Bağlama virtüözü Arif Sağ: Sosyete ölülerine ağlamaz, parayla ağlayıcı tutar

Türk Halk Müziği’nin ustalarından, akademisyen ve eski milletvekili Arif Sağ ile buluştuk. Akciğer kanseri nedeniyle hayranlarını korkutan sanatçıyla sağlık durumunu, 60 yıla yakın sanat hayatını ve ülkeye dair kaygılarını konuştuk. Söz siyasete geldiğinde şöyle dedi: “Bu ülkede kimse arzularını gerçekleştiremez. Bir devri kapatmış bir devir açmış Atatürk bile hâlâ tartışılıyor.”

Bağlama virtüözü Arif Sağ: Sosyete ölülerine ağlamaz, parayla ağlayıcı tutar
Oya Çınar
oya.cinar@posta.com.tr
Fotoğraf: Eray Akın

Arif Sağ denince akıllara, bağlama çalarken vecd halindeki görüntünüz geliyor...


O ruha giriyorum çünkü. Doğru sanat yapan, kalbiyle yapan kimsenin gözleri o an açık olmaz. Dışa değil içine dönmüştür çünkü. Komedi, şov yapmak arzusundaysanız o başka. Sanatçı kime denir, şovmen kime denir, biz daha o ayrımı yapamıyoruz.



Sizce sanatçı kime denir?

Bu ülkede sadece fiziğini sergileyerek öne çıkan insanların önüne sanatçı diye yazılıyor. Bu olmaz. Sanat da öyle. Toplumsal faydası varsa sanattır. Sen şahsına getirisi olsun diye bir şey üretmişsin, sanat diye pazarlıyorsun. Niye alayım onu?
 

DEVLET DE, SERMAYE DE SANATI CİDDİYE ALMIYOR


Geriye bakınca eksik ya da yanlış yaptığınızı düşündüğünüz şeyler var mı?

Var tabii! Sanat yapmak ne kadar duygu ve bilgiye dayalıysa, bir o kadar da desteğe dayalı. Pahalı bir iş. Misal, büyük bir senfoni orkestrası ile Türkiye’yi gezmek istiyorum. Türküleri senfonik bir yapı içinde geliştirip evrensel boyutta sunmak istiyorum. Ama gücüm yetmiyor. Bu içimde uhdedir. Sadece devlet değil, bu ülkenin sermayesi de sanatı ciddiye almıyor.

Neden sizce?

Çünkü sisteme kafa tutuyorsun onların gözünde. Seni hapse atıyor, işkence yapıyor. Hırsını alamıyor, vatandaşlıktan çıkarıyor. Tarihe bakan görür bunları. Bir de Avrupa’ya bakın. Oralarda insan sanatçı olduğunu anlıyor. Şehrin en güzel binaları ya konser ya da tiyatro salonu. Bizde hepsi devletin elinde. Onun da kapısını 100 bin lira kira verirsen açıyor.

60 yıl türkü okumuş biri olarak, bir türkü olsaydınız hangisini olurdunuz?

Yeter ki türkü olayım... Hangisi olduğumun önemi kalmaz. Türküler ticari amaçla üretilen sanat eserleri değildir. “Hadi türkü yazayım, bir ağıt yakayım” diye yapılmaz. Türkü yaşantıyı ifade eder. Yeri gelir aşkı, sevdayı, gurbeti, yeri gelir devletin zulmünü anlatır. Pervasızdır. Söyleyeceğini direkt söyler. “Koynundaki memeler” diye başlar. Kimse de yadırgamaz.



O gerçeklik duygusunu halk nasıl ayırt ediyor?

Eskiden ‘Destancılar’ vardı, ısmarlama ağıt yazarlardı. 150 güfte birden. Melodi uydururlardı o sözlere, kitapçık olarak sokakta satarlardı. Şimdi de ölü ağlayıcılarının şirketleri bile var. Ölü ağlayıcısı ne demek? Enteresan değil mi?

Evet, ölü ağlayıcısı kiralayan şirketler haber olmuştu...

Geliyor senin yerine ağlıyor. Kim bunu kiralayan? Bugün sosyete, elit ya da seçkinler dediğimiz kesim... Aralarında ciddi dindarlar da vardır. İşte bunlar ölülerine ağlamaz, parayla ağlayıcı tutarlar. Ama onu kimse yemez. Ne zaman ki bir ana evladının üzerine kapanıp yüreğinden taşanları sözcüklerle ifade eder, işte o ‘ağıt’ olur. O da yüzyıllara kalır. Hissediyorsun, hissedersin dinleyince...
 

'SAÇLARINI YOL GETİR’ ŞARKISININ TACİZDEN NE FARKI VAR?


