Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Başkandan önce demokrat olmalı!

Perşembe, 08 Kasım 2012 - 05:00

Obama’nın kazandığı ABD Başkanlık Seçimi’nin yapıldığı gün, AKP de “başkanlık seçimine geçiş” için resmi girişimde bulundu. Kendisi de başkan seçilmek isteyen Tayyip Erdoğan, bu seçimlerde heyecana gelmiş olmalı. Oysa ABD ile Türkiye’nin yönetim biçimi arasında ciddi farklar var. ABD federal sistemle yönetiliyor. Türkiye merkezi sistemle.

O kadar merkezi ki dağda kaybolan koyun bile Ankara’dan soruluyor! Türkiye’nin yasaları TC vatandaşı herkes için geçerli. (ya da biz öyle olduğunu sanıyoruz) Oysa ABD’de federe devletlerde ayrı yasa ve uygulamalar geçerli. Hatta polis bile ayrı, Amerikan filmi seyredenler bilir; merkezden gelen polisle yereldeki polis yetki gaspı yüzünden itişir durur. (Bizde de cemaatçilerle ötekiler arasında itişme yok değil tabii!)

[[HAFTAYA]]

Sistemin değişmesi gerekir

Yine de yasalara baktığınız zaman bu sistemin içinde kalıp da sadece yöneticinin yetkilerini değiştirerek Başkan yapamazsınız, devlet birbirine girer. Yüzde ellilik oyu arkasına alıp bir tür başkan gibi davranan, İstanbul Belediyesi dahil bütün bakanlıkları bizzat kendisi yöneten Başbakan, bu deneyimine bakıp başkan da olabileceğini düşünüyor ama, o iş öyle kolay olmuyor.

Bir kere herşeyden önce demokrasiyi içine sindirmiş, demokrat olmak, halka da fikir sormak gerekiyor! ABD seçimlerinde örneğin benim de yeni geldiğim bölgede halka sorulan sorular arasındaydı, eşcinsel evlilik, vakıf okulları ve tedavi amaçlı marihuana kullanımı. Ki seçmen bunlara evet, evet, evet demiş!

Başka eyaletlerde yok, burada yasalaştı. Bize ise kimsenin bir şey sorduğu yok. Biz Taksim’e çıkan yollar tünel olmasın diyoruz, bırakın kamuoyunu, mahkeme kararını dinleyen yok, dönüşü olmayan biçimde çatır çatır girdi dozerler. Yarın ağaçları da kesecekler, ve Kadir Topbaş, tarihe Taksim’de kalmış asırlık ağaçları kestiren başkan olarak geçecek, yazık! Başkan olmak kolay değil.

Açlık Grevci nasıl kurtulur?

“Açlık grevlerinde kritik nokta”, “Cezaevlerinden cenaze çıkmasın!” diye kamuoyunda heyecan yaratılır, hükümet İmralı sakinine avukat yollama hazırlığına girişirken eylemcilerin sağlık durumu gözden kaçıyor. İnsan bünyesi 55 gün hiç bir şey yemeden nasıl dayanır? Bir günlük oruç tutulurken bile iftar vakti zor getirilirken iki aya yakın aç kalmak nasıl mümkün oluyor? İnsan dayanıklı bir yaratık. Açlık grevi yapılırken eylemci su, şeker ve vitamin alıyor.

Vücut, önce yağları, sonra kasları eritiyor. Sonrası vahim. Eylemci hareket edemiyor, konuşamıyor, gülemiyor. Bilinç kaybı yaşıyor. İnsanın göz göre göre ölmesini seyretmek ne kadar doğru? Hekimler etik olarak eylemcilere istekleri dışında müdahaleye karşı. İlginç olan, bu ortamda aileleri de yakınlarının ölüme yatmasını “saygıyla karşılıyor”. Bunu bizler gibi “sıradan” insanların anlaması kolay değil. Bir insanın kendisine yapılan haksızlıktan ötürü başka hiç bir çaresi kalmamışsa böyle bir eylem yapmasına bir ölçüde hak verilebilir ama örgüt liderine avukat gitsin diye ölmeye yatmayı anlamak zor!

Sanıkla tanık yer değiştirince

Ergenekon duruşmalarının gizli tanıklarından biri daha kendini açığa çıkardı: Şemdin Sakık. PKK’nın iki numarası. Hükümlü. Davanın sanıkları arasında Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’dan üniversite profesörlerine, gazetecilere. milletvekillerine kadar bir dizi asker ve sivil var. Bunlar terörist, derin devlet mensubu, memleketi karıştırmışlar, Şemdin Sakık ise onların bu yaptıklarından haberdar, ifşa ediyor, tanıklık ediyor. Memlekette bir akıl tutulması yaşıyoruz! PKK terör örgütü, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüğü yaptı.

Onbinlerce insan öldü, milyonlarca dolar harcandı. Ülke, çok daha hızlı kalkınabilecekken can ve mal kaynaklarını bu sorunu çözmeye ayırdı. En büyük görev de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verildi. Silahlı örgüte karşı silahlı mücadeleyi, can vererek, kan dökerek onlar yaptı. Gelinen noktada çok açık ki bunun hesabını veriyorlar! Terör örgütü üyesi hükümlü Şemdin Sakık, kendisine karşı mücadele ettiği için sanık sandalyesinde oturan askerleri suçluyor ve bunlar ciddiye alınarak ifade yerine geçiyor! Bu ülkeye hiç bu kadar ayıp edilmemişti.

Şemdin Sakık, çok heyecan veren bilgiler anlatıyor. Ama bunları yakından bilmesine ne kadar imkan var? Bu bilgilerin bir kısmı o içerideyken olmuş olaylarla ilgili, bunu bile düşünmeden ciddiye alınıyor. Sanık sandalyesine oturtulan bu insanları mahkum etmek için bu kadar mı hesap yapılıyor? Ya Şemdin Sakık? “Can güvenliğim yok” diyorsa niye açıkladı kimliğini? PKK tarafından dışlandığı, cezaevinde yalnız kaldığı için mi, Öcalan’a kızgın olduğu için mi? Birilerine “daha fazlasını da söylerim” diye mesaj mı veriyor? Burası gerçekten kirli ve karanlık bir ülke oldu!

Emel Gökmen’in açıklaması

Bu arada önceki yazımda yayınladığım, kalıcı hasar oluşmaması için grevcilerin eylemine tıbbi müdahale koşullarını açıklayan Dr. Emel Gökmen, bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedi. Gökmen’in hayli uzun söyleşisinden özetleyerek aktardığım görüşlerinde şu ifadelerinden ötürü ölüm orucuna karşı olduğu izlenimi edinmiştim: “Benim anlatmak istediğim açlık grevinin ölmek için mi, direnmek için mi yapıldığı ki, bana göre direnmek için yapılır.” Oysa kendisi “Açlık orucuna kesinlikle karşı olduğum” ifadesi yanlış anlamadan ibarettir. Açlık grevcinin özgür iradesi ile aldığı karara hekim olarak karşı olduğumu söyleyemem.” demektedir. Düzeltir, özür dilerim.