Aylin Aslım: Kaş, giden güzel şeyleri geri getirdi

Çok sevdiği İstanbul'dan, kendini tekrar bulmak için Kaş’a göçüyor Aylin. Bir ayağı hala İstanbul'da ama ruhu artık tamamen Kaş'ın doğasına emanet...

Aylin Aslım: Kaş, giden güzel şeyleri geri getirdi
İPEK ATCAN / [email protected]

Her şeyi geride bırakıp Kaş’a gitme kararını nasıl aldın?

2010 gibi gitme kararı almıştım. Düşün ne kadar uzun zaman aldı bunu uygulamam. Tabii ki kolay bir karar değil. Zaten kolay olsa, hata yapma ve gittiğin yerde mutsuz olma ihtimali artar. Ana dilini konuştuğun, oturma izni alman gerekmeyen ve kendi şehrine yakın bir yerdesin ayrıca. Sonuçta kendi ülkende başka bir şehirdesin, çok da abartılacak bir şey değil.

Peki neden Kaş?

Türkiye mi yoksa başka bir yer mi diye düşünüyordum. Bir sürü yere gidip geldim ama kendimi en iyi hissettiğim yer hep burası oldu. Doğası, rüzgarı, ağacı, insanları... Kuşların kanat çırpışını duyabiliyorsun burada.

Büyük şehirleri terk edenler sakin bir hayat arayışında olur. Ama sen Kaş’a gelince bar açtın!

Ben de ilk zamanlar “Neden yaptım?” dedim. Daha sakin bir yer hayal ediyordum ama bize denk gelen Gagarin oldu. Tahmin ettiğimden çok daha yorucu oldu buradaki hayatım ama asla İstanbul’daki kadar yorulmuyorum. Trafik yok, korna yok, binalar arasında çürüyor muyum endişesi yok. Açık deniz ve gökyüzü öyle tedavi ediyor ki insanı. Gece hayatı yaşasan dahi sakin ve mutlu olabiliyorsun.

Gagarin isminin bir hikayesi de var…

Tarihte bir sürü mekana isim bulmuşluğum var, Magma’dır, Zeplin’dir… Kendime isim bulmaya kalkınca epey bir zorlandım. İkonlaşmış insan isimleri düşündük, oyuncular, müzisyenler, Nikola Tesla’dan Anthony Quinn’e kadar… Derken Yuri Gagarin geldi aklımıza. Astronot, uzaya çıkmak, sabaha kadar barda olmak ve başka bir kafada eğlenmek. Derken Gagarin’i ilk öğrenişim geldi aklıma, annemden öğrendim, çünkü okulda öğretmemişlerdi. 1961’de annem bunu radyodan canlı dinlemiş ve dedem anneme siyah beyaz bir fotoğrafın arkasına not aldırmış ve “Yuri Gagarin bugün dünyanın en büyük insanı, bunu unutma.” demiş.



Rock bar denildiğinde bir ‘leş rock bar’ algısı oluşuyor ama burası epey farklı...

Leş rock barların nesi var! Hayatımız oralarda geçti (gülüyor).

Tabii ki bir şeyi yok da anladın sen beni...

Tabii yazlık yer rehaveti de var. İnsan biraz daha akışkan, yumuşak ve eğlenceli olsun istiyor. The Cure’dan, Depeche Mode’dan Metallica’ya, Blondie’ye uzanan bir yelpazemiz var. Biraz Alt Kemancı, biraz Üst Kemancı gibi ama bu kaç kişiye ne ifade eder bilemedim (gülüyor). Özetle, kendi dinlemek isteyeceğimiz şeyleri çalıyoruz, yemek isteyeceğimiz şeyleri menüye koyuyoruz. Havalı bir İstanbul mekanı burada olmaz. İnsanlar zaten ondan kaçıyorlar.

Kaş seni yadırgadı mı? Bir isimsin sonuçta, küçük yerlerin böyle bir olayı vardır genelde.

Beni hiç tanımadığı ve bilmediği halde “Eyvah!” diyen bir iki kişi oldu. Bunu her zaman garipserim ama anlarım da, kafalarında ünlü insan imajı var bazı insanların ve bu sadece Kaş’a özgü değil. Tüm Türkiye’de olan bir sıkıntı bence. Bir kısmı 90’lardan Televole’den kalma bir ünlü imajı, bir kısmı Kral Tv’den kalma kliplerinde jiplere binen ünlü imajı, bir kısmı magazin eklerinden gelen bir ünlü imajı. O insanlarla kendi şarkısını yazan, besteleyen ve bunları yapmak için biraz yalnızlığa ihtiyaç duyan kişi arasında fark var. Ama bunu snob’luk olarak algılayan insanlar var. Aynı kefeye konmak bazen incitici oluyor. Ama iletişim kurup anlaşmamız çok uzun sürmedi. O yüzden devasa problemler yaşamadım burada. Buraya zaten tesadüfen gelmedim. Ortaklıklarım olan, burada tanışabileceğimi düşündüğüm insanlara geldim.

