Bahçeli: Artık tahammül yok

Salı, 13 Temmuz 2010 - 14:58

Bahçeli: Artık tahammül yok

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Masum talepler olarak başlanılan adımların, yarın ülkemizde hangi badirelere mal olacağını dikkate almayan, hesabını yapmayan vizyonsuzluğa artık ülkemizin tahammülü yoktur" dedi.

Bahçeli, MHP’nin referandumda izleyeceği yol haritasını milletvekilleri, il ve belediye başkanlarının da katılımıyla Anadolu Gösteri Merkezi’nde açıkladı.

MHP lideri, referandumun Türkiye açısından bir dönüm noktası olduğunu belirterek partisinin referandumda daha önce de açıkladığı gibi "Hayır" oyu kullanacağını bildirdi.

İnsanlar yaşadıkça, toplumun yaşantısı ve ihtiyaçları değiştikçe ve insanlık değerleri geliştikçe anayasaların da değişmesinin kaçınılmaz olacağını ve Türk anayasasının da değişebileceğini ifade eden Bahçeli, ancak bu değişikliklerin ülkenin şartlarına göre yapılması gerektiğini aksi takdirde "Başka toplumları demokratik ve özgürlükçü yapan bir anayasanın, bir diğer toplumu ayrışmaya kadar götürebileceğini" vurguladı.
"Bizim tarihimiz; dayatmacı, kopyacı ve taklitçi özgürlük ve rejim hayranlarının bize özgü milli niteliklerimizi ihmalinin sonucu, yabancı başkentlerden taşınan formüllerin bir ülkeyi nasıl felakete götürebileceğinin en belirgin örneğidir" diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

"Elbette ki Osmanlı’nın çöküşündeki tek nedeni Tanzimat’ı ilan eden Mustafa Reşit Paşa’da, Avrupa ile işbirliğine açık Mithat Paşa;da ve hatta sömürgecilerle el ele veren Damat Ferit Paşa;da arayamayız. Ancak bu çözülmenin bir süreç içinde gerçekleştiğini; yaklaşık yetmiş sene içinde batılı dayatmalara teslim olan elitlerin, hatta bu dayatmaları bir sevda olarak yorumlayan idarecilerin, yabancılarla iş birliği yapılmasını bir ideoloji haline getiren aydınların kusurunun ve körlüğünün eseri olduğunu da söyleyebiliriz.

1839;da Gülhane;de heyecan içinde ferman okuyan aciz devlet adamı, hayatta bile olmadığı 1920;lere gelindiğinde ülkesinin yıkılacağını muhtemelen beklemiyordu da, öngörmüyordu da. Elbette ki, sözde özgürlük, eşitlik ve adalet gibi önemli kavramların peşine takılmış olanlar mesela on sene sonra devletin ortada kalmayacağını hesaba katmıyorlardı.

Döneminde masum talepler olarak görülenlerin altı yüz yıllık bir koca imparatorluğu dağıtacağını, etnik kimliklerin dirileceğini, kaynakların sömürüleceğini ve yüzyıl içinde toplumların birer birer ayrılarak, devleti Anadolu;ya hapsedeceğini istemiyorlardı ve beklemiyorlardı."

Türkiye’nin geçmişten dersler alması gerektiğini ifade eden Bahçeli, "Biz bu konuda, ecdadımızın bu yıkımı en iyimser haliyle, istemeden ama gelişmeleri de hesaba katmadan yaptığına yormak gerektiğini düşünüyoruz. Onların gerisinde ders alacakları yaşanmış tecrübeler yoktu. Ama bir asır sonra aynı küresel oyunlara bir kez daha düşenler için masum diyemeyeceğimiz gibi, cahil veya gafil tanımı bile bunları karşılamaya yetmeyecektir. Geride kalan yüzyıllarda başımıza nelerin geldiğini bilerek yine aynı karanlık yollara sapmak isteyenleri bugün tanımlayacağımız tek kavram kalmıştır, o da ihanettir" görüşünü savundu.

-"TANZİMAT VE MEŞRUTİYET YÖNETİCİLERİNİN YAPTIĞI YANLIŞLARI TEKRARLAMAK"-

Konuşmasında "Masum talepler olarak başlanılan adımların, yarın ülkemizde hangi badirelere mal olacağını dikkate almayan, hesabını yapmayan vizyonsuzluğa artık ülkemizin tahammülü yoktur" diyen Bahçeli, "Tanzimat ve Meşrutiyet yöneticilerinin yaptığı yanlışları tekrarlamanın da ne anlamı vardır, ne de ısrarı halinde farklı bir sonuç karşımıza çıkacaktır. Geçen asırdaki sapma ve körlüğün bedelini Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına kadar çekilerek ödedik" dedi.

