Bahçeli: 28 Şubat'ın hesabı sorulsun

Salı, 02 Mart 2010 - 12:22

Bahçeli: 28 Şubat'ın hesabı sorulsun

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Balyoz Planı" iddialarına ilişkin sürdürülen soruşturmada, bazı komutanların tutuksuz yargılanması kararı verilmesine yönelik, "Bugüne kadar benzer suçlar kapsamında açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete, siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır" dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın vefatından dolayı üzüntülerini dile getirdi.
Türkiye’nin "sosyal ve siyasal hayatın her alanını zehirleyen ve bir kangren gibi saran hastalıklarla yorgun düştüğünü" savunan Bahçeli, bugün içine girilen bunalımdan kurtulabilmenin sancılarının yaşandığını söyledi.

Süreci "Fetret Devri" şeklinde yorumladıklarını anımsatan Bahçeli, "Olaylar kamuoyunun gözü önünde cereyan ederken, vatandaşlarımız bütün gelişmeleri korku, kaygı ve ümitsizlikle izlerken asıl ilginç olan, bu rezaletlere Başbakan Erdoğan’ın ’normalleşme’ adını verebilmiş olmasıdır. Bu nasıl bir siyaset algısı ve terbiyesidir ki, krizlerin normalleşme, buhranların demokratikleşme, bunalımların özgürleşme, yoksulluğun rahatlama, yıkımı açılım, çözülmenin kucaklaşma olarak çarpıtıldığı bir garabet zinciri topluma dayatılmaya çalışılmaktadır" diye konuştu.

Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "ileri demokrasinin ayak sesleri" şeklindeki sözlerine "Şayet bahsedildiği gibi bu bir ayak sesi ise adaletin ve zenginliğin değil, olsa olsa eli kanlı teröristin hükümeti, açlığın ve yoksulluğun Başbakan Erdoğan’ı; Ermeni’nin Rum’un, Peşmerge’nin AKP’yi teslim alışının yaklaşan ayak sesleridir. Ümidimiz odur ki, inşallah bu sesler, yaklaşan felaketlerin değil, ama hükümetin iktidarı ilk seçimde bırakıp kaçarken çıkaracağı topuk sesleri olacaktır" karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile toplantı yapmasını, yüksek yargı organlarının başkanlarıyla münferit görüşmelerini olumlu gördüklerini belirten Bahçeli, taleplerinin, sorunların parça parça ve kurumlar bazında ayrı ayrı çözümü yerine merkezinde hükümetin tavır ve üslubunun yer aldığı sıkıntılarla doğrudan muhatap olan bütün tarafların bir araya geleceği bir "devlet zirvesi" yapılması yönünde olduğunu söyledi.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ...

AK Parti hükümetlerinin, "milleti peşine takacakları bütün vaatleri ve bahaneleri geride kalan yıllarda cömertçe harcadığını" ifade eden Bahçeli, "Anayasa değişiklikleri için oynayacağı son kozdan ve yaratacağı gerilimden başka saklanacağı paravan kalmamıştır" dedi.

Bahçeli, "Başbakan, başarısız siyasetini, teslimiyetçi zihniyetini, iflas etmiş politikalarının bahanesini şimdi yedi yılın sonunda anayasaya bağlama arayışındadır. Nitekim ’parti kapatma izni Meclis’e verilsin’ önerisinin geri planındaki ruh hali de hesap vereceği günlerin kabuslarını gören bir zihniyetin filikalara binmek için köşe bucak tahliye kapısı aramasından başka bir sonuç değildir" diye konuştu.

Anayasanın değiştirilmesinin bir ihtiyaç olduğunu kaydeden Bahçeli, şu önerilerde bulundu:
"Öncelikle TBMM’de temsil edilen siyasi partilerden teşekkül etmiş bir Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu oluşturulmalıdır. Bu komisyona temsilci veren partilerin katkılarıyla anayasa değişiklikleri üzerinde görüşmeler yapılarak tartışılmalıdır.

