Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bakü, Türk-Ermeni protokolünü erteliyor mu?

Cuma, 20 Kasım 2009 - 05:00

Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan ve sınır kapısının açılışını da içeren protokol unutulmadı, ancak buzdolabında donmaya bırakıldı gibi görünüyor.

Protokolün TBMM’den geçmesinin anahtarı Aliyev’in cebinde. Bakü ile Erivan, 7 bölgedeki Ermeni işgalinin sona erdirilmesi için anlaşmaya vardıkları ve Aliyev “memnun” olduğu, yani yeşil ışık yaktığı anda, protokol TBMM’de onaylanacak. Ancak, şimdi sorulan soru, Azerilerin gerçekten çözüm isteyip istemediği şeklinde.

Bu konuda birçok çevrenin kuşkusu var. Azerilerin, Karabağ’da final çözüm değil, ilk aşamada, Ermenilerin 7 bölgeden çıkmalarını içerecek “yaşanabilir” bir çözüm isteyip istemediği sorgulanıyor. Geçen yıla kadar Bakü’de kapalı kapılar ardında bu soruya Azeri yetkililerin verdikleri yanıt hep aynıydı: “...Neden acele edelim ki?.. Giderek zenginleşiyoruz. Zenginleştikçe gücümüz artıyor. Oysa Ermeniler zayıflıyor. Hele Türkiye ile sınır kapısı kapalı kaldığı sürece zayıflama devam edecek. Bu nedenle Karabağ sorununda çözüm için acelemiz yok.Bekleriz, elma kıvamına gelince nasıl olsa düşecektir.” Bu yaklaşım, Ağustos 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a asker sokmasına kadar sürdü. O olay Azerileri de çok ürküttü. Rusya’nın bu bölge üzerindeki ağırlığını ve gerektiğinde de, müdahaleden çekinmediğini göstermişti. Başka bir deyişle, Ermenistan’ın en önde gelen müttefiki olan Rusya’nın, “Ermeni elmasının kıvamına gelince, Azerilerin kucağına düşmesine izin vermeyeceği” gerçeği Bakü’yü açıkça ürküttü.

Şu sıralarda rüzgarın ne yandan estiği pek bilinmiyor. Azeriler, bir yandan çözüm istediklerini gösteriyorlar, bir yandan da son noktayı koymaktan çekiniyorlarmış gibi bir hava estiriyorlar. Atılmayan adımlar bu kuşkuları arttırıyor.

İşte bu çerçevede, 7 bölgede bir türlü sonuca varılamadığından dolayı da, Türkiye-Ermenistan protokolü bir türlü Meclis’in genel kuruluna gelemiyor. Eğer Azeriler hâlâ 2008 öncesi yaklaşımı sürdürüyorlarsa, daha çok uzun yıllar bekleyeceğiz demektir.

CHP, DTP’nin Dersim önerisini desteklemeli...

CHP Tunceli’ye eski adı olan Dersim’in verilmesi konusunda önemli bir sınavdan geçecek. Onur Öymen’in devirdiği çamı tamir etmek ve Kürt konusunda AKP’ye kaptırılan oyların hiç değilse bir bölümünü geri alabilmek için, partinin önüne büyük bir fırsat çıktı. DTP’nin yasa önerisine karşı çıkmak, kendi ayağına ateş etmek anlamına gelir. DTP tasarısını reddetmek, bugüne kadarki tüm hatalara tüy dikmekten beter bir prestij kaybı getirir. 1935’te yapılan değişikliğin anlamı Tuncelililer için son derece derindir. Tekrar eskiye dönülüp Dersim adının geri verilmesinin yaratacağı rahatlama, yayacağı mesaj çok önemlidir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişteki hatalarıyla yüzleşme cesaretini göstermesi anlamına gelir ki, alınacak nice siyasi karardan çok daha derin izler bırakır. Bu durumu AKP hemen fark etmiş gibi görünüyor. Başbakan’ın Roma’da soruları yanıtlayış şekli, Kürt Açılımı çerçevesinde DTP’nin yasa tasarısının destekleneceğinin açık işareti. Bakalım, CHP nasıl davranacak?

Orhan Miroğlu’nun KİTAP kitapları

Bugüne kadar 12 Eylül’e dair pek çok kitap yazıldı. Bugünlerde de bir dizi filmle “o günler” anlatılıyor. “Bu Kalp Seni Unutur mu?” özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananların anlatıldığı bölümleriyle çok konuşuldu. “Dijwar” da işte “o günleri” Diyarbakır Cezaevi’nde bizzat yaşayan bir Kürt aydının, Orhan Miroğlu’nun kaleminden çıktı. Kitaba göz atınca anlıyorsunuz ki, ne filmler ne de diziler Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları tam olarak aktarabiliyor. O korkunç günleri, bizzat yaşayan birinin kaleminden okumak çok farklı. Kitapta Musa Anter cinayeti ile ilgili tanıklıklar da yer alıyor. Kitabın sonunda bana yazılmış ilginç ve sürpriz bir mektup da var. Orhan Miroğlu’nun bir diğer ve son çıkan kitabı “Affet Bizi Marin” Süryanilerin hikayesini anlatıyor. Bu kitap da yakın tarihimizle yüzleşmemizi sağlayacak belge-hikayelerden bir tanesi. (Everest Yayınları, 0212 513 33 20)