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir millet bu zillete bir kere düşer, bir devlet bu hatayı bir kere yapar, ve aydın ise bu şuursuzluğu şayet ders çıkarmışsa tekrarlamaz. Yıkımın yenisine ne Türkiye;nin, ne Türk milletinin tahammülü vardır.

Dikkat ediniz, yüz otuz yıllık çözülmenin bütün aktörleri bugün de karşımızdadır; dayatmalara teslim olmuş idareciler, iş birlikçi basın mensupları ve lobiler, Batı;ya tapınan yabancı hayranı yerli misyonerler, çareyi dışarıda arayan çağdaş muhip cemiyetleri, geri kalmış olmayı milletine vehmeden taklitçiler, Paris;te, Londra;da olanı kullanarak, takarak, giyerek gelişeceğimizi zanneden ahmaklar, kalkınmayı yalnızca parlamento, gelişmeyi yalnızca demokrasi, zenginliği lüks semtlerdeki vitrinlerden ibaret görenler, yabancıların denetim ve kontrolüne geçmiş elitler, kurtuluşu ve çözümü dış dünyanın vizyonunda arayanlar ile nihayet o gün ülkemizi çöküşe el birliğiyle, ama bilerek ama bilmeden götürenlerin tamamı bugün de mevcuttur. Dışarı çıktığınızda etrafınıza bakınız, o günkü aktörlerin hepsi istisnasız şimdi de vardır."

-"ELBETTE 12 EYLÜL İLE HESAPLAŞACAĞIZ"-

Konuşmasında "Elbette 12 Eylül ile hesaplaşacağız" diyen Bahçeli, ancak bunun yönteminin farklı olacağını bildirdi.
"Biz, başkaları günübirlik çıkarların peşinde koşuyor diye, ucuz hesaplaşmaların tuzağına takılıyor diye, küresel bir sarmalın dibine çekiliyor diye, başımıza gelecek felaketleri öngöremiyor diye ve sırf siyaset olsun diye, ülkemizin geleceğini ateşe atamayız" diyen MHP lideri, şöyle devam etti:

"Elbette ki 12 Eylül 1980;le hesaplaşacağız. Elbette ki yapılanları unutmayacağız. Çekilen çileleri hafızalarımızda taşıyacağız. Haklarımızı asla helal etmeyeceğiz. Bunlar bizim iki cihanda namusumuza emanettir. Ve bu emanete asla hıyanet etmeyeceğiz. Ama bizim unutmayacaklarımız sadece bunlar mıdır? Soracağımız hesaplar, yalnızca bu dönemden mi ibaret olmalıdır? Bizim mağduriyetlerimiz sadece bu döneme mi aittir? Devrin şartlarında, en müşkül anlarda gösterdiğimiz fedakarlıkları bir gün bile hayırla hatırlamayanların oyuncağı mı olacağız? Gencecik fidanlarımız toprağa verilirken, ’kim bu can verenler’ diye merak edip ardımızdan bir Fatiha’yı bile esirgeyenlerin tuzağına mı düşeceğiz? Bunlar ’neyin mücadelesini veriyorlar, ne yiyip ne içiyorlar, nasıl yaşıyorlar’ diye merak ederek Allah rızası için hatırımızı bile sormayanların, figüranı mı olacağız?

Hayır, yüreğinde millet sevgisi olan hiçbir arkadaşım buna kanmaz. Yedi buçuk yıldır milliyetçi kadrolara her görevde, en az ihtilal hükümeti kadar kan kusturan bu alçaklara inanmaz. Bunların yıllar sonra, neden bizim peşimize düştüklerini sorgular. Neden başka hiçbir konuda bizleri önemsemiyorken, konu sözde ihtilalle hesaplaşmaya gelince ülkücüleri sahaya sürmeye çalıştıklarını düşünür. Bugün ekran ekran gezerek bize yanaşmaya çalışanların, dün karşımızda hıyanet kusanlar olduğunu bilir.

Ve şayet bu yanlışa düşmüş olanlar etrafına bakarak; sırf ülkücü olduğu için, sırf partimize yakın bulunduğu için; işinden atılmış, sürgün yemiş, kimliğini gizlemek zorunda bırakılmış, görevinden alınmış, terfisi engellenmiş, çoluk çocuğundan ayrı düşürülmüş, mahkemelere gönderilmiş mağdurlara bakar ve utanır."

