Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Atina, Balyoz için kimbilir ne diyordur?

Cumartesi, 30 Ocak 2010 - 05:00

Balyoz senaryosuna biz sürekli olarak kendi açımızdan bakıyoruz. Gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanan planlar bir darbe hazırlığı mı, yoksa hayali bir senaryonun parçası mı tartışmaları arasında, etrafımızı göremez olduk. Oysa, olayın içinde açıkça bir Türk-Yunan savaşı çıkartmak için komplo senaryosu var.

Senaryoya göre, Ege üzerinde Yunan hava kuvvetleri tahrik edilecek ve bir Türk uçağını düşürmeleri sağlanacaktı. Bunu gerçekleştirebilmek için, çeşitli oyunlar oynanıyor ve Türk-Yunan savaşı çıkmasından doğacak kaostan yararlanmaya çalışılıyordu. Şimdi bir an için kendinizi Atina’nın yerine koyun.

Yunanlı olarak, Türk gazetelerinde yayınlanan planları okuyun ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sizin hakkınızda nasıl oyunlar hazırladığını izleyin. Kimbilir bütün bu yazılanları okudukça neler düşünüyorlardır. Bizim çok kolaylıkla tartıştığımız bu senaryolar, aslında bir Türk-Yunan savaşını da kapsayan planları içermektedir. Şimdi ne olacak? Yakında, Türk-Yunan başbakanları bir araya gelecekler.

Sizce ne konuşacaklar acaba?

Örneğin Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, “Nedir bu Balyoz operasyonu? Sizin askeriniz bizimle savaşa mı hazırlanıyor?” diye sorabilir.

Başbakan ne yanıt verebilir acaba?

Saflık etmiyorum. Eminim, Yunanistan’ın da bizimle ilgili yüzlerce planı vardır. İstanbul’a nasıl taarruz edeceklerini, Edirne’den nasıl gireceklerini ve Ankara’ya nasıl el koyabileceklerini hesaplıyorlardır.

Ancak, onların planları gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanmıyor.

Belki farkında değiliz, ancak Balyoz olayı her an uluslararası bir sürtüşme veya skandala dönüşebilir. Açıkça bir Türk-Yunan savaşını oynuyoruz ve bunu da 2003 yılında, yani Yunanistan ile ilişkilerimizin en iyi olduğu dönemde yapıyoruz. Bilmem sizlere bu tartışmaların bizleri nerelere götürebileceğini anlatabiliyor muyum?

Artık tartışmayalım ve dosyaları kapatalım demek istemiyorum. Söylemek istediğim, bu olay sadece ülkemizin iç dinamiklerinde değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerimizde de delikler açacaktır.

Çavuşoğlu, Türkiye’yi bir utançtan kurtardı

TRT bu olayı “Türkiye’nin bir zaferi” gibi gösterdi. Aslında bunun zaferle ilgisi yok. Eğer doğrusunu söylememiz gerekirse, Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’yi büyük bir ayıptan kurtardı.

Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin parlamenterlerinden oluşan ve adına Avrupa Konseyi Asamblesi denen, Parlamenterler Meclisi’nin oturum başkanları, belirli sürelerle üye ülke parlamenterleri arasından seçilir.

Bu Asamble, demokrasinin anıtı, denetleyicisi ve gözlemcisidir. Herhangi bir Türk parlamenter, 1949’dan bu yana bir defa dahi bu Asamble’ye başkan seçilemedi. Neden bilir misiniz? Türkiye bunca yıldır, tam bir demokrasi karnesi alamadığından dolayı. 1950’lerde tek parti ve ardından 1960’lardan itibaren başlayan darbe girişimleri ve bugünlere kadar gelen bir süreç.

Çavuşoğlu, işte bundan dolayı bizi bir ayıptan kurtardı. Avrupa Konseyi ilk defa Türkiye’ye “demokratik ülke” muamelesi yaptı ve bunu da açıkça gösterdi. Buna istediğimiz kadar “Avrupa AKP yanlısı” diyelim veya başka komplo teorilerine başlayalım, eninde sonunda kazanan Türkiye oldu.

İşte, asıl bu kafalardan korkalım...

Fransız edebiyatçı

Guillaume Apollinaire’in, “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” adlı, artık klasikleşmiş bir eseri vardır. Dünyaca okunmuş, beğenilmiş bir kitaptır. Sel Yayıncılık bu kitabı piyasaya çıkarınca, birileri “müstehcen” diye dava açmış. İstanbul 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nin, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden oluşturduğu bilirkişi(!) “Bu kitap edebi değil, müstehcendir” sonucuna varmış... Müstehcenlik ile seks arasındaki farkı herhalde bilmiyor olacaklar ki, böyle bir karar vermişler.

