Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bana emretme komutanım...

Salı, 26 Ocak 2010 - 05:00

Ortalık karmakarışık. Neyin ne olduğu anlaşılamıyor. Medyada belirli iddialar uçuşuyor, belgeler yayınlanıyor.

Askerimiz, bunların hemen her yıl yapılan Savaş Oyunu olduğunu ve tamamen hayali senaryolar çerçevesinde yapılmış planlardan başka bir şey olmadığını söylüyor.

Diğer bir kesim ise, bunların Savaş Oyunu çerçevesinde hazırlanmış bir darbe hazırlığı olduğunu ileri sürüyor. Senaryo ile bu planları hazırlayanların diğer konuşmaları da, bu belgelere eklendiğinde ortaya bambaşka bir manzaranın çıktığını belirtiyorlar.

Asker ve askerin bu toplumdaki rolünü destekleyen çevreler şaşkınlık içindeler. Neden böylesine gürültü çıkarıldığını anlayamıyorlar ve kendilerine karşı bir AKP komplosundan kuşkulanıyorlar.

Asker “Kardeşim bizler, Anayasa’dan ve yasalarımızdan kaynaklanan bir görevi yerine getiriyoruz. Ülkeyi iç ve dış tehditlere karşı korumak, irtica ve bölünmeyi engellemek sorumluluğu bize verildi. Şimdi neden tepki gösteriyorsunuz? Hatamız nedir?” diyor. Bundan dolayı da, tepkilere şaşırıyor.

Sivil ise “Yasalar size, beğenmediğiniz iktidarları devirme veya iktidarları dışarıdan denetleme yetkisi vermiyor. Masum savaş oyunuyla darbe hazırlığı arasında çok ince bir çizgi vardır. Eski sabıkalarınıza bakınca, biz de size güvenmiyoruz” diyor.

İşte anahtar tartışma bu...

Sivil, askeri sürekli bir denetimci ve devletin sahibi olarak görmek istemiyor... Asker ise sivilin bu ülkeyi kötü yönettiğine inanıyor...

Sivil, seçimle geldiği iktidarda istediği gibi hareket etme serbestisi olmasını, demokrasinin bunu gerektirdiğine inanıyor... Asker, örneğin AKP’yi bu ülkeyi laik sistemden uzaklaştırıp, bir din devleti kurmaya çalışmakla suçluyor. Demokrasiye dayanıp, rejimin değiştirilemeyeceğini vurguluyor.

Artık askerin görevleri konusunda yol ayrımına geldik

Ak Parti’nin iktidara geldiği günden bu yana, sivil-asker çekişmesi giderek arttı.

Asker AKP’yi sevmedi, kuşkulandı ve engellemek istedi... AKP de askeri kışlaya sokmaya çalıştı. Açık şekilde, “Bana emretme komutanım” dedi.

Aslında bu tartışmalar çok uzun yıllardan beri sürüyor. Ancak daha önceki iktidarların hiçbiri, askere balans ayarı yapmak istemedi veya yapacak ortamı bulamadı. Askeri gerçek devletin temsilcisi gibi kabul etti ve bir adım geriden yürüdü.

Ak Parti ise farklı davranıyor. Koşullar da ona yardım ediyor.

- Uluslararası ortam, eskinin aksine, genelde askerin otorite yansıtmasını artık istemiyor.

- Ak Parti hem büyük bir çoğunlukla hükümet ediyor, hem de başka zamanlarda görülmeyecek oranda kendi medyasının desteğini arkasına alabiliyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

Hep böyle mi devam edeceğiz?

Hayır, bu kargaşa artık durmalı.

Eğer bu şekilde devam edersek, hem TSK’yı yıpratmış, hem de toplumu çok yormuş olacağız. İnsanlar artık bıktı. Ayrıca, içeride mücadele verirken, dışarıda gücümüzden kaybediyoruz.

Asker kime ve nasıl emredecek?

Yanıtını bulmamız gereken son derece önemli bir soru var.

“Askerimizin görev ve sorumluluk alanları nelerdir? Asker seçilmiş iktidarların denetleyicisi olmayı sürdürecek mi, yoksa iktidarın emrinde mi olacak?”

Askerin görevleri artık net şekilde yeniden saptanmalı ve “Anayasal rejimi iç tehditlere karşı koruyup kollama”nın ne anlama geldiğine açıklık getirilmelidir.

Bir karar verelim:

“Asker, AKP gibi veya aynı çizgideki partileri denetleyecek ve gerektiğinde de cezalandıracak mı? Yoksa bu rol tümüyle seçmene mi bırakılacaktır?”

Kafalarımızı netleştirmenin zamanı gelmiştir.

Bunu gerçekleştirebilmenin yolu da, 12 Eylül Askeri Anayasasını tümünden değiştirmektir. Yarım yamalak rötuşlarla bir yere varılacağını sanmıyorum.

Tabii her şey Anayasa değiştirmekle de bitmez.

Sivilimiz, doğru dürüst bir demokrat olmalı ve sorumluluğunu yüklenmeli.

Askerimiz de, yetkisi olsun veya olmasın, siyasete karışmaktan, sivile emretmekten vazgeçmeyi içine sindirmelidir.