Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Avrupa, anayasa değişikliğini yetersiz ancak olumlu görüyor

Cumartesi, 29 Mayıs 2010 - 05:00

Gündemimizden düştü, ancak bir süre sonra yeniden tartışmaları başlayacak olan anayasa değişiklikleri paketi, şu sıralarda Anayasa Mahkemesi’nin elinde. Dikkat edecek olursanız, bu değişiklikler konusunda Avrupa Birliği pek bir açıklama yapmadı. Genelde olumlu karşılandığını söylemekle yetindiler.

Önceki akşam, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Ria Oomen Ruijten ile yemek yedik. Kriter Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Şebnem Karauçak ve Ruijten’in danışmanı Ali Yurttagül ile birlikteydik. Tabii söz döndü dolaştı ve anayasa değişikliklerine geldi.

Brüksel’deki havanın çok farklı olduğu anlaşılıyor. Her şeyin başında, bu paketin yetersizliği üzerinde duruluyor. Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlanacak ise, anayasadaki daha birçok maddenin değiştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Paket bu haliyle değerlendirildiğinde ise, Brüksel’in onayladığı ortaya çıkıyor. “Brüksel’de hemen herkes atılan adımın önemini görüyor” diyen Ruijten, anayasanın tümüyle değiştirilmesinin tercih edildiğini de saklamıyor.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu, paketi dikkatli şekilde incelemiş. Yargının bağımsızlığının ortadan kalkacağı yolundaki muhalefet itirazını geçerli görmüyorlar. Avrupa’da da birçok ülkede aynı yöntemle yargıç atamaları ve Anayasa Mahkemesi seçimi yapıldığı belirtiliyor. Özetlemek gerekirse, Avrupa anayasa değişikliklerine yeşil ışığını yakmış durumda.

27 Mayıs ayıbı hâlâ içimizde yaşıyor...

Anlaşılan, üstünden 50 yıl geçmesine rağmen, toplum olarak 27 Mayıs ihtilalinin ve ardından yaşanan dramların ayıbını içimizde yaşatıyormuşuz. Perşembe günü TV’lerdeki haberleri ve tartışma programlarını dinleyince anladım ki, bu ayıptan kolay kolay da kurtulamayacağız. Gerçekten de, bir hukuk katliamı, bir siyaset cinayeti, bir insanlık dramı yaşanmış. Ne yazık ki, aziz Türk milletinin önemli bir bölümü de bunu hem onaylamış, hem de alkışlamış.

Gayet tabii, bugünün değer yargılarıyla 50 yıl önceki bir olayı değerlendirmek doğru değildir. Ancak her şey bir yana, siyasi idamlar bir yana. İşte ayıbın en büyüğü de zaten budur. Siyasetçi asmak kadar gaddarlık olabilir mi?

Hem de son derece çarpıklıklarla dolu suçlardan dolayı, insanların hayatlarını sonlandırmayı kabul edemiyorum. Ne yazık ki, 27 Mayıs’ı ilk günlerinde ben de desteklemiştim. Galatasaray Lisesi’nin 10’uncu sınıfındaydım ve o heyecanla kendimi sokaklarda buldum. Aradan zaman geçtikçe darbenin ne anlama geldiğini anladım. CHP’nin bu darbenin gerçekleşmesindeki rolünü gördüm. Medyanın ve kamuoyunun aymazlığını gözledim.

Açıkçası kendimden utandım.

Demirkırat belgeselinde de, açıkça özür diledim. Aradan 50 yıl geçmesine rağmen hâlâ utanıyorum.

Siteme girin ve ‘30 Sıcak Gün’ü okuyun

İnternet siteme gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederim. E-maille yolladığınız önerileri bir bir okuyup dikkate alıyorum. Gelecek günlerde değerlendirildiğini göreceksiniz. Lütfen isteklerinizi bana www.mehmetalibirand.com.tr’deki iletişim bölümünden yollamaya devam edin. Bu hafta ana sayfamda meslek hayatımda başıma en fazla bela açan röportajı izleyeceksiniz. Andıçlanmama, iftiraya uğramama ve işsiz kalmama neden olan röportaj. Kararı siz verin; Abdullah Öcalan ile yaptığım bu röportaj sonucu yaşadıklarımı hak etmiş miyim? Ayrıca, Kıbrıs Barış Harekatı’nı anlattığım “30 Sıcak Gün” kitabımı da bu hafta siteden ücretsiz olarak okumaya başlayabilirsiniz. Beni internetten sürekli takip etmek için twitter ve Facebook’uma da bakabilirsiniz...

Habur davası komikliği ve Roj TV rezaleti...

Ben Habur davasını anlayamadım, gitti. Eğer yanılmıyorsam, bu insanları biz davet ettik. Gelmelerini özellikle istedik. İsimlerini dahi çok önceden biliyorduk. Ayaklarına kadar savcı ve yargıç yolladık. Bunların hepsi doğru adımlardı. Peki şimdi neden mahkemeye veriyoruz?

Terör örgütü hakkında övücü sözler söyledikleri gerekçesiyle, hapse gidebilecekler. Ne yapmalarını bekliyorduk ki? Ayrıca PKK’yı lanetlemelerini mi bekliyorduk?