Bugünkü müzikten alabiliyor musunuz o gerçeklik hissini?

Bugün müzikte büyük yozlaşma var. Adam, “Hayatı tespih yapmışım, sallıyormuşum” diye şarkı okuyor. Bakıyorum koca koca eğitimli, üniversiteli adamlar gidip onu dinliyor. Veyahut benim öğrencim... Bir gün baktım kendi kendine mırıldanıyor, “Git ara bul getir, saçlarını yol getir” diyor. “Oğlum sen ne okuyorsun?” dedim. Halk Müziği’nde şiddet yoktur. Arayın, tarayın, şiddet içeren bir türkü bulamazsınız. “Saçını yol getir” ne demek? Sürükle, zorla getir diyor yani. Bunun tacizden ne farkı var? Daha da kötü, normalleştiriyor. Şiddetin dik alası bu.

Onu severek söyleyen kadınlar da var...

Buna en başta karşı çıkacak olan bu ülkenin kadınları olmalıdır. Tüm bunları topluma anlatmak lazım. “Efendim, anlamıyorlar” diyenler var. O zaman bir daha anlatacaksın. Öbür türlüsünü görüyoruz. Yozlaşma ve korku hayatın her alanına siniyor. Yönetmek kolay oluyor. Fakir toplum, eleştiriden kendini soyutlamış toplum kolay yönetilir çünkü.

Türkiye kolay mı yönetiliyor sizce?

Her şey ortada. Ödümüz kopuyor gerçekleri söylemeye. Aman bir şey dersek bedeli ağır olur, başımıza bir iş gelir diye. İtiraz diye bir şey var yahu! Demokratik toplumlarda bu vatandaşın temel hakkıdır.

Kendinizi özgür hissetmiyor musunuz?

10 parmağımın boyaya batırılıp izi alınarak konser izni verdikleri zamanları biliyorum. Ne kadar özgürsem sen anla artık! Sadece türkü okuduğu için yıllarca hapiste kalanlar var. Aşık Mahzuni Şerif mesela. Rahmetli gün yüzü göremedi. Ben ülke yararını her şeyden önce tutarım, ama demokrasi ve insan hakları içerisinde. Büyük yanlışlar yapıp, “Özür dilerim kandırıldım” diyerek geçiştirilemez her şey.

“Hiçbir iktidar sanatçıları sevmez” demişsiniz, neden?

Sanatın kendisini sevmezler. Sanat muhaliftir çünkü. Politikacılar her söze, “Sosyal, ekonomik ve kültürel...” diye başlar. Bu ülkede bunların üçü de yok. Yalan üzerine siyasi söylem oluşturuyoruz biz.


 

ATATÜRK BİZİ VATANDAŞ KILIĞINA SOKTU AMA HALA ONA HAKARET EDİLİYOR


Turgut Özal’ın başbakan, Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde milletvekilliği yaptınız. Arzularınızı gerçekleştirebildiniz mi?

Bu ülkede arzularını kimse gerçekleştiremez! Düşünün ki hâlâ Atatürk tartışılıyor. Bir devri kapatmış, bir devri açmış. Sevr Antlaşması’na rağmen bu ülkeyi yeniden ele almış, bizi yeniden vatandaş kılığına sokmuştur. Yüz yıldır tartışılıyor, hakaret ediliyor.

Cumhuriyet ve demokrasi kültürünün oturmamasına mı bağlıyorsunuz bunu?

Onunla da ilgisi var. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir ülke burası. ‘Ortadirek’ diye bir şey vardı. Hatırlayan var mı? Gri gitti, artık ya siyah ya beyaz...

Uygun şartlar oluşursa yeniden siyasete girmek ister misiniz?

İstemem. Belli yaştan sonra insanların bu işi gençlere bırakması gerektiğini düşünüyorum. Dünyaya bakınca da görüyoruz. Gençlerin geldiği yerde her şey daha yerli yerinde. Yaşlıların olduğu yerler batak.
 

NEDEN PİR SULTAN'I ANMA GÜNÜMÜZ OLMASIN?


Devletin kültür ve sanata gereken desteği vermediğini mi düşünüyorsunuz?

“Veriyor” diyen buyursun gelsin. Her yerde ayrımcılık. Tamam, Dede Efendi’yi görün ama Karacaoğlan’ı da görün. Pir Sultan Abdal’ı görün. Neden Pir Sultan’ı anma günümüz olmasın? Bunu yapmıyorsun, tamam. Ama yapanı da cayır cayır yakıyorsun. Reva mıdır? Üstelik orada sadece Aleviler yoktu, Sünni demokratik dostlarımız da vardı.

