'Barda birileriyle tanışmayı hiç beceremiyorum'

Romantik şarkıcı Yalın, İngilizce çıkaracağı yeni albümü için Londra'da çalışmalarına devam ediyor. En son Ayşe Özyılmazel'in albüm tanıtımında gördüğümüz Yalın'ı yakalamışken biz de İngiltere'deki yaşamı hakkında merak edilenleri sorduk

Pazar, 03 Ocak 2010 - 05:00

'Barda birileriyle tanışmayı hiç beceremiyorum'

Son albümünüz ‘Ben Bugün’ için kendinize çizgi film kahramanı gibi bir hava yarattınız. Klibiniz de, web sayfanız da buna göre tasarlandı. Nedeni ne?
Her albüme karakter yaratma durumu bu. Ve bu karakterler benim içimde göstermek istediğim hallerim. Bu albümdeki ‘Bir tek sensin’ şarkısında ‘şişmanlamışsın’ lafını kullanabildim. Biraz daha cesur ve deli tarafımı gösteriyorum.

Web sitenizde ‘Yalın Cümleler’ adlı bir bölüm var. “Burada yazacağım yazılara hiçbir limit koymayacağım” demişsiniz. Neler yazacaksınız Allah aşkına?
İnternet, beni takip edenlere ulaşmam için büyük bir şans. Hayatımla ilgili doğruları benden duymalarını sağlıyor. Röportaj yaparken bile bazı şeyleri söylemek istemeyebilirim. Ama web beni merak edenlere ulaşabilirim.

Aşk hayatı da burada yer alacak mı?
Özel hayatımla ilgili de bir şeyler yazarım ama aşk hayatıma girer miyim bilmiyorum.

Röportajlarınızda utangaç olduğunuzu söylüyorsunuz. Teknolojiyle bu kadar ilgili olmanızın sebebi sanal ortamda kendinizi daha mı rahat hissetmeniz?
Olabilir. İnsan ilişkilerinde çocukluğumdan beri çok ürkektim. Artık az da olsa bunu atlatmaya başladım. İnternetle haşır neşir olmamın bir sebebi de hızlı ve kontrollü olmam.

Siz de Twitter’a ileti yazan ünlülerdensiniz. Sanatçıların, şarkıcıların twitter ve facebook için özel zaman ayırması gerektiğine mi inanıyorsunuz?
Bu işi yapan insanların teknolojiyle haşır neşir olmama durumunu düşünemiyorum. Bir plak şirketinin başında olsam bütün sanatçılara “Hepiniz birer twitter, facebook hesabı ve internet sitesi açıyorsunuz” derim. Eskiden posta geliyordu, sonra e-mailler gelmeye başladı, şimdi facebook’tan mesaj geliyor. Siz bu ulaşma şekline uymazsanız, o zaman aradaki trafiği kesmiş oluyorsunuz.

Siz kimleri takip ediyorsunuz?
Oray Eğin, Cengiz Semercioğlu köşelerinde yazmadıklarını yazıyor. Yekta Kopan’ın müthiş iletileri var.

Londra’da ekonomi okumak nereden çıktı?
Bilgi Üniversitesi’nde ekonomide okuyordum. İlk albümüm çıktıktan sonra zamanım olmadı; okulu dondurdum. Londra’da eksik derslerimi tamamladım. Son senemi de Bilgi Üniversitesi’nde bitirdim ve mezun oldum.

Londra’da hayat nasıl geçiyor?
Başka bir projenin peşindeyim. Eskiden beri İngilizce albüm için sabırsızlanıyorum. Şimdi onun zamanı. Orada şarkı yazmaya çalışıyorum. Evde şarkı yazıyor ve stüdyoda demolarını kaydediyorum. Ayrıca konserlere, müzikallere, sinemalara gidiyorum. Rahat rahat hiçbir derdim olmadan eşofman ve lastik ayakkabılarımla geziniyorum.

Londra’nın nesi sizi cezbediyor? Özgür ve rahat yaşamak mı?
Özgürlüklerim kısıtlandı o yüzden Londra’ya kaçıyorum diye algılanmasın. Bu, Londra’da bulunmamın getirdiği güzel bir avantaj.

Tek başına mı yaşıyorsunuz?
Bazen kız arkadaşım Kristina geliyor.

