Banka rüçhanlı alacaklıdır

Perşembe, 25 Mart 2010 - 05:00

Bankadan konut kredisi kullandım. Banka daireme ipotek koydu. Ben kredi taksitlerimi muntazam öderken bir başka alacaklım evime haciz koydu, evim icra marifeti ile satıldı. Alıcının adına tapu verildi ama banka satışla alacağının kapanmadığını ileri sürerek benden hâlâ kredi borcumun ödenmesini istiyor. Bu durumda yanlışlık yok mu?  İ.İ.

Olay aslında bu kadar basit değil. Okuyucumun sorusu içinde ilginç bir ibare var. Bankaya olan borcunun bittiğini söylüyor. Olay bu hali ile ilginç. Bu ibare olmasa sıradan bir olaydır diyeceğim. Özü şu: Elbette bankalar konut kredisi verirken konut üzerine ipotek koyar. İpotek gayrimenkul teminatıdır. Bir başkası alacağından dolayı bu gayrimenkule haciz koyar, hatta sattırır. Bunda tuhaf bir şey yok. Ancak şu durumda bir tuhaflık olabilir. Şöyle: Banka daireye ipotek koyduğu zaman banka rüçhanlı alacaklı olur. Yani bir başkası alacağından dolayı daireyi sattırdığında, önce satış bedelinden bankanın parası ödenir. Kalan para olursa alacaklılara ödenir. Şayet bankanın alacağı çok ise bir başka alacaklı banka adına çalışıp masraf edeceği yerde bu işe girişmez. Görülen ve anlaşılan o ki bankanın alacağı az kalmış, o para da satıştan karşılanmış, geri kalan da diğer alacaklıya yetmiş. Ama buna rağmen bankanın borç çıkarması tuhaf karşılanır. Böyle bir durumda okuyucum dava açıp borcunun bulunmadığının tespitini talep ederek bir menfi tespit davası başlatabilir. Ama öyle zannediyorum ki bir meslektaşımın yardımına ihtiyacı var.

Adliyeler çalışamaz durumda

Bu problemin sorusu yok. Çünkü sorun o kadar büyükki hemen hemen hepimizin sorunu. “Artık adliyeler çalışmıyor” anlaşıldı mı? Ça-lış-mı-yor!!! Başımızda Ulusal Yargı Ağı (UYAP) diye bir bela var. Adliyelerin kendi derdi yetmezmiş gibi bir de bu dert açıldı başımıza. Dünyada bilgisayar teknolojisi hayatı kolaylaştırırken bizde cehennem azabı oldu. Bilgisayar ağı denilen UYAP yokken bizim işlerimiz yürürdü. Bu sistem geldi artık yü-rü-mü-yoor!!! Bilmem daha nasıl söylenir. Öyle Hakimler Kurulu ile yüksek mahkemeler ile uğraşmaya gelene kadar önce şu adliyeler çalıştırılsın. Program her gün çöküyor, günlerce açılmıyor. Süreli iş sahipleri perişan. Her gün tutanak tutuluyor. Çünkü vatandaş bilgisayarın başında nöbette. Program gelmiyor, akşam saat beşte süre dolacak, hak kaybolacak. Tutanaklar tutuluyor “Bilgisayar çöktü işlem yapılamadı, bu adam bilgisayarın başında nöbetteydi” diye. Böyle bir adliye nasıl çalışır? Böyle bir adliyeden iş nasıl çıkar? Vatandaş bilgisayarın başında nöbet tutmak mecburiyetinde mi? Bu problem üç-beş günlük de değil uzun zamandır böyle ama aldıran yok. Vatandaş ne yaparsa yapsın problemini kendi halletsin durumu var. Yani vatandaş kimsenin umurunda değil.

SSK sorumlu değil

6.5 senedir işyerinde çalışıyor iken işyeri sahibi işyerini kapatıyorum diyerek işimize son verdi. Tazminatımızı ödemedi. Duyduk ki yurtdışında imiş. Bu tazminatı nasıl alırız? SSK bu tazminattan sorumlu mu? S.R.

Çalışma hayatından dolayı hakettiğiniz tazminat işyeri tarafından ödenmiyorsa, tahsili imkanı ancak dava yolu ile olur. İş mahkemesinde dava açarsınız alacağınızı ispatlarsınız. Alacak miktarı bilirkişi tarafından hesaplanır. Sonra işverenin (şayet bulunursa) malvarlığını haczeder alacağınızı alırsınız. Ancak bir yerde işyerinin kapandığını, bir yerde kapanmadığını söylemişsiniz. İşyeri kapandı ve patron da yurtdışına çıktı (veya kaçtı) ise tabiî ki alacağınızı alamayacaksınız. Ancak bu borçtan dolayı SSK sorumlu değildir. Emeklilik hakkını kazandıysanız emekli maaşınızı alırsınız. Ancak işverenin borcunu SSK’dan veya SGK’dan alamazsınız.