Bana masal anlatma

Pazar, 01 Şubat 2015 - 05:00

“Tehlikenin farkında mısın?” diyenleri ve başlarına gelenleri hatırlarsınız! Hatırlarsınız diyorum; çünkü bu trajik ‘Yeni Türkiye’ hikayesi yakın zamanlarda yaşandı, bu yüzden zahmet edip gugula girmeniz gerekmiyecek şükürler olsun ki! Neticede, belleksizlik milli özelliğimizdir bilirim. Bu topraklarda 42 yılını geçirmiş bi insan evladı olarak memleketimin asıl çimentosunun, vatanperverlik, misafirperverlik falan değil, belleksizlik olduğunu gayet iyi öğrendim.

UYKU HAPLARI...

- Evet: Bu paranoyak ruh hastası muamelesi gören kitlenin her mensubu, kısa süre önceye kadar görüldükleri yerde linç edilirdi. İleri demokrasiyi damarlarına zerk edip kendilerinden geçen, beyinleri dönmüş bi ‘ari kitle’ tarafından zevk çığlıklarıyla taşlanırlardı. Bu ‘ari sivil kitle’nin işi, endişeli avına çıkmaktı, çünkü karınları öyle doyuyordu. Karınları doydukça da zevkten dört köşe oluyorlardı.

Onlar en doğal demokratik hakları orgazmın doruklarında demokrasinin ırzına geçme günahını işlerken, en az onlar kadar kalabalık bi kitle de bu insanlık dışı pornoyu seyrediyordu. Kimi başını çevirir, kimi kafasını eğer falan ama sonuçta seyirci tribününde otururlardı. Günahın seyrinin daha büyük günah olduğunu söyleyen vicdanlarına uzun süre uyku hapı içirdiler.

MODA DEDİĞİN...

‘Aydın’, ‘ilerici’ sıfatlarını da gasp eden bu beyni dönmüş kitle, buzdolabının üzerine marketteki indirim günlerini not eden, sevdiceklerinin vesikalıklarından feragat edip cüzdanlarında indirim kartlarına yer açan ‘endişelileri’ halk kapsamından çıkarıp önce ‘elitist’ ilan etti.

Aslında saplarına kadar ‘gerçek elitist’ olan bu gaspçı kitle, iktidar ve ikbalin konjoktürü gereği kibirlerine en halkçısından çizgili pijama, basma entari dikti. (Not: Bi bölümü hâlâ bu kıyafetleri giymektedir. Ancak süreç içinde hem hayli yıprandıkları için hem modası geçtiği için kostüm değişikliğine gitmişlerdir. İyi de yapmışlardır. Çünkü moda insanın kendisine yakışanı giymesidir. Bi süredir saray soytarısı kostümüyle salınmaktadırlar.)

BERABER YÜRÜDÜK...

Laiklik kelimesinin i’sine kadar gelinemeyen zamanlardı... ‘La’ diye başlayan, bi anda alnının ortasına ‘darbeci’ ‘faşist’ ‘ulusalcı’ diye basılan damgalarla buluveriyordu kendini. Hey gidi günler heyyy, evet; beraber yürüdük biz bu yollarda.

“Din devletinden ürküyorum” diyen 60 yaşındaki torun torba sahibi kadına, saçının fönünün üzerinden siyasal sosyal itibarsızlaştırma yapılacak kadar karakterini kaybetmiş günlerdi. Utancın simgelerinden ikna odalarını yıkarken güya, gaz odaları inşa ediyorduk. Ki kısa süre sonra memleketin sandıkta iktidara oy vermemiş olan yarısı için de gaz solumak, ‘yemek, içmek’ gibi hayatının normal aktivitesi oldu.

SADAKAT SADAKASI...

Biat eden zenginin daha zengin, fakire sadıklığının sadakası üzerine gönlü zengin bi ekonomik sistemi de idrak ettik, nihayetinde. Çünkü zamanında iktidara, Yunanistan’da seçimi kazanan solcu SYRİZA muamelesi yapanlar da hayli hatırı sayılı bi kalabalıktı.

‘Asker sussun’ derken, Diyanet’in neredeyse toplumsal hayatta genelkurmaylaştırıldığını da gördük.

Kadın-erkeğin toplumdaki yeri ve önemi konulu zihinsel arızaların münferitlikten çıkıp, iktidar mottosu haline geldiğine de tanık olduk.

‘Terörist’, ‘darbeci’, ‘vatan haini’ diye cezaevine tıkılan yüzlerce insanın, iktidarın ‘Biz yapmadık paraleller yaptı. Çok saftık, aldandık’ deyip adalete kavuşturulduğuna da şahit olduk. Ama masal bununla bitmedi...

BUNU DA GÖRDÜK...

28 Ocak günü de, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “17 Aralık operasyonu durdurulmasaydı, Fettullah Gülen, Pensilvanya’dan Türkiye’ye Humeyni’nin İran’a dönüşü gibi dönebilirdi” diye açıklama yaptı. Şeriat tehlikesini bertaraf ettiklerini söylüyordu Bozdağ. Bu arada Bozdağ, 2011’de yaptıkları bir eleştiri üzerine CHP’lilere “Fettullah Gülen bir değerdir” diye yanıt veren yetkiliydi. Öyle bi masaldı ki bu; tüm değer sistemini yerle bir eden... İçim sızladı... 60 yaşındaki laikçi teyze şimdi 72 yaşındaydı, kimbilir belki de hayatta değildi. Başımı önüme eğdim.

BÜNYE KALDIRMAZ...

Sonra sonra sonra... ki uzun uzun anlatmaya gerek yok, çünkü zaten masal devam ediyor. Daha neler duyacak ve göreceğiz. Ama masalın sonu belli. Geldiğimiz nokta; koca bi saray, Osmanlı İmparatorluğu diye kükreyerek başlayan ve ‘Başkanlık sistemi çok demokratik gelsene’ diye biten sayısız konuşma metinleri...

İki cihan bir araya gelse, başı ve sonu birbirine kavuşamayacak bi masal bu netekim. (Not: ‘netekim’ kelimesini kullanırken ‘darbeci’ ilan edilme olasılığımı iç güdüsel olarak hesapladım.Sonra ‘Salla gitsin’ dedim) Yakışıklı prens, evin güzel hizmetçi kızını bodrum katında bile bulur, ama bu Osmanlı düşü demokrasinin asla yüzünü göremez o kadar yani. Sizi bilmem ama, masalların bünyesi bile bu kadar absürdlüğü kaldırmaz öyle diyim.

İyi pazarlar...