Üzerinde mutabık kalınacak değişikliklerle ilgili olarak tarafların onayı ile ’demokratik sözleşme’ yapılmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Değişikliği öngörülen anayasa maddelerinin kararı, erken ya da zamanında yapılacak Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra oluşacak 24. Dönem TBMM’nin iradesine bırakılmalıdır."

Bu önerileri dışındaki görüş ve teklifleri dikkate almayacaklarını bildiren Bahçeli, "Aralarında yakınlaşma görülen AKP ile BDP’nin iş birliği yaparak, anayasa değişikliklerini referanduma götürmelerinin önü açıktır, tercih, sorumluluk ve vebal kendilerinin olacaktır. Biz şimdiden Başbakan Erdoğan’a ve ittifak yapacağı arkadaşlarına referandum yollarının açık olmasını dileriz. Ne var ki, Başbakan’ın referanduma kadar götürmeyi hesapladığı anayasa değişikliklerindeki maksadı, ne ülkemizi çağdaş anayasalara kavuşturma isteği, ne de siyasi vesayet tartışmalarına son verme arayışıdır. Başbakan Erdoğan, ucuz hesapların ve nafile oyunların peşindedir. Bütün gayreti, bütün mücadelesi ne demokrasi içindir, ne millet hayrınadır. Bugüne kadar MHP’nin temiz toplum ve siyaset çağrılarına kulak tıkayan, siyasi partilerin kapatılması konusundaki anayasa değişiklik tekliflerine aldırmayan Başbakan Erdoğan’ın şimdi anayasa değişikliğine soyunması inandırıcı da değildir, ahlaki de sayılmayacaktır, samimi de bulunmayacaktır" diye konuştu.

28 ŞUBAT SÜRECİ

MHP Genel Başkanı Bahçeli, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen siyasete müdahale süreci sonrasında talihsiz gelişmelerin olduğunu, sürecin Türkiye’nin siyasi dengelerini bozan siyaset dışı zorlamaları ortaya çıkardığını savundu.

Bahçeli, şöyle devam etti:
"Yaşanan sürecin derin fay kırıkları incelendiğinde; AKP ara rejimin arayışlarının ürünüdür, suni bir imalattır. Varlığı ve devamı kendini var eden ortamın sürmesine ve yapay gerilimler üretmesine bağlıdır. Zorlama süreçlerin eseri olarak, varlık nedenlerinin ve veli nimetlerinin farkında olan iş başındaki siyaset tüccarlarının, kaybettikleri meşruiyeti dışarıda; siyasi kimliklerini ise Türk siyasi tarihinin geride kalan sayfalarında aradıkları öteden beri bilinmektedir. Kendi köklerini inkar üzerine şekillenmiş bu ’reddi miras’ anlayışı ile marazi mevcudiyetlerine sığınma kapıları bulmaya çalışanlar, merhum Başbakan Menderes ve merhum Cumhurbaşkanı Özal çizgisi ile rabıta kurma arayışına girmişlerdir.
Bundan önceki ihtilal ve ara rejimlerde ortaya çıkmış diğer partilerin ulaştığı kaçınılmaz son AKP’yi de beklemektedir. Korkunun ecele faydası yoktur. Seçimden ve milletten kaçış bu sonu değiştirmeye yetmeyecektir. Bugün kalkıp 28 Şubat sürecinin sona erdiğini söyleyerek kendilerine pay biçenler, aslında kendi varlıklarını tekzip etmiş olmaktadırlar. Zira bizzat AKP zihniyeti ve Başbakan Erdoğan, bu ara rejim arayışlarının 13 yıl sonra can çekişen arızalı kalıntısından başka bir şey değildir."

Bahçeli, 28 Şubat sürecinin mağduru aranacaksa bunun Necmettin Erbakan ve partisinin olduğunu, AK Parti’nin ise müdahale sürecinin kazançlı çıkan baş aktörü olduğunu ifade ederek, "Darbelere ve demokrasiye müdahalelere gerçekten karşı ise Başbakan Erdoğan’a çağrımız, henüz eyleme geçmemiş planlardan önce bizzat yaşanmış ve aktörleri belli olan 28 Şubat denilen sürecin sorumlularından hesap sormaya başlamasıdır. Gerçek samimiyet sınavı böyle belli olacaktır" dedi.