İşte bundan dolayı, yaşananları komik buluyorum. Bundan sonra, devletin sözüne de kimseler inanmayacak demektir. İkinci komiklik de, Danimarka’da yaşanıyor.

Roj TV’nin eski Genel Yayın Yönetmeni, bu kanalın bir PKK organı olduğunu açıkladı ve resimlerle de bunu ispatladı. Buna rağmen Danimarka’da hâlâ bu kanalı yaşatıyorlar. Bunu hâlâ insan hakları adına değerlendiriyorlar. Kabul edilmeyecek bir yaklaşım sergiliyorlar.

Bunun Avrupalılıkla hiçbir ilgisi yok. Buna tek kelimeyle düşmanlık denir. Masum insanları öldüren bir örgütün TV kanalını yaşatmanın hiçbir izahı olamaz. Komiklikten de öte bir durumla karşı karşıyayız.

Çok önemli iki gelişme...

Ankara 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, tarihi bir karar verdi. Sabah Gazetesi’nde okudum ve heyecanlandım. Fikir özgürlüğüne bundan daha büyük bir katkıda bulunulamaz.

Abdullah Öcalan’ın eski avukatlarından Medeni Ayhan, 2004 yılında bir toplantıda “1915’te Ermenilere soykırım yapılmıştır” demiş ve mahkemeye verilmişti. Mahkeme bu sözleri “Düşünceyi açıklama” olarak niteledi ve beraat kararı verdi.

Ayhan bu defa da 2008 yılında, Maraş ve Madımak’ı kastederek “Alevi soykırımından” söz etmişti. Yine dava açılması ve 301’inci maddeden yargılanması için başvuruda bulunuldu. Bu defa da Adalet Bakanlığı izin vermedi.

Bakanlık “Düşünce şok edici de olsa şiddet içermediği taktirde, hoş karşılanmalı” gerekçesiyle davaya karşı çıktı.

Bu iki olayı ben çok önemsedim.

Çok sevindim. Türkiye’deki fikir özgürlüğü sınırlarının artık fiilen genişlemeye başladığının en belirgin iki örneğini yaşadık.

KİTAP KÖŞESİ

‘27 Mayıs Yargılanıyor’

Gazeteci Nazlı Ilıcak’ın “50. Yılında 27 Mayıs Yargılanıyor” adlı çalışması Doğan Kitap’tan çıktı. İlk baskısını 1975 yılında yapan kitap Türkiye’nin ilk darbesi olan 27 Mayıs’ın ardından, dönemin önemli isimleri ile yapılan röportajları barındırıyor. Şu anda birçoğu hayatını kaybetmiş 37 kişinin röportajlarının bulunduğu kitap, 27 Mayıs darbesini tüm boyutları ile gözler önüne seriyor. Ilıcak ön sözünde Süleyman Demirel’in şu sözleri ile kitabı anlatmaya çalışmış; “Savaşlar ülkeyi birleştirir, millet yekvücut olur; darbeler ise, böler, aynı ülkenin insanlarını birbirine düşman eder”. Ilıcak’ın, darbenin izleri daha çok keskinken yazdığı kitabı, askeri vesayetin tartışıldığı bu günlerde, Türkiye’nin darbeler tarihinin başlangıcı nasıl olduyu bizlere anlatıyor. (Doğan Kitap: 0212 373 77 00 / www.dogankitap.com.tr)

'Bir Darbeci Subayın Anıları’

27 Mayıs darbesinin ardından 22 Şubat Hareketi içinde de yer alan Kurmay Albay Adnan Çelikoğlu’nun anıları Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Aynı zamanda 9 Subay Olayı’nın kilit adamı olan Çelikoğlu için Ergin Konuksever, “27 Mayıs 1960 devrim hareketi içinde yer alan en yürekli kişilerden biriydi” diyor. Türkiye’nin ilk darbesinin önemli isimlerinden olan Adnan Çelikoğlu’nun anıları 27 Mayıs’ın hem öncesini hem de sonrasını bize askerin gözünden anlatıyor. (Yapı Kredi Yayınları: 0212 252 47 00 / www.ykykultur.com.tr)

‘Talat Aydemir Hatıratım’

Yapı Kredi Yayınları’nın bir başka anı kitabı ise Talat Aydemir’in hatıratı. 22 Şubat müdahalesinin önemli isimlerinden olan ve cezaevine konulan Aydemir’in anıları ülkemizin çalkantılı dönemlerinden birini, darbecilerin penceresinden aktarıyor. Kitap ile birlikte Talat Aydemir’in kendi sesinden 2 saatlik ses DVD’si ise yakın tarihle ilgilenenler için değerli bir hizmet. Daha önce gazetelerde yayınlanan, bazı bölümleri basılan Aydemir’in anılarının tamamı ilk defa bu kitapta. Albay Talat Aydemir’in Kore’de cepheden Harp Okulu’nun komutanlığına uzanan ve darağacında biten hayatını hem okuyup hem de dinleyebilirsiniz. (Yapı Kredi Yayınları: 0212 252 47 00/ www.ykykultur.com.tr)

3