Burada barda insanlarla tanıştım mesela. İstanbul’da özlediğim bir duygu…

İşte bu rahatlık ve insanların birbirine zarar vermeyeceği düşüncesi burada daha bir hissettiriyor kendini. Her ne kadar sadece 1,5 yıldır burada olsam bile İstanbul’dan gelen insanların durumlarını ve hallerini şimdi biraz daha dışarıdan daha iyi gözlemleyebiliyorum. O yüzden burada daha uzun yaşayan insanlar da muhtemelen bende daha farklı şeyler görmüşlerdir ilk etapta. Ama buraya yaklaştıkça orası için de merceğin çok kaymaması ve yanlış yorumlamamak lazım.

En son muhabbetlerimizde artık şarkı yapmanın içinden gelmediğinden bahsetmiştin. Üzerine Kaş’a yerleştin. O anlamda olumlu bir etkisi oldu mu sende?

İstanbul’da yapamadığımı ve İstanbul’un bunun sebebi olduğunu anlamam da buraya gelmemde etkili oldu. Orada yazacağım hiçbir şey kalmadı gibi hissettim. En son albüm 2013’te çıktı ve tek satır bile yazmadım o zamandan beri. İçimden hiçbir şey gelmiyordu İstanbul’da müzikle ilgili ve bir şeyleri kökten değiştirmem lazımdı. Buna çok üzülüyordum çünkü beni ben yapan ve hayatım boyunca yaptığım şey bu. Bir anda ben kimim, ne yapacağım korkusu oluyor. Gürültüsü, pisliği, insanların öfkesi, zaten çok insan sever bir insan değilim. Çok insan sever biri olmayınca da kaçacak çok bir yerin yok İstanbul’da. Her şey aşırı görselleşti ve benim işim görsellik değil. Herkes “çok iyiyim, çok iyi yapıyorum, dur memelerimi de göstereyim” halinde. Memesiz, poposuz çekilemeyen kliplerle dolu her yer. Neyse bu ayrı bir konu. Bu manyaklıktan kaçmak istedim. Yazabilmek için kaçmak zorundaydım.

Peki hala mı öyle?

Hiç istemiyordum, hiç özlemiyordum. Özleyebilme umuduyla geldim buraya. Bu sonbaharda kışta kendi kendime kalıp bir şeyler yazmaya çalışacağım yine ufak ufak heyecan duymaya başladım. Hiç olmaya da bilir gibi hissediyordum. Her yıl fabrikasyon çalışan insanlar var ama ben onlardan değilim. Ticari olarak büyük hata ama ilk hedefim o değil. Amacım çok insana ulaşmasını sağlamak ki ben devam edebileyim bu işi yapmaya. Tabii bu her sene pompalayayım demek değil. Bazen yedi, bazen sekiz şarkılık albümler yaptım. “Canını Seven Kaçsın” sekiz şarkıyla çıktı. Herkes “Sekiz şarkılık albüm mü olur, n’oluyor?” dedi. Ertesi sene herkes öyle albümler çıkardı ya da EP yaptı. İlk ben yaptım filan demek istemiyorum ama yapılan her şeye ilk bir bok atma durumu var. Çıkmadı kardeşim, bu kadar şarkı yaptım. Senin paşa gönlünü eğlemek için, albüme 3 tane sonradan “keşke koymasaydım” diyeceğim şarkılar mı eklemeliydim yani...

Merak ettiğim şeylerden bir tanesi de senin gezgin ruhunu yanısttığın yeni instagram hesabın “yolcuduraylin”.

Evet, ilki çok iyi gidiyormuş gibi bir tane daha açtım. Instagram’dan o kadar sıkılıyorum ki anlatamam sana. Twitter gibi instagram’ı da yanlış anladığımızı düşünüyorum bazen. Tabii sadece Türkiye’de değil, dünyada da yanlış anlaşıldı bence. “Black Mirror” diye bir dizi var biliyorsundur. Orada bunun daha abartılı ama çok da uzak olmayan versiyonları anlatılıyor. Ama evet var “yolcuduraylin”.



Var mı yine gitme planları? Sonuçta Gagarin 6 ay açık.

