'Ateş halkası' dünyayı saracak mı?

Cuma, 29 Ocak 2010 - 05:00

Dünya büyük krizde en kötüyü geride bıraktı, ancak şimdi de ‘borç’ sarmalına düşmüş durumda... Krizi aşmak için para savuran, kurtarma ve canlandırma paketleri açıp, borçlanan ülkeler, yeni bir sorunla karşı karşıya...

Gördüğüm kadarıyla Davos toplantılarına ve dünyanın önde gelen yayınlarına da bu konu damgasını vurmuş durumda... Çok sayıda yatırım bankası da ‘borç’ konusunu gündeme taşıyan, dikkat çeken araştırmalar yayınlıyorlar.

Ben bu araştırmalar arasında, dünyanın en büyük tahvil yatırım şirketi Pimco’nun sahibi Bill Gross’un analizini beğendim. Bazen çok sıradan bir konuyu, çok güzel şekilde ‘ambalajladığınızda’, anlatmak ve dikkat çekmek daha kolay hale geliyor. Pazarlama da aslında böyle bir şey...

Halkadaki şirket sayısı artıyor

Bill Gross, borç tehlikesini ortaya koymak için, bu sayfada gördüğünüz grafiği hazırlamış ve adını ‘Ateş Halkası ya da Ateş Yüzüğü’ koymuş. Analizini, kamu kesiminin borç stoğu verilerine dayandırmış. Borç ve bütçe açığının gayri safi milli hasılaya (GSMH) oranı ile toplam borç stoğunu kullanmış.

Böyle bakınca ortaya 3 halka çıkmış. En tehlikeli olanı ‘kırmızı’ ile işaretlemiş. Burada öncülüğü, rating kurumlarının da uyardığı Japonya ve Yunanistan çekiyor. Sarılar ‘daha sürdürülebilir’ olarak değerlendiriliyor. Yeşillerin durumu ise daha rahat...

Borcun büyümeye katkısı!

Bu grafikte aslında Türkiye yoktu. Onu da ben ekledim. Türkiye, sarı halkaya giriyor. Eğer bu grafik 10 yıl önce yapılsaydı, biz Japonya tarafında, onlar da yeşil tarafta yer alacaklardı. Türkiye’nin son yıllarda aldığı önlemler, bu başarıyı da beraberinde getirdi. Bill Gross, analizinde borçla ilgili çok önemli bir saptama da yapıyor. Diyor ki; ‘Bir ülkede kamu borcunun GSMH’ye oranı yüzde 90’ı aşarsa, bu büyümeyi yüzde 1 oranında küçültür.’ Veriler, bu oranı aşan çok sayıda ülke olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, Gross’a göre, ‘Ateş Halkası’ bir yandan da dünyanın büyümesini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Motivasyonda 3.0 dönemi

Daniel Pink’i tanıyanlar vardır. Son dönemin yükselen yönetim danışmanları arasında yer alıyor. ‘Aklın Yeni Sırları’ kitabı Türkiye’de de ilgi görmüştü.

Şimdi yeni bir kitabı çıktı. ‘Drive’ adını verdiği bu kitapta, aslında iş dünyasında çalışanları gerçekte nelerin motive ettiğini, yöneticilerin ise hangi yanlışları yaptığını anlatıyor.

Hakikaten ilginç bir de yaklaşım getirmiş. ‘Artık klasik havuç ve sopa yöntemi geride kaldı, işe yaramıyor’ tezini savunuyor. Eski moda yöntemlerle, örneğin çok çalışanı para, yan haklar ve terfi ile ödüllendirmenin anlamsızlaştığını söylüyor. Yeni dönemde çalışanları motive etmenin yeni yöntemlerinin olması gerektiğini söylüyor. Buna da bilişim dünyasındaki gibi bir isimlendirme yapıyor.

Peki neler yanlış?

Biliyorsunuz, bilişim dünyasında yeni yazılım ürünlerinin isimlerine 1.0 ve 2.0 gibi versiyon numaraları verilir. Pink de yeni dönemde ‘Motivasyon 3.0’ (Motivation 3.0) yaklaşımının öne çıkacağını savunuyor.

* Motivasyon 1.0 hala uygulamada ama antik dönemden kalma yöntemlerle yapılıyor.

* Motivasyon 2.0, iki düşünceye dayanıyor. Size yarar sağlayan bir eylemi ödüllendirmek ve zarar eden eylemi ise cezalandırmak... İşler daha iyi yapılıyorsa, o zaman da ödülün dozunu artırıyorsunuz.

* Motivasyon 2.0’da çalışanlar dışarıdan ödüllendirilir. Buna ‘Tip x’ diyoruz. Etkin olmayan bu yöntem, aynı zamanda kötü davranışları geliştiriyor ve bazen de derinleştiriyor. Tıpkı Enron’da olduğu gibi...

Havuç ve sopanın sonu

* Havuç ve sopa yönteminin 7 ölümcül zararı var: Motivasyonu öldürür, performansı azaltır, yaratıcılığı çökertir, iyi davranışları engeller, hileyi teşvik eder, kısa vadeli düşünceyi teşvik eder ve bağımlılığı artırır.

* 2008’de başlayan ekonomik kaosun bir sorumlusu da Motivasyon 2.0 yaklaşımıdır.

* Şimdi sıra bu yaklaşımı ‘güncellemeye’ (Upgrade) etmeye geldi. Bu da ‘içten/yürekten’ kaynaklı ödüllendirmeye dayalıdır.

* Bu sistemin temelinde ise şunlar yer alır: Ne yapmak istiyorsan yap, fırsat varsa yakala, verdiğin sözü yerine getir.

Patronlar güveni nasıl kazanacak?

Dün Davos’taki toplantılardan birinin başlığı ‘Liderlikte Güvenin Tesisi’ idi. Konuşmacılardan biri de Doğuş Holding Başkanı Ferit Şahenk olduğu için ilgiyle izledim. Şahenk’in, ‘Her şeyi bir kenara bırakıp yeniden inşa etmeliyiz’ sözü dikkatimi çekti. Metro CEO’su Eckhard Cordes’in, ‘Güven olmadan piyasa ekonomisi işlevini sürdüremez. Güven, başa çıkmamız gereken karmaşıklığı azaltır’ sözleri çok önemliydi.

Konuşmaları dinleyince, aklıma Harvard Business Review dergisinin son sayısındaki araştırmanın sonuçları geldi. Prof. Michael Segalla tarafından yapılan araştırmanın başlığı ‘Şirketlere İnanç’ adını taşıyor.

Araştırma, 2009 yılı ikinci yarısında, 700 yönetici arasında yapılmış. Segalla, şu ilginç sonuca ulaşmış... Yöneticilere, ‘şirketlerine olan güvenleri’ sorulmuş 3 olmuş. Patronlara güven sorulduğunda ise 2.7 oranına ulaşılmış.

Davos’taki konuşmaları, bu araştırmayla üst üste konunca, önümüzdeki dönemin en önemli sorununun ‘güven’ olduğu bir kez daha öne çıkıyor. Özellikle de patron ve CEO’ların işi zor. Onların güveni yeniden inşa etmesi için, çalışanlarının, iş ortaklarının ve halkın kalbini kazanmaları gerekiyor.