Devamı 2. sayfada...

BAZI KOMUTANLARIN SERBEST BIRAKILMASI

Bahçeli, Türkiye gündemi ve demokratik düzeni ilgilendiren hukuki sürecin birkaç yıldır devam ettiğini, yargıyı etkilememek için soruşturmalar hakkında beyandan sakındıklarını söyledi.

Bazı üst düzey emekli askerlerin tutuksuz yargılanmalarına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının yaptığı açıklamanın "güven sarsıcı" olduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:

"Bu açıklamanın TSK komuta kademesinin aralarında yaptığı toplantının akabinde yapılmış olması dikkat çekicidir. Biz yargının işine karışıp, tutuksuz yargılananların mağduriyetine neden olacak bir girişim başlatmak niyetinde elbette ki değiliz. Ancak bugüne kadar ısrarla saygı duyduğumuzu söylediğimiz yargının da bu saygınlığını zedeleyecek telkin ve söylentilerden uzak durması gerektiğini açıklamak istiyorum. Zira bugüne kadar benzer suçlar kapsamında açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete, siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır. Tarafsız yargı arayanlarla ve bağımsız yargı peşinde olanların açtığı yeni bir kutuplaşma ve tartışma alanında, dileriz ki bir yandan günlerdir meydan okuyan, diğer taraftan karanlıkta ıslık çalan AKP hükümeti dayatmalara teslim olmuş olmasın.

Temin ederiz ki, bugüne kadar sözde darbe arayışlarına karşı sanal kahramanlık yaparken, kendisi zorlamalara teslim olmamış ve böylesi bir sürecin yeniden birinci aktörü haline gelmemiş olsun. ’Türkiye’de hava puslanmayacak’ diyen Başbakan Erdoğan, umarız ki 28 Şubat sürecinin ardından puslu havadan doğmuş olan siyasetini, yine böyle bir sürece teslim olarak sona erdirmesin."

ERMENİSTAN

Bahçeli konuşmasında, Ermenistan ile imzalanan protokollere değindi. "Ermenistan ile ilişki kurma arayışının, hükümeti köşeye kıstırdığını" ileri süren Bahçeli, yıllardan beri Türk milletini soykırımcı olarak suçlama arayışlarını hükümet üzerinde bir baskı ve dayatma aracı olarak kullanan ABD yönetimi için yeni bir yılın daha kapıya dayandığını belirtti.

Bahçeli, "Yine bilindik Ermeni yanlısı tutumlar sergilenecek, yine soykırımcı kabul edilip edilmeme üzerinde tehditler yapılacak ve nihayet ABD Başkanı’nın mesajından hikmetli ve övgü dolu sözler itina ile ayıklanarak Türk milleti yeni bir yıla kadar avutulacaktır. Oyunun aslı budur" diye konuştu.

Devlet Bahçeli, 4 Martta, ABD Temsilciler Meclisinde görüşülmeye başlanmasıyla bu yılki baskı ve dayatma mevsiminin de açılmış olacağını ifade ederek, "Hükümetten Washington’un beklediği, Ermenistan’la imzaladığı protokolleri Mecliste görüşmeye açması ve tek taraflı olarak Ermenistan’la ilişkileri başlatarak, ne kadar barışçı, ne kadar uzlaşmacı, ne kadar teslimiyetçi olduğunu ilan etmesidir" dedi.
AK Parti Hükümetinin, Kıbrıs’ta olduğu gibi Ermenistan’la ilişkilerde de çözümün mahkumu haline geldiğini iddia eden Bahçeli, şöyle devam etti:

