Bahçeli'den Erdoğan'a: Resmi dil Türkçe diyor musun

a
a
Cumartesi, 04 Eylül 2010 - 10:20


Bahçeli'den Erdoğan'a: Resmi dil Türkçe diyor musun

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "Türkiye’nin resmi dili Anayasa’da yazıldığı gibi Türkçe’dir" demesi halinde, her zaman kendisinin yanında yer alacaklarını söyledi.

Bahçeli, Yozgat’ın Yerköy, Kırşehir’in Çiçekdağı ilçelerine yaptığı ziyaretin ardından partisinin Yozgat’taki Yimpaş Kültür Merkezi Salonunda düzenlediği iftara katılarak, yemekten sonra konuşma yaptı.

Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın bugün Diyarbakır’da miting düzenlediğini hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Sayın Başbakan orada Konya’da konuştuğun gibi, Sakarya’da konuştuğun gibi bir konuşma yapın diyoruz. Ne olsun konuşmanız. Kalk o meydanda de ki ’ben milli devlet ve üniter yapıdan yanayım, milli devlet ve üniter yapıyı bozacak hiçbir davranışa müsaade etmem’ de diyoruz, biz mahcup olalım diyoruz. Veya anadil konusunda, Türkiye’nin ikinci resmi dil talebi yönünde sürekli olarak tetikleyenlere karşı ’hayır Türkiye’nin resmi dili Anayasa’da yazıldığı gibi Türkçe’dir diyor musun? Bunu diyorsan biz senin her zaman yanında olalım."

"Öcalan ve BDP’nin önerileri paralelinde Kürt Toplulukları Birliği (KCK) Konseyi ve Kongre Başkanlık divanının silahların bırakılması ve Kürt sorununun çözümü için 7 maddelik bir deklarasyonları var" diyen Devlet Bahçeli, konuşmasında şöyle dedi:

"Bunun açılımı şu maddelerle özetlenebilir;

1- Kürt kimliğinin tanınması ve Türkiyelilik üst kimliği çatısı altında tüm kimliklerin Anayasal güvenceye kavuşturulması.

2- Kürt dili ve kültürü önündeki engellerin kaldırılması. Anadilde eğitim hakkının tanınması ve Kürdistan bölgesinde Türkçe’nin yanında Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi. Diğer azınlık kültürel haklarına da saygı gösterilmesi.

3- Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü temelinde serbest siyasi hakkın tanınması. Anayasa ve yasalarda başta cins ayrımcılığı olmak üzere tüm toplumsal ezikliklerin kaldırılması. Vesaire, vesaire... Bunların hepsi PKK talebi. PKK’nın demokratik açılımdan veya Kürt açılımından Türkiye’den beklentileri. Mademki açılım çok iyi niyetle alınmış bir karar, demokratik ve özgürlüklerin genişletilmesi, öyleyse PKK’nın bu taleplerine açılım anlayışı içerisinde cevap vermeniz lazım. Bunu vermiyorsunuz Sayın Başbakan. 1 Ağustos 2009’dan bugüne kadar geçen süre içerisinde buna verdiğiniz hiç cevap yok. Açılımı tam olarak ne siz anlamışınız, ne anlatabiliyorsunuz. Ama PKK’yı cesaretlendiriyorsunuz. Açılım süreci içerisinde Türkiye kan gölüne dönüyor, Mehmetçiklerimiz şehit oluyor, terör tırmanıyor ve terör tırmandıkça ’siyasal çözüm olsun, PKK’nın siyasallaşması hızlansın’ diyorsun, bu rüzgara kapılıp, yine sağda solda konuşup duruyorsun."

Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasının basına yansıdığı şekilde değerlendirildiğinde, kendilerinin Erzurum’da söylediklerine cevap teşkil etmediğini vurgulayan Bahçeli, "Hala PKK taleplerine karşı bir duruşu sergilemiyor. Peki konuşma ne? Konuşma yine istismar. Aynen diğer ’12 Eylülle hesaplaşıyoruz’ aldatmacası altında Aydın’a gidiyorsun Adnan Menderes, Eskişehir’e gidiyorsun Hasan Polatkan, Samsun’a gidiyorsun Duru Mahmutoğlu, Sivas’a gidiyorsun Muhsin Yazıcıoğlu, şimdi de Diyarbakır’a varmışsın Ahmet Kaya, Musa Anter’i istismar ediyorsun" diye konuştu.

Bahçeli, bunun yanında da Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarının arasına şiirler, şarkılar sıkıştırdığını vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Sayın Başbakan ne konuştu? Bunu araştırdığımız zaman Sayın Başbakanın konuştuğu hiçbir şey yok. Konuştuğu metin zaten yazılı hazırlanmış bir metin, içerisinde bazı isimler var, bazı olaylar var, Diyarbakır surlarına kadar anlatmış. Buraya gelmeden evvel acaba bu kadar demokrat Diyarbakır’ın 3 Eylül konuşmasına anlam yükleyen yandaş televizyon ve besleme köşe yazarları, çok büyük beklentilerle Diyarbakır’da daha evvel ’Kürt sorunu vardır’ diye sahiplendiği bir konunun arkasından, Sayın Başbakan neyi söyleyecek merakıyla toplumu oluşturuyor. Fakat MHP’nin ısrarla vurguladığı maddeler Diyarbakır’a gidinceye kadar kafasının şeklini bozuyor. Orada ’milli devlet kurulamaz’ derse toplumdan gelecek tepkinin ne olacağını zannediyorum kestiriyor. ’Anadilin şöyle şöyle olması istenmiyor’ dediği takdirde, o zaman ’konuşmalarımızda, işbirliklerimizde, görüşmelerde bize verdiğiniz söze ne oluyor’ diye doğacak bir tepkiden de korkuyor. Peki illede konuşacak, ne yapıyor? Zannediyorum bir kültür ve sanat ansiklopedisinden Diyarbakır’ın sayfasını bulmuş, orayı okuyor. Diyarbakır şöyle güzeldir, şöyle şairleri vardır, mescitleri şurasıdır, yolu burasıdır, Diyarbakır suru şudur diye bunları anlatıyor. Orada şiirler de okuyor."

Başbakan Erdoğan’ın cezaevinde kaldığı dönemle MHP’lilerin durumunu özdeşleştirmeye çalıştığını da ileri süren Devlet Bahçeli konuşmasını şöyle tamamladı:

"Kendisinin cezaevi hayatlarında gitmiş yarı dinlenme tatil köyüne benzer bir cezaevinde 4 ay kalmış, bizim bütün cezaevinde kalan arkadaşlarımızla özdeşen bir anlayışla kendisini kahraman ilan ediyor. Peki ne konuşuyor Sayın Başbakan? Orada konuştuğu zaman, konuşmasının özeti kanaatimce şudur; biraz evvel televizyondan dinlediğim şekliyle (Biraz kül, biraz duman o benim işte/ Kerem misali yanan o benim işte/ İnanma gözlerine ben ben değilim/ Ben sevdiğim zaman o benim işte.) O yere gitmiş, biraz Musa Anter, biraz Ahmet Kaya, biraz demokrasi, biraz MHP’ye hakaret, biraz saldırı, öfke, işte Recep Tayyip Erdoğan. Hal böyle olunca fazla yorulmaya fazla araştırmaya da gerek yok, iki tane niyet dahi bizim için önemlidir. O da Türkiye’nin önüne kurulan tuzaklardır. Bu tuzakların hukuki zeminle demokratik özgürlük kavramları altında aldatma ve kandırmayla Türkiye’de önce demokratik içeriklik, sonra federal yapı, sonra 4 parçalı birleşik Kürdistan bağımsız devletinin oluşumuna katkı sağlayan tarihi hatalara PKK’nın İmralı’da 15 Ağustosta halen açıklanmayan yol haritasının şüphelerini taşıyan bir çalışmaya bir Türk milliyetçisi olarak kabulümüz mümkün değildir."