6 ay bilfiil çalıştığım için tabii ki tatile ihtiyaç oluyor. Ama şu an hayatımda herhangi bir konuda herhangi bir plan yapamadığım bir dönemdeyim. Hoş, zaten ne zaman yapsan da hayat komik bir şekilde dalgasını geçiyor. “Artık bir tatil planı yapacak kadar olsun yerimiz” diyorsun ama bazen olmuyor işte. Önceliğim bu kış bir şeyler yazmak adına kendime yalnızlık ve alan yaratmak. Ama bir yerlere gitmem gerekiyor tabii. O da tatil için değil, başka şeyler yazmak için. Bu da ilerisi için bir sürpriz olsun.

Var mı takip ettiğin gezginler? Mesela ben Mustafa Seven’e bayılıyorum.

Beni Instagram’la tanıştıran arkadaşlarım civilking (Mehmet) ve audiosoup (Çiler) oldu. Onların paylaşımları her zaman iç açıcı oluyor. Onların bana tavsiye ettiği, dünyayı gezen insanları da takip ediyorum bir yandan. Ya da bir Berlin fotoğrafçısı var, Berlin’i özledikçe onun fotoğraflarına bakıyorum.

Gagarin’de her gece, Mazhar ve Fuat’tan “Adımız Miskindir Bizim” ile son buluyor. Neden bu şarkı?

Daha İstanbul’dayken bir kapanış şarkısı olmalı diye düşünmeye başladık. Şarkının sözleri Yunus Emre zaten. O kadar barışçıl ve kucaklayıcı sözleri var ki, her gece insanları öyle bir duyguyla uğurlamak istedik.Bizi, mekanı ve Kaş’ı öyle hatırlasınlar istedik ve amacına da ulaştı bence.

Kaş’ta olman konserleri olumlu ya da olumsuz etkiliyor mu?

Konser ya da başka bir şeyler için gitmen gerektiğinde, ani bir şekilde gidebildiğin bir mesafe. Tırnak içinde, yine gurbettesin. İlla yurtdışında olmak gerekmiyor.

Buraya havaalanı yapılacak olmasına ne diyorsun?

Bence saçma, bir Alanya’ya daha gerek yok. Ülkenin durumlarından ötürü yabancı turist sayısı zaten azaldı ama o yabancılar zamanında Alanya’ya binalara gelmediler. Doğa olduğu için geldiler. Kalkan da öyle ama şimdi dağ taş bina. O binaları yaptın diye insanlar gelmeyecek, o binaları yapınca bu su bu kadar temiz olmayacak. Yapılabilecek en iyi şey burayı bu şekilde muhafaza edebilmek için önlem almak. Kirlenmesin, kalabalıklaşmasın, değişmesin... Yani demek istediğim insanlar buraya geliyorsa ve sevdiyse bir sebebi var. Sen onu değiştirdiğinde ortadan o sebebi kaldırıyorsun.

Hayatımızı geçirdiğimiz İstiklal Caddesi bile ne halde, bazen unutuyorum o eski halini.

Benim hiç aklımdan silinmedi maalesef. Biraz o yüzden de İstanbul’dan kaçmak istedim. Ağalayacak gibi oluyorum görünce. Orası bizim evimizdi, semtimizdi.

Kaş sende bir şeyleri törpüledi mi? Bir şeyleri götürdü ya da getirdi mi?

Giden güzel şeyleri geri getirdi. Doğa dengeliyor insanı. İstanbul bence artık insan doğasına aykırı bir şehir. Dünyanın birçok şehrini gördüm, kaçmak istediğinde bir parkın var. Sosyal medyada “İstanbul dünyanın en güzel şehri diyorsunuz, gidin başka şehirleri görün” dediğimde çok tepki görmüştüm. Boğaz filan diyorsunuz da bir tane Boğaz’ımız var onu da binalarla doldurdunuz. Sahilde yürümek imkansız arabalardan, valelerden, mafyalardan. Bana Boğaz demeyin. 20 milyonluk bir şehri Boğaz güzelleştiremez. Tahammül etmeye çalıştığın bir hayat içinde debelenmek çok kötü. Burası benim olmak istediğim insana daha çok yaklaştırdı beni.

İstanbul’a dair özlediğin şeyler oluyor mu?

Sıfır. Eşim, dostum, ailem dışında sıfır.

Burada kendini yalnız hissettiğin zamanlar oluyor mu?