Bulaşık, çamaşır, alışveriş, faturalar gibi her işi siz mi yapıyorsunuz?
Evet. Bulaşıkta çamaşırda bir şey yok. En çok su almakta zorlanıyorum. Çünkü çok fazla su içiyorum. Suyu doğru stoklayamıyorum. Su bitince gecenin bir vakti Londra’nın soğuğunda markete yürüyorum. O da benim beceriksizliğimden kaynaklanıyor.

Londra’da gece hayatı nasıl?
Güzel. Benim müzik dinlemeyi sevdiğim yerler var. İstanbul’dan çok gelen arkadaşım oluyor.

Türklerle mi takılıyorsunuz daha çok, yabancı arkadaş ortamınız da var mı?
Herhalde eşit. Ayrıca akrabalarım var Londra’da, onlarla da vakit geçiriyorum.

Yabancılara “Müzisyenim, Türkiye’de tanınıyorum, hayranlarım var” dediğinizde tepkileri ne oluyor?
Şaşırıyorlar, ‘Nasıl?’ diyorlar. Geçenlerde bir Yunanlıyla tanıştım; o beni tanıyordu, şarkılarımı biliyordu. Bazen öyle denk geliyor. Yabancılarla çoğunlukla bir Türk arkadaşım aracılığıyla tanıştığım için; zaten onlar benim ne iş yaptığımı söylemiş oluyor. Zaten bir barda durup birileriyle tanışmayı da ben beceremiyorum.

Türkiye’ye kesin dönüş ne zaman? Askerlikten kaçıyor dedikodularına ne diyorsunuz?
Türkiye’de işlerim var ve ayda bir İstanbul’a geliyorum. Dövizli askerlik yapma peşinde yurt dışında çalışmıyorum. Her üniversite mezununun 2 sene tecil hakkı var, bu haktan yararlanıyorum.

Adınız Hüseyin Yalın. İngiltere’de kendinizi Yalın olarak mı, Hüseyin olarak mı tanıtıyorsunuz?
Hüseyin diye hitap edenler çocukluğumdan beri tanıdığım yakın arkadaşlarım. Bu işe girdikten sonra hayatıma giren insanların bana Hüseyin demesi samimi gelmiyor. “Dur bakalım beni öyle tanımadın ki” diyorum. Çocukluğumdan beri beni tanıyanların bana Yalın demesi ne kadar garipse, beni yeni tanıyanların da Hüseyin demesi garip geliyor.

Yalın ismi daha havalı diye mi kullanıyorsunuz?
Hiç öyle düşünmedim. ‘Yalın’ ismini kullanmam benim sevdiğim bir arkadaşımın, aile dostumuzun fikridir. Yaptığım müzikle, duruşumun Yalın ismiyle daha iyi gideceğini söyledi.

Biz sizi 6 sene önce tanıdık. Genç yaşta çok kısa sürede ünü yakalamanız sizi şımartmadı mı?
Çok isterdim. Biraz daha gevşerdim, daha rahat olurdum. Şımardım diyemem ama her gittiğim yerde ilgi üzerimde olunca bir dozda şımarıyorum.

'Sevimli çocuk’ lafı artık sizi rahatsız etmeye başladı mı?
Hayır. İçimdeki her insanı tanıtmak ve göstermek istiyorum. Şu ana kadar efendi sevimli, sakin bir adam görüntüsü vardı. Bu benim yaradılışımda var. Ama benim başka yönlerimi de göstermeye çalışıyorum.

Sanatçı kaprisleriniz var mı?
Sanatçı kaprisiyle işin gereğini ayırmak gerekiyor. ‘Sadece şu koltukta otururum’ demek kapris olabilir. Ama “Kulise havlu istedi, kaprisli sanatçı” dememek gerekiyor. Bu işin gereği.

Ama duyduğuma göre programa çıkmadan kendinize özel oda, meyveler falan istiyormuşsunuz? Kapris sanatçı olmanın bir parçası mı?
Hayır değil. Meyve ikramdır istememe bile gerek yok. Benim kulisime birçok şey gelir ve bir tanesine dokunmam. Örneğin benim bir televizyon programına çıkmam isteniyor, ben de orkestramla gitmek istiyorum. Bu benim çalışma prensibim. Ofiste oturup bir liste çıkarmıyoruz. Konserden önce makarna yerim, yanımda pek çok kişi çalışıyor, onlara da aldırırım. Bir de mum isterim.

Uğurunuz var mı?
Uğuruna inandığım çok yakın arkadaşlarım var. Benimle her konsere geliyorlar. Şehir dışına, yurt dışına bile gelirler.

