meclis’te bir konuşma yapmıştım. Konuşmamın sonunu ATATÜRK’e, MİLLİ MÜCADELE’NİN şehitlerine ve gazilerine ALLAH’tan rahmet dileyerek bitirmiştim. Bir milletvekili önümü kesti ve efelendi;

- Siz nasıl ATATÜRK’e rahmet dilersiniz?.. O Müslüman mıydı?

ALLAH’ın rahmetini bile ATA’ya çok gören bu zihniyet sahibine ne denebilirdi? -

Yazıklar olsun sana!.. ALLAH’ın rahmetini dilemek için senden izin mi alınacak?.. Sen nasıl Müslümansın?”... “ATATÜRK olmasa burası olur muydu? Ve sen burada olabilir miydin?”

Hatırlayalım değerli okuyucum; Gazi, Milli Mücadele’yi önce kongrelerle başlattı... Sonra Meclis’i topladı. MECLİS’in HÜKÜMETİNİ oluşturdu. MECLİS’in ORDUSUNU kurdu. Ordunun başkomutanı oldu, bizzat komuta etti. Sakarya Meydan Savaşı’nı ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı kazandı. Eskişehir’i bile almış olan saldırganları ezdi ve bağımsız bir devlet kurdu.

[[HAFTAYA]]

Eğer Gazi savaşını kazanmasaydı Türkiye, Orta Anadolu ve Dersim’den oluşan küçük bir devlet olarak kalacaktı... O da kalırsa...

Atatürk elbette Müslüman’dı, kendine özgü bir anlayışla da dindardı. Kendisinden daha başka biçimde dindar olanlara da içtenlikle saygılıydı.

Mareşal Fevzi Çakmak, ATA’nın en güvendiği insandı. Sonuna kadar, ORDU, ÇAKMAK’a emanet edilmişti. Ata, kendisinden sonra yerine Mareşal’in seçilmesini Celal Bayar’a vasiyet etmişti. Bu vasiyet, Ata’nın Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarında vardır.

Ve Mareşal Fevzi Çakmak namaz kılan, oruç tutan, içkiye el sürmeyen, dahası ehl-i tarik bir dindar Müslüman’dı.

Ata, ramazan geceleri, kutlu geceler ve Mareşal’in Köşk’e geldiği geceler, kesin emirler vererek sofraya içki koydurtmazdı. “Mareşal böyle şeylerden hoşlanmaz” diyerek...

Müslümanlığı nefislerinin süsü, ticarette geçim, siyasette seçim vasıtası yapanlar ne anlarlar Atatürk’ün dindarlığından?..

Onların Atatürk gibi Kuran-ı Kerim dinleyip ağladıkları oldu mu? Bir kayısının tadında TANRI’nın yüceliğini bulabildiler mi? “MUHAMMED MUSTAFA’nın ALLAH’ın en seçkin kulu olduğunu” haykıran Ata’nın sözündeki sırra erebildiler mi?

ATATÜRK DÖNEMİ

Harap bir ülke üzerinde kuruldu Cumhuriyetimiz. Nüfus on üç milyon... Çoğu ihtiyarlar ve kadınlar... Sanayi yok...

Tarımı çağdaşlaştırma, sanayileşme çabalarına hız verildi. Uçak yapıp satan bir Türkiye ortaya çıkarıldı.

Atatürk Sadabat Pakt’ını kurdu, İran’la, Irak’la, Afganistan’la çok yakın oldu. Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile Balkan Pakt’ını kurdu. Sovyetler Birliği ile de, Avrupa ile de, bütün dünya ile de dostluklar geliştirdi. Ama gerektiğinde Hatay’ı Fransızlardan geri almayı da başardı. Atatürk döneminde ortalamasını aldığınızda enflasyon yüzde 3 civarındadır. Ortalama kalkınma hızı ise yüzde 12’dir. Atatürk döneminde, Osmanlının borçları ödendi, borçlanılmadı. Atatürk döneminde Türklük bilinci kökleştirildi; kaynağındaki gerçek İslam’a yönelmek amaçlandı.

Atatürk döneminde “tam demokrasi” için toplumun hazırlanması istenildi. Denemeler yapıldı... Olmadı, ertelendi.

Atatürk dönemini iyi anlamalıyız; ilke ve inkılap bekçiliği slogancılığından kurtularak... Bilim ve akıl çizgisinden sapmadan...