'Ayla': Kore Savaşı'nda 'Hayat Güzeldir'

Cuma, 27 Ekim 2017 - 12:30

Kerem Akça 27 Ekim 2017 filmlerini yorumladı

Türkiye’nin Oscar aday adayı “Ayla”, Kore Savaşı’nda yaşanan gerçek bir hikayenin sinemaya acıklı ve Hollywood usulü aktarılışını duyuruyor. İsmail Hacıoğlu başta oyuncuların tamamına yakını iyi performanslar sergilerlerken ülkemiz için ‘büyük prodüksiyon’ hedefi de yönetmen Can Ulkay’ın becerisiyle büyük oranda sınıfı geçiyor.
 

Savaşın yıkıcılığına çocuk gözünden bakmak

 
50.000 asker gönderilen Kore Savaşı’nda görevli Astsubay Süleyman (İsmail Hacıoğlu), yetim bir Koreli kız (Kim Seol) bulur. Nereye gideceğini bilemeyen kıza Ayla ismini takar ve onu yanına alır. Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonra birliğin Türkiye’ye dönme kararı çıkar. Ayla’yı bırakmak istemeyen Süleyman Astsubay, her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. Astsubay ve kız vedalaşırken tekrar bir araya gelmek için ant içerler.
 
1950’lerin Kore Savaşı günlerinden bir görüntü ile açılan, ‘üvey baba-kız ilişkisi melodramı’ üzerine kurulu bir ‘savaş filmi’… Sinemada çocukların gözünden savaşın yıkıcı tarafına bakan filmler üredi. “Gel ve Gör”den (“Idi i Smotri”, 1985) “Güneş İmparatorluğu”na (“Empire of the Sun”, 1987), “Barefoot Gen”den (“Hadashi No Gen”, 1983) “Savaşın Gölgesinde”ye (“Lore”, 2012), “Hayat Güzeldir”den (“La Vita E Bella”, 1997) “Çizgili Pijamalı Çocuk”a (“The Boy in the Striped Pajamas”, 2008) uzanan sayısız eser sayabiliriz.


 
“Ayla” (2017) bunlar arasına katılıyor. İsmail Hacıoğlu-Kim Seol uyumu çok önemli. Ama yönetmenlik koltuğundaki Can Ulkay’ın becerisi de hayranlık uyandırıcı. “Sarıkamış Çocukları”nda (2017) ortak yönetmenlikle kumaşını kanıtladıktan sonra ilk kez yalnız başına direksiyona geçiyor. Bir dönem filminde biçimci reklam estetiği ülkemizde çok rastlanan bir şey değil. Bu sebeple de onun kadraj dengesinden yavaş çekim zekasına kadar her şeyin yerli yerine oturduğu yönetmenlik tatmin ediyor. Bizi filmin duygusuna çekiyor.
 

Formül senaryo, sinematografi-müzik uyumuyla etkiliyor

 
Yiğit Güralp’ın senaryosu motamot anları gözlemlemek, planlı bir ‘tarihi melodram’ becerisine imza atmak için var. “Ayla”nın ritmi içine almakla kalmıyor bizi savaşın gerçekleriyle de yüzleştiriyor. Astsubay Süleyman’ın barışçıl sevgi ile karşılaşması çok tesadüfi. Ama onun zoraki Kore yolculuğundan kopardıkları tatminkar duruyor. Birkaç sene önce Koreliler’in ürettiği belgesel “Ayla, Koreli Kızım”ın kurmaca versiyonu bu temelde…
 
Jean-Paul Seresin’in sinematografisi yıkımın doğasını kavramak için krem rengi ile kahverengi arasında gidip geliyor. Arada ‘umut’ bulmak için uğraşıyor. Can Ulkay detay planları çok iyi devreye sokmuş. Geniş alandaki çatışma sahnelerinde bir beceri var. Ama çıta çok yükseğe çekilmemiş. Bu da bilinçli… Üst açılar ise filmin yapısına cuk oturacak özende.
 
“Hayat Güzeldir” gibi savaşta baba-oğul ilişkisinin üzerine giden filmler esas başvuru noktası olmuş. Oradaki ‘çocuğa oyun oynama’ ölümcüllüğü burada da var. Ayla, savaşın ve bürokrasinin yarattığı yıkımın iç parçalayan yüzü olarak bir oraya bir buraya yalpalıyor, çıkış arıyor. Fahir Atakoğlu da besteleri ile bu biçime destek veriyor. Kaydırılan kameraların anlam kazandığı savaş atmosferi reklam estetiğini de işlevsel hale getiriyor.
 