İşleri güçleri yok mu?
Konserleri genelde hafta sonuna denk getiriyorum. Onun dışında kendime has söylediğim birkaç kelime var.

Elinde gitarıyla aşk şarkıları söyleyen biri çok romantik geliyor kızlara. Bu anlamda siz ideal erkek misiniz?
İdeal bir erkek olmayı istemem. Romantik miyim onu bile bilmiyorum. Herkes için romantizm değişir. Biri mum yakar romantik olur, biri sadece yanağınızdan makas alır o romantik olur. Organize edilmiş romantizm sevmem, benim için romantizmin anlık olması gerekir. Ben kendi içimde romantizmi yaşıyorum, karşı tarafa da hissettiriyor muyum bilmiyorum.

Kadınlar sizi neden beğeniyor?
Beğenilen şarkılar yazan ve söyleyen bir erkek olarak başladım işe, beni beğenirler mi diye değil. Ama dikkat ediyorum, kadınlar işinde başarılı olan erkeğe ilgi duyuyorlar.

Boyunuz 1.71. Kısa boylu olmanızı kompleks yaptınız mı?
Kısa boylu oluşum sadece Türkiye’de eleştiriliyor. Amerika’da, Doğu Avrupa’da herkes uzun boylu, orada eleştirilsem anlayacağım. Ama Türkiye’de erkek boy ortalamasının biraz altındayım. Bunu hiç kompleks yapmadım. Uzun boylu sevgililerim de oldu. Şimdiki kız arkadaşım da benden uzun. Bana garip bile gelmiyor.

Daha uzun boylu olmak istemez miydiniz?
Mesela 5-6 santim daha uzun olmak istemezdim ama 2-3 santim daha uzun boylu olmak isterdim. Sahnede 1.80-1.85 olanların çok iyi durmadığına inanıyorum. Ufak tefek adamlar-kadınlar sahnede çok daha iyi duruyor.

Sizi el ele kız arkadaşınızla saatlerce dolaşırken dışarıda göremeyecek miyiz?
Kız arkadaşlarımla el ele yürüyorum; daha çekilmedi, denk gelmedi. Ama magazinciler fotoğraf çekerken biz ele ele tutuşalım mesaj verelim gibi derdimiz yok. Sadece ilişkilerin içine basını sokmayı sevmiyorum, yıprattığını düşünüyorum.

Basına yakalanmamak için ayrı ayrı dolaşmayı, el ele tutuşmamayı kız arkadaşlarınız hakaret olarak düşünmüyor mu?
Hakaret olarak algılayacak insanla zaten beraber olamam. Ben kız arkadaşımın işine saygı göstermeliyim, o da benim işime saygı göstermeli. İşimi yaparken benim kurallarım var, o da işini yaparken kendi kurallarını uygular. Hayatla ilgili kurallarımız için de ortak bir noktada buluşuruz. Ben işimden dolayı, bu işi göz önünde yaşamanın ilişkiye zarar vereceğine inanıyorsam karşı tarafın da bunu algılaması gerekir.

Yabancıyla mı Türkle mi evlenmek istersiniz?
Evlenme fikrine çok yakınım sadece daha evlenmek istemiyorum. Bu da birlikte olduğum insanla evlenmek istemiyorum demek değil. Başarısız bir evlilik yapmak istemiyorum. Ne zaman, kimle, ne olacağı belli olmaz. Evlenirsem hemen çocuk sahibi olmak isterim. Bu işi yapmasam şu ana kadar üç-dört çocuğum olmuş olurdu. Evimi bırakıp birkaç ay turnede dolaşırken eşimi, çocuklarımı özlemek istemiyorum.

Uzak mesafe ilişkiler size göre mi?
Hayır. Öyle bir ilişkiye inanmıyorum. Kristina Romanyalı. Modellik yapıyor. Londra’ya da, İstanbul’a da geliyor. Ama buna rağmen haftada birkaç kez görüşüyoruz.

Kirstina model ve siz bence Kristina’yı kıskanıyorsunuz...
Benim de kıskanılacak bir şeylerim var, biz de modellerle çalışıyoruz, o da beni kıskanabilir (Gülüyor), ayrıca Koç Burcu’yum. Şaka bir yana, her seven erkek gibi sevdiğimi kıskanırım. Sevdiğim, yaşadığım ilişkiyi sahiplenirim. Ama kıskandığımdan dolayı hayatımdaki insanın yolunu kesmiyorum...

Röportaj: Merve Özaytekin
mozaytekin@posta.com.tr

6