Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Başbakan ilk defa gülümseyerek konuştu...

Salı, 07 Haziran 2011 - 05:00

Pazar akşamı Kanal D’de Başbakan ile bir özel ‘32. GÜN’ programı yaptık. Bilmem izleyebilme imkanınız oldu mu? Eğer kaçırdıysanız bu söyleşinin bir özetini ve izlenimlerimi aktaracağım. Ancak benim en çok ilgimi çeken, uzun süre sonra gülümseyerek konuşan ve hoşlanmadığı bazı dikenli sorulara dahi tahammül eden ve açıkça yanıtlayan bir Erdoğan ile karşılaşmış olmamdı.

[[HAFTAYA]]

İzmir ve İstanbul mitinglerinden çok memnundu, keyfi yerindeydi ve belki de ilk defa keyifli bir sohbet yaptık. Kimileri beğenmese dahi, sorulması gereken her soru da soruldu. Programın tek sevmediğim yanı saat 22:00 yerine 23:00’te başlanabilmesiydi. Ne yazık ki, liderlerimiz zamanlamalarını iyi planlayamıyorlar. Mitinglerine de geç gelirler, verdikleri randevulara da... Özal da böyleydi, Demirel de, Erbakan da... Kimbilir belki de Türk sisteminin en çok aksayan yanı bu...

’Bedel ödeme’ sözünden rahatsız

Başbakan açıkça söylemedi ancak Abbas Güçlü için, Nuray Mert veya diğerleri için zaman zaman tepki olarak “Bedel öderler” demişti. Şimdi bu sözünden rahatsız olduğu, konuşma şekli ve vücut dilinden açıkça anlaşılıyordu. Kendini savundu ve neden bu tepkiyi gösteriğini anlattı. Ancak bu sözün nasıl yanlış yerlere çekilebileceğinin de farkında. Sanıyorum bir daha bu tip “tehdit” kokan, amacını aşan bir çıkış yapmayacak veya iki defa düşünecektir. Buna karşılık, emekli Korgeneral Engin Alan konusunda ise son derece sertti. Belli ki, Korgeneral’in ayağa kalkmaması ona çok ters etki yapmış.

Reyting seçime duyulan ilgiyi gösteriyor...

32. Gün’ün bundan önceki Kemal Kılıçdaroğlu söyleşisi son derece ilginç bir reyting patlaması yapmıştı. Ben de bunu CHP’ye duyulan ilgiye bağlamıştım. Bu defa Başbakan ile söyleşinin reytingini merak ediyordum, zira Erdoğan hemen her gün bir kanala çıkıyor, söyleşiye katılıyor ve ayrıca gün içinde de mitingden mitinge koşuyordu. Yani söylemediği, bilinmeyen bir şey kalmamıştı. Sonuçlar çok ilginç çıktı. Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar, toplum seçimle çok ilgili ve liderleri de büyük bir merak ve dikkatle izliyor. Başbakan’ın pazar akşamı saat 23:00-00:30 arasındaki söyleşisinin reyting dökümü ile Kılıçdaroğlu’nun reytingi arasında hemen hemen hiç fark yok gibi. (Kılıçdaroğlu’nun AB grubunda bir miktar daha yüksek olmasında, süresinin daha kısa olmasının da etkisi vardır mutlaka...)

Asker konusunda frene basıyor

Başbakan’ın asker konusundaki yaklaşımı ise, daha öncesine oranla daha farklı. Örneğin, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerektiğini söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünmüyor. “Henüz zamanı gelmedi” diyor. Türk Silahlı Kuvvetleri üzerindeki spekülasyonların yatışmasını bekliyor veya “daha fazla üstüne gidilmemeli” diye düşünüyor da olabilir. Genel yaklaşımı, özellikle seçimlerden sonra asker-sivil otorite ilişkilerinin artık durulması ve rayına oturması gerektiği şeklinde... Bu düzenlemenin Avrupa Birliği çerçevesinde kendi kendine gerçekleşeceğine değinmekle yetindi.

