Avrupa'nın en güçlü üç ülkesinden biri Türkiye olacak

Türkiye'nin en büyük araç kiralama şirketi olan Intercity, son yıllarda attığı adımlarla küresel bir marka olma yolunda

Avrupa'nın en güçlü üç ülkesinden biri Türkiye olacak

HAKAN ÇELİK-POSTA

Filosunda 30 bin aracı bulunan şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vural Ak, Japon Mitsubishi Grubu ile çerçevesi 3 milyar doları bulan anlaşma gerçekleştirerek bütün dikkatleri üzerine çekmişti. Uluslararası ekonomi konusunda uzman olan, Boğaziçi Üniversitesi mezunu Vural Ak ile küresel ekonomideki gelişmeleri ve Türkiye’nin son dönemde öne çıkmak konusunda attığı adımları konuştuk.

Türkiye son dönemde daha önce hiç alışık olmadığımız tarzda bir dış politika çizgisi izliyor. Kimileri bu politikayı yeni Türk dış politikasının doğumu olarak görüp desteklerken kimileri ise Türkiye’nin ekseninin kaymakta olduğunu söylüyor ve eleştiriyor. Senin bakışın nedir?

Türkiye son yıllarda büyük bir ivme içinde. Ben 20 yıl önce üniversiteye başladığımda Türkiye’nin ihracatı 1 milyar doları yeni aşmıştı, geçen yıl ise 130 milyar doları buldu. Kişi başına düşen milli gelir 10 bin dolara yaklaştı. Ekonomik gelişme Türkiye’nin daha önce gelişmemiş bölgelerine de yayıldı. Bugün Anadolu’nun birçok noktasından dünyanın 130 ülkesine yüksek teknoloji içeren ürünler ihraç ediliyor, bu işleri yeni kuşak işadamları ve genç nesil beceriyor. Neticede refah da artıyor, bu ekonomik gelişme otomatikman yeni siyasi davranışları da gerekli hale getiriyor. Bugün Rusya, Türkiye’nin en büyük ticari partneri olmuş durumda. Toplam doğalgaz ihtiyacımızın yüzde 70’i tek başına Rusya’dan geliyor. Orada Türk işadamları milyar dolarlık işler yapıyor, ihracatımız her geçen gün artıyor. Dünyada soğuk savaş dönemindeki gibi iki kutuplu bir denge yok artık, yükselen ülkeler ve yeni pazarlar var. Çin, Hindistan, Afrika ülkeleri vs. Bu yeni ülkelerle iyi siyasi ilişkiler kuramazsanız ticaretinizi de geliştiremezsiniz.

Dengeler lehimize değişiyor

Bu da ancak kendi ayaklarınızın üstünde durmayı öğrenmenizle mümkündür. Ekonomik olarak gücünüz arttıkça, siyasi olarak da sözünüz dinlenir hale gelecektir. Bugün bu dengeler Türkiye lehine değişmekte olduğu için yaygara koparılmakta ve ülkenin enerjisi boşa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Kayan eksen eleştirisi kasıtlı bir söylemdir. Kayan bir eksen varsa o da dengelerin Türkiye’nin lehine kaydığıdır. Türkiye Batı ile olan 300 yıllık iyi ilişkilerinden vazgeçemez.

 Türkiye’nin yeni dış politikası özellikle İsrail ve Amerika ile anlaşmazlık konuları çerçevesinde bakınca geleceğe dair önemli riskler getiriyor mu? Mesela Ermeni karar tasarılarının kabul edilmesi gibi...

Amerika her anlamda dünyanın en büyük gücü. Bunu sorgulamak manasız. Türkiye de Amerika ile iyi ilişkiler içinde olmak zorunda. Ancak toplam dış ticaret hacmimizin sadece yüzde 3’ü ABD ile yapılıyor ki bu çok azdır. Türk firmaları ABD’ye daha çok mal satabilmelidir. Bunun yolu açılmalıdır. Amerika da bölgemizdeki güçlü ve ekonomik olarak sağlam ve gelişen Türkiye’den fayda görecektir. İsrail de bölgedeki tek ve en önemli müttefik olarak Türkiye’yi görmek zorunda. Türkiye’nin İsrail’e olan ihtiyacından çok İsrail’in Türkiye’ye ihtiyacı vardır. İki ülke de bölgelerindeki en önemli güçlü ülkelerdir, çatışmanın kimseye faydası olmayacaktır. Mevcut anlaşmazlıklar Türkiye’nin artan ekonomik ve siyasi gücüne karşı bir tepki olarak suni olarak oluşturulmaktadır, tesadüfi değildir. Ermeni problemi de bizden çok Ermenistan siyasetçilerinin derdidir, büyük resmi ve geleceği doğru kurgulayan bir Ermeni toplumu yeni Türkiye ile dost ve müttefik olduğunda, en çok faydayı görecek olan toplumdur.