Yıllar önce cemevlerinin durumu için Süleyman Demirel’e gittiğinizde, “Ben istediklerinizi size vermem, siz zorla alacaksınız” demiş. Alabildiniz mi?

En azından gençlerimiz çekinmeden, “Ben Aleviyim” diyecek hale geldi. Aleviliği hatırlatan sözcükler bile yasaktı o zaman. Yahu bırakın insanlar kendi gibi yaşayabilsin. Saçma sapan insanlar saçma sapan laflar ediyor, hiçbir ceza almıyorlar. Bunlar ötekileştirmeden de ağır.

Hangi lafları kastediyorsunuz?

“9 yaşındaki çocuk evlenebilir” lafını nasıl edebilirsin? Onu nasıl 55 yaşındaki adama eş edebilirsin? Kan ter içinde izliyorum bunları. Yoksa sen beni Alevi diye ötekileştirmişsin, umurumda bile değil! Ötekileştirdiğin şekilde yaşarım biter. Sen daha aile içindeki olayı çözememişsin. 9 yaşındaki çocuğu ateşe atıyorsun. Enteresan, bazı kadınlardan da böyle açıklamalar geliyor. Dehşet verici!


 

KÜBA'DA KANSERE ÇARE VAR MI?


Herkes sağlığınızı merak ediyor. Hepimizi korkuttunuz. Şimdi nasılsınız?

Gayet iyiyim. İlk öğrendiğimde ne hissettiysem aynısını hissediyorum. Ben her şeyden daha güçlü olduğuma inanıyorum. O beni yenemez.

Nasıl öğrendiniz?

Sekiz ay önce bir kontrole gittiğimde “Tedavi olmanız lazım” dediler, böylece öğrendim.

Hastalığınız hangi aşamadaydı?

Aşamasından ziyade kanserin çeşitleri var. Küçük hücreli olan en tehlikelisi. Allah’tan benimki öyle değildi. Ameliyatımı ve tedavimi Türkiye’de oldum.

Küba’da da tedavi olmadınız mı?

O kısım biraz yanlış biliniyor. Küba’daki ilaç tedavi amaçlı değil, hastalığın nüksetmesini engelliyor. Bu da tedavi kadar önemli ama öyle kafanıza göre gidemiyorsunuz. Buradaki tüm süreci kapsayan raporlarınızı Küba’ya gönderiyorsunuz. Doktorlar gerekli görürlerse gidebiliyorsunuz. Yoksa “Ben giderim, parası neyse veririm” diyerek olmuyor. Orada hastaneye yatıyorsunuz. Her şey disiplin içinde ilerliyor.

Maliyeti ne kadar?

Kübalılara ücretsiz. Biz 120 dolar ödedik. Aynı ilaç burada 2700 dolar. Ama ilacı almak için yine oradaki heyetin onayına ihtiyacınız var.

Ömür boyu kullanacak mısınız bu ilacı?

Ölene kadar. Hâlâ oradaki hastanenin hastası kabul ediliyorum. İlacım bittikçe gönderecekler.
 

ÇİLLER'İ CİDDİYE BİLE ALMADIM


Sivas Katliamı davası zaman aşımından düştüğünde ne hissetmiştiniz?

İnsanlık suçunun zaman aşımı olur mu? Anamı babamı katletmişsin zaman aşımı diyorsun.

Karardan sonra bazı siyasiler “Vatanımıza milletimize hayırlı olsun” demişti...

En canımı acıtan yorumlardan birini Mesut Yılmaz yaptı. Dedi ki, “Futbol maçında da bu kadar adam ölüyor, niye abartıyorsunuz?” İnsanlık dışı bir açıklama. Tansu Çiller de oteli karıştırdı, Van’daki bir otelden bahsetti. Ama onun aptallığına verdim, ciddiye bile almadım. Fakat Mesut Yılmaz’ın o benzetmesinin acısını taşırım hâlâ.


 

DEVLETİN SANATÇISI OLMAZ


22. Aydın Doğan ödülüne layık görüldünüz...

Mutlu oldum, hatır için verilmiyor çünkü. Devlet verseydi almazdım, onu da net bir şekilde söyleyeyim. Zamanında Süleyman Demirel vermek istedi, almadım. Devletin sanatçısı olmaz. Halk adına birileri adil bir şekilde devreye girerse, başımın üstüne yeri var. Yarıştırmadan veriyor çünkü. Sanatçı yarıştırılmaz. İşte Aydın Doğan Vakfı’nın şahsıma vermiş olduğu ödül bu yüzden de kıymetli. Bu kadar rezaletin, yozlaşmanın içinde şeffaf, sanata, kültüre ve bilime dair bir onurlandırma var.