"Alttan alarak, boyun eğerek, göz yumarak, sempatik görünerek, gereksiz tebessümler dağıtarak başarılı olunamayacağını 7 yıldır anlayamamış AKP zihniyeti, anlaşılan odur ki sandık gününe kadar da bu zafiyetini fark edemeyecektir. Velhasıl, ne yaparsa yapsın bir türlü yaranamayan çaresiz hükümeti ve elbette Türk milletini mahkum etmek için, 24 Nisan’da ABD Başkanı’nın iki dudağı arasından çıkacak mesaj, bu sene daha da önem kazanmıştır. Kendi tarihini karalamayı marifet zanneden, yabancılara şirin görünme adına milli tarihini ve şahsiyetlerini suçlama yarışına giren Başbakan Erdoğan ve işbirlikçilerini, kimin katil olduğunu, kimin mezalim yaptığını, kimin soykırımcı olduğunu önce anlamaya ve sonra başkalarına anlatmaya, TBMM’de beklettiği teslimiyet protokollerini ise geri çekmeye davet ediyorum."

IRAK’TA YAPILACAK SEÇİM

MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasında önümüzdeki hafta Irak’ta yapılacak seçimlere de değindi. Irak’ın kuzeyinde yoğun bir Türkmen nüfusunun, Irak’ın geleceğinden dışlanmak istendiği, buna karşılık soydaşların haklarına yeterince sahip çıkılamadığının bir gerçek olduğunu söyledi. Ağır aksak olsa da demokrasinin gereği olan bu seçimin, bölgede çok önemli yansımalarının da olacağını vurgulayan Bahçeli, "Bu itibarla, MHP, TBMM’de üyesi bulunan her siyasi partinin ve bağımsız üyelerin temsil edileceği bir gözlemci heyetin teşkil edilmesini ve Irak seçimlerinin yerinde izlenmesini önermektedir" dedi.

Konuşmasında ekonomiye de değinen Bahçeli, borsanın düşmesine, Türk lirasının döviz karşısında değer kaybetmesine neden olan cepheleşme ve sonucunda ortaya çıkan devlet krizinin, uzun bir süredir can çekişen ekonomiye olumsuz bir etkisi yapacağını vurguladı.

"BAŞBAKAN’IN KAYGISI..."

"Bundan feveran eden Başbakan Erdoğan’ın kaygısı esasen, Manisalının, İstanbullunun, Erzurumlunun çoğalan sıkıntıların ve sorunların ağırlığı altında kalması değil, Bürüksel, Londra, Newyork, Tokyo fonlarının istikrarsızlıktan dolayı ülkeyi terk etme eğilimine girmeleridir" diyen Bahçeli, "Borsa yükselsin, ama milyonlarca işsiz kardeşimiz feryatlarına devam etsin. Endeks düşmesin, ama esnaf, çiftçi, memur, işçi kan ağlasın. Borsa düşmesin, ama ekonomik krizden dolayı kim düşerse düşsün. Başbakan’ın istediği ve beklediği bunlardır" ifadesini kullandı.

Bahçeli, siyasi tartışmalara eşlik eden kurumlar arası çatışmanın, eşzamanlı olarak Türkiye ekonomisini yıprattığını ve ihtiyaç duyulan güven duygusuna büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.

AK Parti menşeli siyasal krizin devam etmesinin, önlerindeki anayasa değişikliği ve muhtemel referandum sürecinde de artarak süreceğini ve ekonomideki bozgunun çok ciddi bir noktaya geleceğini ileri sürdü.

Bahçeli, "7 yılı aşkın bir zaman diliminde sanal ve gevşek istikrarın üreticisi olan AKP zihniyeti, şu an itibariyle ekonominin en büyük risk faktörü haline gelmiştir. Ne yaparsa yapsın dünyalığını, iktidarı süresince 7 sülalesine yetecek kadar toplayan Başbakan Erdoğan mutlak akıbetinden asla kurtulamayacaktır" diye konuştu.

Devamı 3. sayfada...

"BÜYÜK RESMİN İÇİNDEKİLER..."