Korkuyor ve kıskanıyorlar

 Türkiye, bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde küresel sistemin neresine yerleşiyor?

Türkiye, Morgan & Stanley’in yaptığı son çalışmada, 2050’de Avrupa’daki en büyük 3’üncü ekonomik güç olarak tanımlanmıştı. Gelişmeler bunun daha önce gerçekleşeceğini teyit ediyor. Tabii ekonomik büyüme başkalarını hem kıskandırıyor hem de korkutuyor. Ortaya sözü dinlenen sadece sınır komşularıyla değil, dünyanın değişik yerlerinde ortaya çıkan sorunlarda da aktif bir politika izleyen ve adaletli ve düzgün karakterli bir performans gösteren bir Türkiye çıkmaya başladı. Bunu gelişmekte olan ekonomik büyüklük de desteklemeye başlayınca Türkiye önce kendi coğrafyasında lider konumuna yükselerek sonra da tüm dünyada ağırlığı hissedilmeye başlanan yeni güç olarak ortaya çıkmakta.

Ekonomik açılım çerçevesinde bakıldığında AK Parti hükümetinin dış politikası Türk girişimci açısından yeni fırsatlar yarattı mı?

Hem de çok. Bugün Türk müteşebbisler Asya, Afrika, Güney, Kuzey Amerika, Rusya ve tüm Türki Cumhuriyetler’e girmekte. Bakın Türk Hava Yolları’nın (THY) performansına. Türkiye büyük bir ekonomik güç ve önemli bir stratejik kavşak olmaya başladığı için Türkiye bağlantılı bütün dünya seferleri hep dolu uçmakta ve THY dünyanın en hızlı büyüyen milli havayolu haline gelmektedir. Dünyanın en ücra köşesinde bile mutlaka bir Türk işadamı ve Türkiye’de üretilmiş malları bulur hale geldik.

Herkes iş yapmak için can atıyor

Çok sık seyahat edip yabancılarla bir araya gelen bir insansın? Bir yatırım ülkesi olarak Türkiye’yi nasıl görüyorlar?

Avrupa toplumu çok yaşlanmış, tamamen doymuş ve heyecanını kaybetmiş durumda. Kendi aralarında sayısız ihtilafları var. Japonya da hızla yaşlanan ve aşırı kamu borcu olan bir ülkeye dönüştü. Oysa Türkiye ortalama yaşı 27 olan çok genç ve dinamik bir toplum. Coğrafi olarak tam bir kavşak noktasında bulunuyor ve iki saatlik bir uçak yolculuğu yapıldığında 2 milyarlık bir insan topluluğu ve 5 trilyon dolarlık büyük bir ekonomik pazarın tam merkezini teşkil ediyor. Dünyanın gelecekteki en önemli enerji ve maden yataklarına bu kadar yakın olması, sayısız fırsatları da Türkiye’ye vermektedir. Gezdiğim ve gördüğüm her ülkede işadamları Türkiye’yi geleceğin ülkesi olarak görmekte ve ne olursa olsun mutlaka Türkiye’de bir iş yapma arzusuyla yanıp kavrulmaktalar.

Finans kaynaklarının giderek kıt hale geldiği bir ortamda Türkiye yeni yatırımlar çekebilecek mi?

Finans kaynakları aslında hiçbir zaman kıt olmaz. Genellikle bu kaynaklar zeki insanlar tarafından yönetildiği için risk edilmeden yönetilmeye çalışılır. Para siyasi olarak güçlü, kamu ve özel kurumların doğru işlediği, ekonomik olarak da derin ve güvenli bir pazara gelmek ister. 1 trilyon dolara yaklaşan milli gelirimiz ve artmakta olan üretim- tüketim rakamlarımızla Türkiye bu coğrafyanın tek seçeneğidir. Yabancı sermaye ülkemize gelmek zorundadır.

2