Ayla ile Süleyman’ın dostluğu çok hüzünlü, ister istemez içimize oturuyor ve ağlatma garantisi veriyor. Hacıoğlu’nun da oyunu ile bu ikiliye inanıyoruz. Filmin ilk 100 dakikalık kısmından sadece açılış karesinin işlenmemiş hali ve belki “Titanic” (1997) kadar özenli durmayan gemi kalkma sekansı olumsuz not olarak filmin hanesine yazılıyor. Türk askerlerinin kostümlerinin hiç kirlenmeden tertemiz sunulmasını ‘prodüksiyon kalitesi’ zannetmek de bunlara eklenebilir.
 

Oyuncular profesyonellik, final ucuzluk katıyor

 
Böylesi öğeler “Ayla”nın zaaflarını açık ediyor. Ama patlama sekansı, ses-ses kurgusu uyumu yerinde. Hollywood estetiği fışkıran rejide Can Ulkay çok iyi. Sahneler arası geçişler de filmin anlatısını kalkındırmaya yarıyor. O hedefle alınan oyuncular, görkemli kadro ayrı bir profesyonellik getiriyor. Ali Atay’dan Damla Sönmez’e, Murat Yıldırım’dan Taner Birsel’e, Mehmet Esen’den Altan Erkekli’ye bir profesyonellik var. Hepsinin karakteri de yazılmış.
 
“Ayla”, belki ‘Ayla’nın bakış açısına niye hiç geçilmedi?’ sorusuyla eleştirilebilir. Öte yandan son 15-20 dakikadaki dönüş filmi, günümüz TV kitlesini tatmin edecek ucuz bir Yeşilçam melodramına dönüştürüyor. Özellikle Sinem Öztürk ile Çetin Tekindor ne yapıyor çözmek güç. Bu bölümde Koreli oyuncular da seviyeyi düşürüyor.
 
Film, “Babam ve Oğlum” (2005) ile “Hayat Güzeldir”i birleştirme arzusundaki bir Kore Savaşı dostluğu filmine dönüşüyor son kalemde… Bunu da duygu yüklü bir senaryoyla, sürekli yükselen bir tempoyla ve evrensel bir sinema olgusuyla ortaya koyuyor. Sınırlarını belirlemesi zor bir mesele var, ama yüksek özenle servis ediliyor. Her şeyden önce ‘politik açıdan doğru ve barışçıl’ bir yapıt izlediğimize inanıyoruz.
 
FİLMİN NOTU: 5.7

 

Künye:
 
Ayla
Yönetmen: Can Ulkay
Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Kim Seol, Çetin Tekindor, Ali Atay, Damla Sönmez
Süre: 120 dk.
Yapım yılı: 2017



 

‘İŞE YARAR BİR ŞEY’: LEYLA VE DİĞER ÖYKÜLER

 
Pelin Esmer’in bir şairin iç dünyasını araştırmaya çıktığı “İşe Yarar Bir Şey”, 24. Uluslararası Adana Film Festivali’nden üç ödülle döndü. Yönetmenin; Gökhan Tiryaki’nin varlığıyla kariyerinde sınıf atlamasını sağlayan eser, Başak Köklükaya’nın yıllardır beklenen çarpıcı geri dönüşüyle de keyif veriyor.
 

Yansımaları oyun alanına dönüştüren Tiryaki şov vapıyor

 
Leyla (Başak Köklükaya), gece treniyle çıktığı yolculukta etrafı gözlemlerken bir anda Canan’ı (Öykü Karayel) fak eder. Bu genç kızı son istasyonda, Yavuz’un (Yiğit Özşener) evinde, çok ağır bir sorumluluk bekliyordur. Leyla, Canan’ın anlattıklarından ve anlatmadıklarımdan şaşırtıcı bir hikaye kurar. Buna da kendini kaptırır. İkili bu hikayenin sonunda bir iyilik meleği mi yoksa bir katil mi olacaklarını tahmin bile edemiyorlardır.
 
“11’e 10 Kala” (2009) ve “Gözetleme Kulesi”nde (2012) belgeselci kimliğinden kopamayan Pelin Esmer, gerçek bir sinematografik gücün eksikliğini hissetmişti. Aşina olmadığı için karikatürize ve sempatik duran daha alt zümreye ait insanları yansıtmak onun kalemi değildi. Bu da sarkan ama bazı Batı ülkelerinden ‘egzotik’ gözüken ‘karakterimsiler’ ve ‘manzaralar’a mahkum bir sinema anlayışını duyuruyordu.
 
Açıkçası Barış Bıçakçı’nın kitabından yola çıkan özenli “İşe Yarar Bir Şey”de (2017) yönetmen feminist sinemaya, kadın yönetmenlerin işlerine, kadınların dünyasına örnek olacak bir bilinçaltı yolculuğuna imza atıyor. Gökhan Tiryaki’nin çok yakın ve yakın planları, geniş planları kullanırken şair-edebiyatçının yansımalarını oyun alanına dönüştüren görsel zekası dahice!
 
