Başkanın 4 kritik mesajı

a
a
Cuma, 20 Kasım 2009 - 05:00

Çarşamba akşamı Ekonomist’in Anadolu 250 Araştırması’nın ödül töreni vardı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen işadamı ve yöneticiler, ödül töreni sırasında, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın konuşmasını büyük dikkatle izlediler. Yakında görevini teslim edecek olan Başkan, çok önemli mesajlar verdi. Ben bu mesajları, ‘Ekonomi nereye gidiyor?’ sorusuna odaklananlar için 4 başlık altında topladım:

1. Çıkış stratejisi ne olacak?

- Tepeler var önümüzde ama aşılmayacak gibi görünen dağları aştık. Dünya ticaretindeki kan kaybı durdu.

- Yangın kontrol altına alındı, sıra hasar tespiti ve kaldırılmasına geldi.

- Teşviklerin, ne zaman, hangi takvimde geri çekileceği şimdi kritik soruyu oluşturuyor. Zamanından önce çekilen teşvikler, büyümeyi tehdit altına alabilir.

- Aynı risk Türkiye’de de var.

2. Kredi sıkılığı sürüyor

- Merkez Bankası krizden bu yana faizde yüzde 10 indirim yaptı. Ama hanginiz bu düşük faiz oranlarından yatırım yapabiliyorsunuz?

- ABD ve Avrupa’da bankalar kredi koşullarını gevşetti. Türkiye’de ise yılın ilk yarısına göre gevşeme olsa da kredi verme koşulları sıkılığını koruyor. Üstelik KOBİ’ler daha ağır koşullarla karşı karşıya.

- Kendimizi yeni bir dünyaya hazırlamalıyız. Eğer kredi olanakları sıkı olacaksa, buna göre plan oluşturmalıyız.

3. Türkiye’nin iki avantajı

- Birincisi, son yıllarda izlemiş olduğu aktif dış politika... Dünya ekonomisinde büyüme ekseni Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Krizden çıkış sürecinde bu ülkelerin büyüme performansı da bunu kanıtlıyor. Türkiye’nin bu ülkelerle gerçekleştirdiği ilişkiler, gelecek dönem için büyük şans olacak.

- Türkiye’nin ikinci şansı ise küresel ekonomik kriz nedeniyle daralan dış talebin yerine koyabilecek bir iç talep imkanının olmasıdır. Genç nüfusu ve hâlâ doymamış pazarıyla Türkiye, güçlü bir iç piyasaya sahiptir. 4. Risklere de dikkat!

- 2008’in Ağustos ayında 50 milyar dolar olan cari açık 15 milyar dolara indi. Ancak, bu, çok ciddi bir büyüme bedeli karşılığında oldu. Bu sene için yüzde 6, gelecek sene için yüzde 3’ün gerisinde büyüme beklentimiz var. - Oysa, işsizlik oranını sabit tutabilmesi için her yıl yüzde 5 düzeyinde büyümesi gerekiyor.

- Büyümeyi engelleyen bir başka faktör de geleceğe ilişkin belirsizliklerdir. Orta Vadeli Plan bu belirsizliğin azalmasına katkıda bulunmuştur. Ancak, bütçe açığının finansmanına ilişkin belirsizlik devam ediyor.

İthalat düşük kur nedeniyle mi artıyor?

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ithalattaki artışı ‘kalitesiz üretime’, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan da ‘düşük döviz kuruna’ bağlıyor.

Her ikisinin de haklı olduğu noktalar olabilir. Ama ben Durmuş Yılmaz’a daha fazla hak veriyorum.

Şirketler, döviz kuru yüksek dahi olsa, ‘olmazsa olmaz’ ürünler ve Türkiye’de üretilemeyenler nedeniyle ciddi şekilde ithalat yapıyorlar. Bir işadamından dinlemiştim. ‘İthalatın, üretim içindeki payını görmek istiyorsan, Aksaray’daki MAN tesislerine giden yollardaki TIR’ların sayısını izle’ demişti...