Ben işte bu kafalardan korkuyorum.

Her şeye “müstehcen” damgasını vuran ve muhafazakarlığı, taassuba dönüştüren bu kafa, ne yazık ki giderek yaygınlaşıyor. AKP de bu kafayı adeta körüklüyor, teşvik ediyor.

Eser Tümen’i çok arayacağım

Herkesin bir “kıymetlisi” vardır. Kimi için anası babası, kimi için oğlu veya kardeşi, kimi için ise, değer verdiği biridir.

Benim de değer verdiğim insanlar listesinde Eser Tümen vardı. 65 yaşında, onu sevenleri bırakıp gitti, onu tanımayanlara, onu anlatmak zor. Zaten benim amacım da Eser’i tanıtmak değil. Ona duyduğum sevgi ve saygıyı söylemek, ailesinin acısını paylaşmak. Bu “sevgi ve saygı” her dakika birlikte olmak, uzun bir arkadaşlık etmekten de kaynaklanmaz. Eser’i bir defa tanımak, onun içini, güzelliğini ve derinliğini anlamaya yeterdi. Daima sıcaklık, daima destek vermek isteyenlerin azaldığı dünyamızda, Eser bir pırlanta gibi parlardı. Sizleri bilemem, ancak onu sevgi halkasıyla çevirenler gibi ben de Eser’içok arayacağım.

Haftanın gafını Başbakan temizliyor

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, meğer hiç politikacı değilmiş. Tekel işçilerine yönelik olarak, “Tek kusurlarının işçilere merhamet duymaları” olduğunu söyledi. Herhalde bundan daha büyük bir çam devrilemezdi. Neden merhamet duymak? Tekel işçilerine haklarını vermek zorundasınız Sayın Bakan. Bu kadar basit.

Ne bahşiş veriyorsunuz, ne de iane... Sanıyorum, Mehmet Şimşek’in bu gafı üzerine Başbakan kolları sıvayıp Tekelcilerle görüşme ihtiyacı hissetmiş olacak ki, onları kabul etti ve gönüllerini aldı. Gösterilerin tümüyle bitip bitmediği henüz belli değil, ancak Başbakan’ın kangren olmak üzereyken bir yarayı temizlemek için harekete geçmesi doğruydu. Keşke, daha önceki sert sözlerini de söylememiş olsaydı. İşi daha da kolaylaşırdı.

İstanbul’un 500 yıllık fotoğraf albümü

İnanılmaz güzellikte bir kitap çıktı. Denizler Kitabevi sahipleri olan Turgay Erol, Ekber And ve Yalçın Balcı’nın birlikte tam iki yıl süreyle çalışıp hayata geçirdikleri bir çalışma.

İstanbul’un son 500 yıllık öyküsü 100 haritayla anlatılıyor. Her biri bir eser olan bu haritalar, İstanbul’un şahane geçmişini bizim önümüze getiriyor. 1422-1922 yılları arasındaki Bizans döneminden Osmanlı’nın son günlerine kadarki dönemi anlatan bu haritalar, bize bambaşka ve tanımadığımız bir İstanbul’u gösteriyor. Haritaların ilk sahibi aslında, 1970’lerde Bakırköy’den Yunanistan’a göçmüş olan bir hemşehrimiz. Nick Adjemoğlu, yıllar içinde bu haritaları toplayıp, dünyanın belli başlı koleksiyonlarından birini oluşturmuş. Haritalar bugün Miami Harita Fuarı’nda, özel davetlilere sergileniyor. Ardından Londra ve Paris’e gidecek.

Kültür Başkenti İstanbul’a, bu nefis hediyeyi yapan üç arkadaşın en önemli sponsoru da Ali Ağaoğlu. Herkesi şaşırtan projeleri, birbirinden güzel arabalarıyla tanınan Ağaoğlu’nun bu katkısı da alkışlanmaya değer.

Yazgı-Değişken Kader

Eski Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Uçuran Çiller, kaderden yazgıya giden yaşam yolculuğunun düşündürücü ve analitik bir yorumunu sunuyor. “Kader var mıdır?”, “Kaderimizi değiştirebilir miyiz?” sorularının yanıtları Özer Uçuran Çiller’in yorumuyla “Yazgı-Değişken Kader”de... Yazar Çiller kitabını “Kaderden yazgıya giden yaşam yolculuğunda hep yanında olan” eşi ve oğullarına ithaf ediyor. (Tel: 0212 373 77 42, www.dogankitap.com.tr)