'Aysel'in bıraktığı daha yüzlerce şarkı evde bekliyor'

Türkiye'nin gördüğü en renkli kişiliklerden biriydi Aysel Gürel. Onun büyük kızı Müjde Ar sinema oyunculuğunu, küçük kızı Mehtap Ar da çocuklara tiyatro yapmayı seçti

a
a
Pazar, 14 Kasım 2010 - 05:00


'Aysel'in bıraktığı daha yüzlerce şarkı evde bekliyor'

Seral Cumalı

scumali@posta.com.tr

Mehtap Ar Türkiye’nin en ücra köşesindeki çocuklara tiyatro götürüyor. Evinin duvarları 3 yıl önce kaybettikleri Aysel Gürel’in fotoğraflarıyla dolu. Bir bölümünde de oğlu Söz’ün çeşitli yaşlarında çekilmiş fotoğrafları var.

Söz artık üniversite öğrencisi, Koç Üniversitesi’nde ekonomi okuyor. Onu Müjde Ar’ın büyütmesi ve nüfusuna geçirmesi ile ilgili sorularıma, “Çocuğuma bakamamış değilim, onu ablamla paylaştım; çünkü biz paylaşımcı bir aileyiz” yanıtını verdi. Evinin mobilyaları ise Aysel Gürel’in eşyaları. “Burada annemle yaşıyoruz” diyor ve özlemi giderek daha da büyüyor...

Anneniz Aysel Gürel’in size bıraktığı en önemli miras neydi?

Annem yolculuğa çıkmadan kısa bir süre önce 5 Şubat’ta reklam filmini çekti. Reklam filminin çekiminden gelince bana şunu söyledi: “Herkese deki; 79 yaşına kadar çalıştı, ayakları üzerinde durdu, kimseye müdana etmedi. Allah ömür verseydi yine çalışırdı...” Bize annemizden kalan en önemli miras budur. 5 Şubat’ta reklam filmini çekti, 7 Şubat’ta Aysel’in doğum gününü kutladık, 17 Şubat’ta saat 16.25’te kollarımda yolcu ettim annemi. Yolculuğa çıkmadan bir gece önce sabaha kadar şarkı sözü yazdı. Bütün şarkıları duruyor; daha yüzlerce şarkı var...

Dinlemediğimiz şarkılar mı?

Dinlemediniz. Tarkan’ın geçtiğimiz yaz boyu çalan şarkısı ‘Sevdanın Son Vuruşu’ da biliyorsun annemin.

Anneniz şarkı sözü yazarı, ablanız Müjde Ar sinema oyuncusu olarak zirveye çıktı. Siz neden çocuk tiyatrosu yaptınız?

Annemin kökü tiyatrodur. Muhsin Ertuğrul Hoca’nın talebesidir. Ben 1956, ablam 1954 doğumlu. Biz gözümüzü açtık, tiyatro gördük. 1960’ta annem Münir Özkul Tiyatrosu’nda oynuyordu, çocukluğumuz hep o tiyatroda geçti. Sonra Nejat Uygur, peşinden Tevfik Gelenbe Tiyatrosu’nda geçirdik çocukluğumuzu. Annemin tiyatrocu tarafı bilinmez ama ablam ve ben tiyatro kulislerinde büyüdük. Sonra benim kanto dönemim var, o da tiyatroyla çok ilgili. Bir ara sinema oyunculuğu da yaptım. Ama çocuğumu doğurduktan sonra onun eğitimi için

Kaç çocuğa ulaştınız?

280 bin çocuğa ulaştık, bu yıl 300 bini geçmeyi hedefliyoruz. Annem beni çok yüreklendirdi ve 2006’da Sabancı Vakfı’na bir mektup yazdım. Anadolu’yu köy köy dolaşarak tiyatro yapmak, oradaki çocuklara tiyatroyla dokunmak istediğimi belirttim. 3 gün sonra “Buyurun görüşelim” diye cevap yazdılar. O gün ayaklarımın yerden kesildiğini hissettiğim gündür.

 Nerelerdeki çocuklara tiyatro götürdünüz?

2006’dan beri adım adım Anadolu’yu dolaşıyoruz. Geçen yıl Şırnak, Silopi, Cizre, Nazimiye, Erzurum, Erzincan, Tunceli, Giresun ve ilçelerini dolaştık. Her yıl 10 il, ilçe ve YBO’larda (Yatılı Bölge Okulları) çocuklara tiyatro götürüyorum. Günde 5-6 oyun oynuyoruz. 2.5 ayımız orada geçiyor. YBO’larda köyden gelen çocuklar kalıyor. Birçok şeyi ilk kez görüyorlar. Bu arada broşürlerle de çocukları tiyatro hakkında bilgilendiriyor, okumanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.  

İlk kez tiyatro gören çocukların tepkisi ne oluyor?

Müthiş. Oyun sırasında sahneye birkaç çocuk alıyoruz, hedefin ne, ne yapmak istiyorsun diye soruyorum. Ardahan’ın Damal ilçesinde bir kız çocuğu ‘Ressam olmak istiyorum’ dedi. “Neyin resmini çizeceksin?” dedim, “Annemi, babamı, bir de denizi çizmek istiyorum” dedi. “Sen denizi gördün mü?” dedim, cevap vermedi. Sonra kulağıma eğildi, “Ben rüyamda gördüm denizi” dedi. İşte bu çocuklara tiyatro götürüyoruz. İstanbul’a dönüyoruz ama aklımız onlarda kalıyor.

Oyunlarda Aysel Gürel’in sözleri var mı?