Sözlerinin devamında "Dün ’halklara özgürlük’ diyerek ülkücülere kurşun sıkan hainler karşımızdaydı. Verilen mücadele millet adına bunlarlaydı" diyen Bahçeli, "Bugün ise aynı sloganın yeni sahibi, milletimizi otuz altıya bölmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan karşımızdadır. Milletimizi kimliklere ayırmak isteyen PKK ve uzantıları karşımızdadır. Bugün demokrasi içinde vereceğimiz mücadele yine bu yıkıcı ve bölücü zihniyetlerledir. Bu itibarla, geçmişte verdiğimiz şerefli mücadeleyi de, maruz kaldığımız haksızlıkları da hatırlayacağız, hatıralarını yaşatmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

"PAKETTE HİLELER VAR"

Bahçeli, Anayasa değişiklik paketinin içinde "haklı ve masum gelişmeler olarak sinsice yerleştirilmiş hileler" bulunduğunu ileri sürdü.
Anayasanın hazırlanmasında dikkat edilecek öncelikli hususun, devletin ve milletin geçmişi ile bağını kopartmayacak bir yaklaşımın kabul görmesi olduğuna işaret eden Bahçeli, şunları söyledi:

"Zira bütün yasalar millet için vardır, devlet ise bu yasaları millet adına uygular. Millet, devlet ile egemen olur. Devletini yıkan, zayıflatan, milletini bölen ve parçalayan bir Anayasa teklifi baştan yanlıştır. Çünkü burada kutsal olan Anayasa değildir. Anayasa ancak bir millet ve devlet varsa uygulanma alanı ve imkanı bulacaktır.

Herhangi bir ülkenin, yeni bir atılıma karar verirken, milletin sosyo kültürel birikimini ve tarihini yok sayıp her şeye yeniden başlamasının mümkün olmadığını bilmek lazımdır. Tarihi ve toplumu dışlayarak ya da yok farz ederek sosyo-politik bir dönüşümü başarmak imkansızdır. Bu dönüşümün adı olsa olsa devriliştir. Çok şükür ki imparatorluk bünyesinden yetişen vatan evlatları, bin yıllık milletleşmenin mükafatı olan milli devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkılan enkaz üzerinden kurabilme başarısını göstermişlerdir.

Bugün karşımıza anayasa hazırladık diye çıkan fikirlerin sahipleri ise bugünün Türkiye’si ile Cumhuriyet’in kuruluş yılları arasındaki sosyal, siyasal ve hukuksal bağları ve kökleri kopartma tehlikesini bünyelerinde bir virüs gibi taşımaktadırlar."

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN KIRMIZI ÇİZGİLER

Devlet Bahçeli, Anayasa değişiklik paketi ile ülkenin hangi sorunlarının çözüleceğini sordu. Bahçeli, 19 Ocak 2010 tarihinde kamuoyuna açıkladıkları gibi kim tarafından önerilirse önerilsin anayasa değişikliklerinde "Türkiye, yirmi birinci asrın ikinci on yıllarında terör, yoksulluk, yolsuzluk, hayat pahalılığı ve işsizlik belalarını yenmiş bir ülke olacak mıdır? Ülkemiz, siyasal yapısındaki antidemokratik unsurları tasfiye ederek modern demokrasilerde olduğu gibi düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan demokratik devlet yapısına kavuşacak mıdır? Vatandaşlarımız, herkesin aynı milletin evladı olmaktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil birleşmeyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil buluşmayı sağlayacak toplumsal uzlaşmayı gerçekleştirecek midir? Türkiye, birbirinden uzaklaşmamış, birbirine yabancılaşmamış bir millet yapısı ile etnik köken, inanç, mezhep gibi doğallıkların milli kimliğin ve bin yıllık kardeşliğin zenginliği olarak görüldüğü bir toplum hayatına ulaşacak mıdır? Devletimiz, taviz ve teslimiyet döngüsünden kurtulup, bağımsız karar verebilen, yeryüzünde sözü geçen ve dünyaya başkent Ankara vizyonu ile bakabilen kudret haline gelecek midir? Ve bütün bunlar olurken, bizi bir millet olarak tanımlayan ve milli ve üniter varlığımızı güvenceye alan anayasamızın başlangıç maddesinde ifadesini bulan kabullere ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine saygı ve riayet gerçekleşecek midir?" sorularının karşılığını arayacaklarını açıkladıklarını anlattı.