Başkanlık ve Köşk ne olacak?

Başkanlık sistemini de konuştuk. Ne kadar itiraz ederse etsin, Başbakan’ın kalbinde başkanlık sistemi yatıyor. Bu şekilde rüyalarını çok daha çabuk gerçekleştireceğinden emin. Bir taraftan da, kendi partisinin içinden dahi direniş olduğunu mutlaka biliyor olmalı ki, sadece tartışılması gerektiğini söylemekle yetiniyor. Biraz sıkıştırdığınızda, kalbinin nereden yana çarptığı hemen anlaşılıyor. Yine de, seçim sonuçlarını bekliyor. Çıkacak rakamlara göre kararını verecek. Ya bastıracak ya da fazla üstüne gitmeyecek. Peki, Çankaya Köşkü’nün cazibesinden kurtulabilecek mi? Yoksa fırsat çıktığı anda siyaseti bırakıp Köşk’e çıkmak isteyecek mi? Bunun kararını da yine seçim sonuçları verecek. Bana epey kararsızmış gibi göründü...

Tutukluluk süresinden rahatsız ancak...

Başbakan, Türkiye’yi demokrasi listesinde üst sıralara çıkaracağını söyleyince tabii dayanamadım ve hapisteki gazetecileri özellikle de tutuklu yargılanma rekoru kıranları hatırlattım. Türkiye’nin dışarıdaki imajının nasıl bozulduğuna ve iktidar partisinin de gereken yasal değişiklikleri yapmadığına dikkat çektim. Seçim sonrasını işaret etti. Tutukluluk sürelerinin verdiği rahatsızlık çok açıkça ortada ancak ben Başbakan’dan daha net bir tutum bekliyordum. Kendi hiç kabul etmiyor ancak eski liberal-demokrat Erdoğan yerine daha milliyetçi ve devlet gibi konuşan bir Erdoğan’ın geldiği apaçık ortada.

Kürt sorununda ümitler azalıyor...

Kürt sorunu ve bunun çerçevesinde BDP ile ilişkiler, benim ümitlerimi giderek azaltıyor. Söyleşi sırasında da dikkat ettim, seçim sonrasında yeniden bir başlangıç yapmaya pek niyeti yokmuş gibi görünüyor. Başbakan, “Bu sorunu ortaya koyanlar giderek hedeflerini genişletiyorlar ve artık eskisi gibi kişisel haklarla yetinmiyorlar, bölgesel bir oluşum peşinde koşuyorlar” dedi. Bu konuda devletin üst tabakasında da aynı sözler duyuluyor. “Bunlara verdikçe yeni istekler geliyor ve bağımsızlığa doğru bir yol çiziliyor” deniyor. Durum böyle olunca da, çözüm arayışı daralıyor. Seçimlerin sonuçları birçok konuda olduğu gibi, Kürt sorununun gideceği yönü de gösterecek. Ben biraz kaygılıyım...

Twitter’cılara büyük teşekkür

Söyleşi öncesinde twitter ve mail adresi üzerinden herkesten soru istedim. Sadece twitter’dan 10 binin üzerinde soru geldi ve en çok üstünde durulanları seçmek zorunda kaldım. Bir buçuk saatlik program boyunca 14 binin üzerinde yorum geldi. 110 bin twitter izleyicime çok çok teşekkür ederim. Bu arada, yine çok eleştiri aldım. Özellikle de meslektaşlarımın bir bölümü ve izleyiciler “yalakalık ettiğimi, yeterince sert davranmadığımı, kahkahalarla Başbakan’ı rahatlattığımı” söyleyip beni yerden yere vurdular. Arkadaşlar, ben bu işi 40 yıldır yapıyorum ve birçok dünya lideri dahil herkesle söyleşi yaptım. Bırakın da bu işi biraz bileyim. O kadar iyi biliyorsanız, siz gelip yapın... Söyleşi yapmak, karşındakine dayak atmak değildir... Tüm görüşlere saygım var. Herkese çok teşekkür ediyorum.

Yandex.Metrica