Tabii, onun dışında annemin çok sevdiği Ayla Çelik’in besteleri ve sözleri var. Yeni oyunumuzun adı ‘Güneş Herkes İçin Var’. İzmir, Hakkari, Şırnak, Antep, Samsun, Antakya; güneş her yerde doğuyor, hepimizi ısıtıyor. 

 İstanbul’da kaç gün, Anadolu’da kaç gün kalıyorsunuz?

1 Kasım’dan 25 Mart’a kadar İstanbul’da, 25 Mart’tan 1 Haziran’a kadar Anadolu’dayız. İstanbul’da da gezginiz, okullarda gösteri yapıyoruz.

Peki o çocuklarla bu kadar haşır neşir olurken oğlunuz Söz’ü ihmal etmiş olabilir misiniz? Söz artık 19 yaşında. Üniversiteye başladı. Onu ihmal ettiğimi düşünmüyorum, oğlum da bana çok destek oluyor. Bütün hikayeleri oturur benimle dinler. “İyi ki oradaki çocuklara gidiyorsun” diyor bana. Sonuçta benim çocuğum, Aysel’in torunu, Müjde’nin yeğeni. Çok olgun bir çocuk. Yapılan iş o kadar önemli ki; çocuğuma ayırdığım diğer zamanlar yeterli oluyor.

Çocuklara bu kadar dokunmak istemenizin nedeni Söz’e daha çok Müjde Ar’ın bakması ve ona yapamadıklarınızı diğer çocuklar için yapma arzusu mu?

Hiç öyle bir şey yok. Öyle bir derdim tasam olmadı. Biz Fatih’te doğduk büyüdük. Ben çok çocuk ve kalabalık seven biriyim. Eskiden komşuluk vardı, kalabalık büyüdük. Hep komşu çocuklarla kardeş gibiydik. Kentleşme insanların komşuluk ilişkilerini azalttı. Şu an bir residance’da yaşıyorum. Apartmanda beni seven 5 çocuk var; onlar da benim çocuklarım. Evet Söz benim çocuğum ama öbür çocuklar da benim çocuğum. Ben ayrı gayrılıktan yana değilim. Ablamın Söz’de çok emeği vardır, ama basında çıkan haberlerde de abartılar vardır.

Doğrusu nedir?

Söz haftanın 5 günü benimle, hafta sonu teyzeyleydi. Ben çalışırken ablamlaydı, ablam çalışırken benimleydi. Biz paylaşımcı bir aileyiz. Teyze anne yarısıdır. Bunun pek çok örneği vardır. Benle, Söz ve Müjde tek örnek değiliz.

 Ama Müjde Ar onu nüfusuna geçirdi?

Annem bizi böyle yetiştirdi. Ayrı gayrı olmaz bizde. Benim çevremde yeğenini kendi çocuğu gibi seven teyze çoktur. Van’da Mertcan diye bir çocuk var, beni her bayram “Mehtap Teyze” diye arar. Onu Van’da dolaşırken bir markette oyuna davet etmişim. Her bayram beni arar, onu nasıl ayrı koyabilirim ki?

Siz bakamadığınız için Söz’e Müjde Ar baktı zannediyorduk; öyle biliyorduk...

Niye bakmasın? Herkes çocuğuna bakar. Ailede kim çalışıyorsa, diğeri öbürünün yükünü birazcık azaltmak zorunda. Birbirimize destek olmak zorundayız. Budur! Apartmandaki yaşamım da öyle. Birisinin çocuğu hastalanınca koşarım. Ya da kendisine koşarım. Herkes birbirine destek olmalı. Önemli olan akşam rahat uyumaktır. Ben çok rahat uyuyorum...

Söz şu an burada sizin evinizde, daha çok sizde mi vakit geçiriyor artık?

Söz şimdi üniversitede kendi başına bir arkadaşıyla vakit geçiriyor. Çocuklar zaten belli bir yaştan sonra kendi yaşamlarını kuruyor.

Müjde Ar’a mı, size mi daha yakın oldu?

Şu sıralar ev olarak okuluna yakın olduğu için Sarıyer’de teyzesiyle beraberler.

Ruhsal olarak soruyorum?

Onu oğluma sormanız gerekiyor. Ama inşallah ablama daha yakındır.

Neden?

Annem, ben, ablam, öyle bir ayırım bilmeyiz. Sevgi çok büyüktür bizde. Hepimize yetecek kadar sevgi var. Ben başka türlü düşünmüyorum. Cumartesi pazarında limon satan çocukların hepsinden limon alıyorum, binaya gelip limonları dağıtıyorum.

Anneniz çok sıradışı bir kadındı. Onun sıradışılığı, çılgınlığı hanginize daha çok yansıdı? Hanginiz daha çılgın?

Annem çok eğitimli bir insandı. Çok büyük bir beyin, çok değerli bir şairdi. Anneme hastanedeyken; “Anne bu mini etekler, bu peruklar, bu gözlükler nedir?” diye sordum. “Ben söylemek istediklerimi döpiyes giyip topuz yapıp söyleseydim beni kimse dinlemezdi. Bu benim laflarımı dinletme kostümüm” dedi. Annem o şekilde tüm Türkiye’ye laflarını dinletti. Annem ne yaptıysa doğrudur, hayatında hiç hata yapmamıştır. Ben de, Müjde de, oğlum da çok şanslıyız. Aysel Gürel’le yaşadık. Annemiz olduğu için ona teşekkür ederiz.

Çok özlüyor musunuz?

Her nefesimde, attığım her adımda annem var. Çok büyük bir özlem. Geçen gün “E artık 3 yıla yaklaşıyor, acın azaldı mı?” diye sordular. Hayır çoğaldı. Özlem başladı...

(Bu yazı 07.11.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

3