Bahçeli, "Anayasa değişimi için ölçülerimiz, kriterlerimiz, kırmızı çizgilerimiz bunlardır. Bu sorulara vereceğimiz ’evet’ cevapları bizim görüşme masalarına oturmamızın, uzlaşma arayışlarına yönelmemizin temelini teşkil etmektedir. Ancak şimdi olduğu gibi bu sorular karşısında vereceğimiz cevap ’hayır’ olacaksa, kimsenin bizi ülkemizi yıkım sürecine götürmede taşeron olarak kullanmak istemesi, Milliyetçi Hareketin ülkemizi sürükledikleri felakette çözüm ortağı olmasını beklemesi hakkı da değildir, haddi de değildir" diye konuştu.

-"(HAYIR) DEMEK İÇİN BU MEKANDAYIZ"-

Devlet Bahçeli, partisinin anayasanIn değiştirilmesi gerektiğine samimiyetle inandığına işaret etti.
"Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisinden, yegane varlık nedenimiz ve bağlılığımızın kaynağımız olan aziz millet varlığının ve devletin yapı taşlarının aşamalı olarak tahrip edilmesine müsamaha göstermesini bekleyemez, isteyemez, talep edemez ve Milliyetçi Hareket Partisi de bu talepleri sineye çekemez" diyen Bahçeli, 2007 yılının Eylül ayında dönemin Meclis Başkanına yazılı başvuruda bulunarak, yeni anayasa çalışmaları için inisiyatif alması gerektiği kendisine önerdiklerini anımsattı.

Ancak bu teklife olumlu cevaplar alamadıklarını ve muhataplarından yakınlık ve işbirliği arzusunu o dönemde göremediklerini söyleyen Bahçeli, TBMM Başkanı’nın Eylül 2008’de Anayasa konusunda çalışmalar yapacak komisyon kurulması önerisinin de sonuçsuz kaldığını belirtti.
Bahçeli, "Tek taraflı olarak AKP tarafından tezgah altında hazırlanan değişiklikler, çürükle sağlamın, kokmuş ile tazenin el çabukluğuyla ambalajlandığı bir paket içinde TBMM iradesine dayatılmıştır" görüşünü dile getirdi.

Bahçeli, "Biz, bu zorlamaları yalnızca TBMM’de temsil edilen milletvekillerimize yönelik bir dışlama olarak görmedik; aynı zamanda bize oy vermiş, bizim fikirlerimize ve duruşumuza değer vermiş siz muhterem dava arkadaşlarıma bir hakaret olarak algıladık. Bugün de bu duruşumuzun arkasındayız. Bu gün de Milliyetçi Hareketin mensubu olarak şerefimizi, haysiyetimizi, prensiplerimizi savunmak için buradayız. Hayır, demek için bu mekandayız" şeklinde konuştu.

-"REFERANDUMUN ANLAMINI ÇARPITACAK"-

Bahçeli, referandumun anlamının çarpıtılacağını ileri sürerek, şunları savundu:
"Bu defa da, sözde yargı reformu adı altında referanduma verilecek evet ya da hayır kararlarının anlamını değiştirerek ve içini boşaltarak; demokrasiye evet, darbeye hayır; hukuka evet, vesayete hayır; özgürlüğe evet, baskılara hayır, adalete evet, çetelere hayır şekline büründürecektir. Anlamlarını çarpıtacaktır.

MHP, referanduma ’evet’ demenin sekiz yıllık yıkım sürecinin artarak devamının geleceğini bilecek, kaderine biçilmek istenen kefene ’hayır’ diyecektir. Açlığa, adaletsizliğe, ahlaksızlığa ve asayişsizliğe ’hayır’ diyecektir. Yokluğa, yoksulluğa, yozlaşmaya, yabancılaşmaya ve yalanlara hayır diyecektir. Çürümeye, çözülmeye, çöküşe ve çaresizliğe hayır diyecektir. Krize, kargaşaya, kaosa, korkuya, kutuplaşmaya, kavgaya, karanlığa ’hayır’ diyecektir. Ve nihayet; Peşmerge ile iş birliğine ’hayır’ diyecektir. Kanlı küresel oyunlara hayır diyecektir. Bölünmüş Türkiye projelerine ’hayır’ diyecektir. Yeni Habur törenlerine hayır diyecektir. Anayasa değişikliğine ’hayır’ diyerek, AKP’ye ’hayır’ diyecektir. Anayasa değişikliğine hayır diyerek, Başbakan Erdoğan;a hayır diyecektir."

Bahçeli, partililerden referandumda "Hayır" oyu verilmesi için çalışmalarını da istedi.
Öte yandan Bahçeli’nin salona girişinde ve ayrılışında Barış Manço’nun "Hayır" isimli şarkısının çalındığı gözlendi.

3