Çok oluyor ama İstanbul’da da çok oluyordu. Burada başka sebeplerden dolayı çok olabiliyor çünkü herkesle yeni tanışmışsın. Kendini ne kadar açabilirsin, açmak istiyorsun gibi durumlar var. Ama burada seni teskin edecek doğal güçler var. Denizi, güneşi, kuşu, kaplumbağası, rüzgar sesi, begonviller... Bunların hepsi ilaç.

Artık asla vazgeçmem dediğin şeyler neler?

Sessizlik.

İstanbul’dan göç başladı. Buraya başka insanlar gelse, başka mekanlar açsa seni üzer mi sevindirir mi?

Üzmez. Seveceğim başka mekanlar açılması tabii ki beni sevindirir. Ben zaten mekancılık iddisası ile yapmadım Gagarin’i. Asıl hedef İstanbul’dan gitmekti, Gagarin bir araç oldu. O yüzden böyle bir şeye bir rekabet ya da hırs ile bakmam. Sadece güzel insanlar gelsin, tek dileğim odur.

İşin öbür tarafına geçmek nasıl oldu?

Enteresan oldu. Mesleğim sayesinde ve mesleğim dışında da sosyalleşmek için hep mekanlarda insanlarla buluştum. Müdavimlik sevdiğim bir şeydir. Seninle beraber de müdavimi olduğumuz mekanlar oldu Beyoğlu’nda yıllar içinde. Neyin beni mekanlara müdavim yaptığını düşünerek bir şeyler yapmaya çalıştım. En başta müzik, çalışanların tavrı, dekorasyonun dili ve sana söylemek istediği şey, hepsi bir bütün. Mimarları sokayım içeri, şöyle bir yer olsun demedim. Her şey el yordamıyla ve amatörce.

Mekanda enteresan şeyler yaşıyor musun?

İlginç ve güzel karşılaşmalar oluyor. Senin gibi hangi şarkılarımla ne yaşadığını paylaşan insanlar oluyor. O paylaşım o kadar mahrem ve değerli ki... Doğru şeyi yapmışım duygusu veriyor. Özellikle Wikipedia’da benimle ilgili bir şeylere bakıyorlar ve bana soruyorlar. Gerçi orada benimle alakalı her şey yanlış yazıyor.

Çok şanslısın ki sevdiğin işi yapıyorsun. Tabii yeri geldiğinde bunun bedellerini de ödüyorsun. Hayallerini gerçekleştirdin ve gerçekleştiriyorsun diyebiliriz. Şu an geleceğe dair hayallerin neler?

Geleceğe dair hiçbir şey bilmediğim bir dönemdeyim.

Bence çok daha heyecanlı...

Evet heyecanlı. Eskiden daha bir korku verirdi bu durum. Ama yaşla beraber kim olduğunu ve ne istediğini bilir hale geliyorsun ve korkmuyorsun. Doğru yerde doğru şeyi yapmayı hissetmek. İstanbul’da son 10 senedir hissetmiyordum. Şu an yakın gelecekte en kesin olan şey, Kaş’ta olmak ve müzik yazmak istemek. Bunu söyleyebildiğim için çok mutluyum çünkü geçen sene bu zamanlar kesinlikle istemiyordum. Bir de köpeklerim tabii. Bunlar bana yetiyor şu anda. Daha fazlasını bildiğimizi zannederek de aslında kendimi kandırıyoruz. Aslında gelecekle ilgili hiçbir şey bilemiyoruz. Öyle şeyler geliyor ki insanın başına...

Genel durumumuz düşünüldüğünde ve senin sözünü sakınmayan biri olduğunu düşünürsek, korkuların var mı?

Korkmak için kaybedecek bir şeyin olması lazım. Bir kere sözünü söylemek için bir şeylerden korkuyorsan yanlış bir hayat yaşıyorsun demektir.

Kırgınlıkların oldu mu?

Çok. Olmasa burada ne işim var?

Tekrar yazma kıpırtıları başlamışken, şunu dinlemiyoru, bundan uzak duruyorum dediğin şeyler var mı kafanı bulandırmamak için?

Dönem dönem değişiyor. Şu an belirsiz. Bazı albümleri yazarken hiçbir şey dinlememek istedim. Artık 70’lerde değiliz çok fazla şey yazıldı. Yazdığın şeyin bir şeylere benzeme ihtimali çok korkutuyor. Yapacağım müzik kendi kimliğini bulsun istiyorum. Buraya geldiğimde müzik bile dinlemek istemiyordum. Gagarin sayesinde yeni bir sürü şey dinledim ve bundan tekrardan çok zevk aldım.

O zaman heyecanla albümü bekliyor ve teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim, yine Kaş’ta buluşuruz!