Bu da Köklükaya’nın olgunluğundan beslenen filmin dünyasına, trenin içinde kalınca çok şey katıyor. Zaten tren garındaki saatten başlayıp öndeki karakterleri başka bir dünyadanmışçasına alan açılıştaki ve finalde birçok karakter arasında kaydırma yapılan kapanıştaki plan sekanslar zihinlerden çıkmayacak gibi. Esmer de Chantal Akerman gibi ‘kadın sinemasının ikonik isimleri’nden esintiler barındırıyor bu kez.


 

Akerman usulü ‘Leyla ve Diğer Öyküler’ mi demeli?

 
Sanki “Kadın Kayboldu” (“The Lady Vanishes”, 1938) ile “Hayal ve Görüntü”yü (“Images”, 1972) birleştiriyor gibi gözüken, ama temelde Claude Miller’ın Ruth Rendell uyarlaması “Betty Fisher ve Diğer Öyküleri”nin (“Betty Fisher et Autres Histoires”, 2001) yapısına “Sessizlik”in (“Tystnaden”, 1963) tren kullanımını enjekte eden bir yaklaşım var. Akerman’ın “Anna’nın Buluşmaları”nın (“Les Rendez-Vous d’Anna”, 1978) da trenli bölümlerinin soğukkanlılığı zihnimizde beliriyor elbette... Doğal renklerle natüralizmi birleştiren sakillik bu kez Esmer için anlamlı hale geliyor.
 
Ama film, trenin dışına çıkınca ayakta kalamıyor. Yiğit Özşener’in Yavuz’u, Nejat İşler’in “11’e 10 Kala”daki kapıcı karakteri Ali’den farksız bir ‘karton’ ve ‘karikatürize’ durma probleminden mustarip. Esmer’in erkek karakter yazmaması gerektiği bu sayede açığa çıkıyor bir kez daha. Film de formda olduğu tren bölümlerinden uzaklaşınca, özellikle son 30 dakikada kendi özgünlüğünü, kontrolünü, feminist sinema içindeki haykırışını biraz olsun yitiriyor. Perde serüvenini de kitabi diyaloglara boğularak noktalıyor. 80’lerin kadın filmi mantığıyla, sinemasız entelektüel haykırışlarıyla finali zar zor görebiliyor. Pelin Esmer için büyük, dünya için küçük bir adıma dönüşüyor.
 
FİLMİN NOTU: 5.8


 
Künye:
 
İşe Yarar Bir Şey
Yönetmen: Pelin Esmer                                                     
Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yiğit Özşener, Ayşenil Şamlıoğlu, Cüneyt Yalaz
Süre: 113 dk.
Yapım yılı: 2017
 

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU: 

SOYGUN (GOOD TIME): 7.5
ELLY HAKKINDA (DARBAREYE ELLY): 6.6
CİNGÖZ RECAİ: 6.5
BENİM VAROŞ HİKAYEM: 5.4
İZ (SPOOR): 5.4
O (IT): 5
DAMAT TAKIMI: 4.9
MUTLU SON (HAPPY END): 4.8
BLADE RUNNER 2049: 4.5
ÖLÜM GÜNÜN KUTLU OLSUN (HAPPY DEATH DAY): 4.5
KINGSMAN: GİZLİ ÇEMBER: 4.4
İLK ÖPÜCÜK: 4.1
TARLA: 4.1
BÖLÜK: 3.3
KORKU KAYITLARI (CRUCIFIXION): 3.2
ANNE! (MOTHER!): 3
ÇAVDAR TARLASINDAKİ ASİ (REBEL IN THE RYE): 3
KERVAN 1915: 3
TAŞ: 3
AY LAV YU TUU: 2.7
DAMAT KOĞUŞU: 2.7
BİR NEFES YETER: 2.6
BABAM: 2.3
DÖRT KÖŞE: 2.2
KURTLAR VADİSİ VATAN: 1.6
 

BUNLAR DA VAR

*Serinin merakla beklenen üçüncü filmi “Thor: Ragnarok”, Cate Blanchett, Jeff Goldblum, Idris Elba gibi eklemelerle dikkat çekmek istiyor.



*Oğuzhan Koç ile İbrahim Büyükak’ı bir araya getiren iki kafadar komedisi “Yol Arkadaşım”, BKM’nin bu sezon vizyona soktuğu ilk iddialı film.


KEREM AKÇA / akca.kerem@gmail.com

Yandex.Metrica