Hükümetin donanımlı ve bütünlükçü ekonomi politikalarının olmaması nedeniyle; Türkiye’nin üretmeyen, çalışmayan bir ülke haline geldiğini iddia eden Bahçeli, "(Türkiye’nin büyük resmi bozulursa Türkiye’nin değeri azalır) diyenler, acaba bu gerçeklerin ne zaman ve ne kadarının farkında olacaklardır?" diye sordu.

Bahçeli, şunları söyledi:
"Israrla ülkemizin büyük resminin gerçekten çok iyi olduğunu iddia eden Sayın Cumhurbaşkanı, bu büyük resimden Başbakan Erdoğan ve kendisinin gülümseyen, hiçbir krizin etkilemediği saadetlerinin fotoğrafını mı kast etmektedir? Resimden kasıt eğer; erken yaşlarda müdür olanlar, milletimizin evlatları işsizlikten kırılıp çay parası bulamazken, şirketler kuran mahdumlar ise elbette söylenenlerin eksiği vardır, fazlası yoktur. Büyük resmin içinde; vatanımıza yönelik tertipçi ve bozguncuların artan faaliyetleri vardır. Milletimizin huzuruna, devletimizin asayişine ve selametine karşı girişilmiş ağır ve vahim suikastlar görülmektedir. Tahrik ve kışkırtma politikalarıyla ülkeyi istikrarsızlığın dehlizlerinde terk eden; dünün mağdurları, bugünün haramileri ve yarının mahkumları bulunmaktadır. Milletimizin bin yıllık kardeşliğini bozmaya karar vermiş olan ve közlenmiş intikam duygularının tutuşturduğu kin ve husumet ateşiyle, gözleri ihtiras ve gaflet perdesiyle çekilmiş olanların nursuz yüzleri vardır. Hırsızlıktan, vurgunculuktan, sahtekarlıktan ve dolandırıcılıktan yolunu bulanlar, bu resmin içinde mutlu yüz hatlarıyla poz vermişlerdir. Ve bu büyük resmin fotoğrafçısı Başbakan Erdoğan, destekçisi Peşmerge kalıntıları, müşterisi İmralı canisi, pazarlamacısı Türk ve Müslüman düşmanları, finansörü ise Atlantik’in karşı kıyısıdır. Bugünün zavallı iktidar kadroları, milletimizin eşsiz gücüne ve tarihi duruşuna başlarını vurarak bir zaman sonra kendilerine gelecekler ve ne yazık ki bunun için iş işten çoktan geçmiş olacaktır."

TİTANİK BENZETMESİ

Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın, "Titanik"te gemiyi batıranların alt katlarda oturanlar olduğunu, şimdi de Türkiye’de gemiyi batırmaya çalışanların üst katlarda bulunduğunu ifade ettiğini ve devamında, "(Türkiye’de yoksulluk artıyor) dersek haksızlık yaparız" sözlerini kullandığını söyledi.

"Titanik" isimli geminin nasıl battığının bilindiğine dikkati çeken Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:
" Asla batmayacağı yönündeki propagandayla yüzerken, bir buz dağına çarparak okyanusun dibini boylayan bu geminin, Başbakan Erdoğan’a ne hatırlattığı ve bu olayla nasıl bir illiyet bağı kurduğu tam olarak belli olmamıştır. Ancak Başbakan Erdoğan’ın gemilere olan ilgisinden dolayı bu örneği vermesi bir bakıma normal görülmelidir.

Eğer kendisini, Titanik’le özdeş tutuyorsa, diyebileceğimiz şudur: Bu gemiyi batıran bir buz dağıdır. Milliyetçi Hareket de dümeninde Başbakan’ın bulunduğu köhnemiş teknenin rotası üzerinde dimdik ve ayakta mukadder olan çarpışmayı beklemektedir. Sonuçta, Başbakan Erdoğan, Türkiye sevdalılarına çarpacak ve her taraftan su alacak olan partisiyle birlikte siyasi tarihin karanlıklarına mutlaka gömülecektir."
 

 

3