Balyoz tartışmasına gömülüp neleri unuttuk?

Cuma, 29 Ocak 2010 - 05:00

Günlerdir “Balyoz Harekat Planı” çerçevesinde kavga ediyoruz. Toplum ikiye bölündü. Herkes birbirine “Hangi taraftasın?” diye sorar oldu.

Asker ve sivil mücadelesi hiç olmadığı kadar keskin... Türkiye’de belli bir kesim askerin kolunun kanadının iyice kırılmasını istiyor. Emekli ya da muvazzaf kimi askerler arasında ise AK Parti’nin Türkiye’yi önünde sonunda şeriatçı bir düzene yaklaştıracağına inanlar ve bunu durdurmak için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünenler var. Bu ayrışma ve kutuplaşma muhtemelen Türkiye’nin seçime gideceği güne kadar devam edecek.

Oysa Türkiye’nin çözülmeyi bekleyen yığınla problemi var.

Geçtiğimiz günlerde bir araştırma yapıldı. Sokaktaki vatandaşlara “Türkiye’de en büyük problem olarak neyi görüyorsunuz?” diye soruldu.

Ankete katılanların yüzde 80’e yakın bölümü “ekonomi ve işsizlik” yanıtını verdi. Çok büyük bölümü 35 yaşın altındaki 72 milyonluk nüfusumuzun eğitim ve istihdam ihtiyaçları var. Bunun için milyarlarca dolarlık kaynak gerekiyor. Bu ekonomi cephesindeki sorunların sadece görünen yüzü.

Dış politikada ağır sorunlarla boğuşacağımız bir dönem başlıyor. Türkiye’nin en büyük hedefi Avrupa Birliği... Ancak gerek Avrupa’dan gerek bizden kaynaklanan nedenlerle süreç neredeyse durma noktasında. Avrupa Birliği hedefinin zayıflaması iç politikada da daralan manevra alanıyla kendisini gösteriyor.

Sorunlar kar topu gibi büyüyor

Demokratik Açılım Süreci’nde istediğimiz yerde değiliz. Hükümetin heyecanla başlattığı sürecin nereye varacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Yaklaşmakta olan seçim takviminde AK Parti’nin yapmayı istediği reformları gerçekleştirebilmesi kolay değil. Bu aşamada en büyük endişem bölücü örgüt PKK’nın kendince bir tarih ilan ederek “Hükümete tanıdığımız zaman doldu” deyip tekrar silaha sarılmasıdır.

Yaşanan sıkışıklık sadece iç politika ve ekonomiyle sınırlı değil. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki iki kritik konu Ermenistan ve Kıbrıs’ta ağır problemler kapıda. Tek taraflı olarak Avrupa Birliği’ne üye olan Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye ve KKTC’yi iyice köşeye sıkıştırıp mümkün olduğunca daha fazla taviz koparmak istiyor. İngiltere’de kabul edilen Orams davasının önümüzdeki günlerde başımıza ciddi dert açacağını hissediyorum. Zaten KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas’ın bugüne kadar yaptıkları 60’ı aşkın görüşmeden somut bir sonuç çıkmaması alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

Bir diğer sorunlu bölge Kafkaslar. Türkiye’nin hem Ermenistan hem de Azerbaycan ile sorunları var. Ankara ile Erivan arasında imzalanan protokoller neredeyse tamamen işlevsiz hale geldi. Muhtemelen Nisan ayına kadar geçecek olan süreçte Ermeni tarafı, soykırım iddialarını uluslararası arenaya bir kez daha çıkaracak. Amerikan Başkanı Barack Obama baskı altına alınacak. Obama’nın bu yıl da “soykırım” dememe ihtimali kuvvetli. Ancak nisandan sonra Ermenistan ile ilişkilerin ne yönde seyredeceğini şimdiden kestirmek zor.

Bunları niye mi sıraladım?

Milletçe “Balyoz” tartışmasına gömülmüşken, biriken diğer sorunların kar topu gibi büyüyerek bizi ezip geçmesinden endişe ediyorum.