Sadece MAN mı? Borsa’da işlem gören elektronik, otomobil, makine gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin ithalat ve ihracat dengesine bakın... İhracat şampiyonu şirketler, aynı zamanda ithalat liginde de üst sıraları zorluyorlar.

Bir de giderek ‘çok uluslu üretim’ dalgası esiyor. Şirketler, ucuz ve kaliteli ile hızlı tedarik nedeniyle dünyanın dört bir tarafından mal alıyor, bu amaçla Uzakdoğu’da şirket kuruyorlar.

Çok uluslu ürünler

Örneğin, bir buzdolabı üretiminde bazı durumlarda ithalatın payı yüzde 50’leri aşabiliyor. Üretim için ise 15-20 arası ülkeden ithalat yapılabiliyor. Ticari tip araçlarda parça sağlanan ülke sayısı 7-10, çamaşır makinesinde 17, televizyonda ise 10’a kadar çıkabiliyor. Elektronik devi Vestel 15 ülkeden alım yapıyor. Klima üreticisi Alarko Carrier, 19 ülkeden, 256 şirketten tedarik yapıyor. Merkez Bankası Araştırma Bölümü’nün yeni bir raporu yayınlandı. Orada da bu gerçeği destekleyen veriler var:

1. Temel ara girdilerin yurtiçi üretimi ve kalitesi yetersiz.

2. Bazı alanlarda yan sanayi güçlü değil.

3. Fiyat dışı faktörlerin (kalite ve yeterli üretim) etkisi yüksek.

4. Olumlu gelişmelere rağmen ithalatın payı yükselme eğilimini koruyabilir.

Merkez Bankası’nın raporu, Başkan Yılmaz’ı destekliyor. ‘Düşük kur’a dikkat çeken Bakan Çağlayan da kendince haklıdır. Ama kur sorunu yıllardır çözülemiyor, çözülecek gibi de değil. O nedenle üreticilerin, kalite, hız ve kapasite konularına odaklanıp, rekabet güçlerini artırmaları gerekmez mi?

Çimento ihracatının yeni lideri

Bazen çok sayıda olumsuz haber arasında iyiler de havaya uçup gidiyor. Ekonominin zor süreçten gittiği bu günlerde, bazı iyi haberleri atlayabiliyoruz. Antalyalı Adopen Grubu’nun As Çimento şirketinin genel müdürü Göksel Aybek’ten dinleyinceye kadar, çimento sektöründeki önemli bir gelişmeden benim de haberim yoktu. Aybek, yaşanan sıkıntılar, altyapı ve konut sektörlerindeki daralmaya rağmen, Türk çimento sektörünün önemli bir başarıya imza attığının altını çiziyor.

Haber şu: 5 kıtanın ekonomik krizle boğuştuğu 2009’da Türkiye, 20 milyon ton üretimle, dünyanın en büyük çimento ihracatçısı oldu. Gerçekten önemli bir gelişme... Göksel Aybek, ‘Bunun 2 milyon tonu da bize ait’ diyor övünerek...

Dünya çimento pazarında aslında büyük bir kapasite fazlalığı var. Bu gerçeği sadece Çin pazarındaki gelişmelere bakarak da görmek mümkün... Çin’de kapasite düzeyi 1.3 milyar tona ulaştı. 2008 yılında çimento ihracatı 26 milyon ton idi, 2009’da 14 milyon tona düştü. Çin’deki düşüş, önemli pazarlara olan uzaklık, hız ve belli miktarların altındaki ihracatı gerçekleştirememesinden kaynaklandı.

Bunlar iyi haberdi. Kötü haber ise şu: Türkiye 20 milyon ton ihracat yaptı. Bu, 12 milyon ton ihracatın yapıldığı 2008 yılına göre yüzde 66.6 oranında artışı ifade ediyor. Ancak, fiyatlar da yüzde 40-50 oranında geriledi. Dolayısıyla, artışın cirolara yansıması aynı düzeyde olmadı. Yine de önemli bir başarı olduğunu, zor zamanlar için moral verdiğini unutmamak gerekiyor.