Başkanın yeni yıl mesajları

Salı, 05 Ocak 2010 - 05:00

Merkez Bankası Başkanı ile en son 1 yıl önce görüşmüştük... O zaman ekonomideki toz bulutları henüz dağılmamıştı. Dolayısıyla başkanın değerlendirmelerinde ‘risk’, ‘endişe’ ve ‘belirsizlik’ hakimdi. Pazartesi günü Ekonomist dergisinin yayın yönetmeni Talat Yeşiloğlu ile tekrar Durmuş Yılmaz’ı ziyaret ettik.
Bu görüşmede başkanı oldukça iyimser ve olumlu buldum. ‘Tünelin ucundaki ışık’ olayı konusundaki görüşleri kesinleşmiş, güneş ışığı olduğuna yönelik değerlendirmesini pekiştirmiş. Ayrıntılarını hafta sonu Ekonomist dergisinde okuyabilirsiniz. Ancak, ben bu görüşmede benim dikkatimi çeken birkaç konuyu paylaşmak istiyorum:
1. Başkan, ‘En kötünün’ geride kaldığına inanıyor. Ama yeni risklerin, özellikle ABD kaynaklı yeni sıkıntıların olabileceğinin de altını çiziyor. “Çok büyük bir risk yok ama göz ardı edilmemeli” diye uyarıda bulunuyor.
2. Henüz ABD’deki ‘toksit’ varlıklar sorununun çözülmediğini, her an bu cepheden sıkıntılar olabileceğini söylüyor.
3. IMF ile yapılacak anlaşmanın, ‘kriz yönetimi’ amaçlı değil, özel sektöre sermaye kolaylığı sağlama amaçlı olacağını belirtiyor. 2009’da anlaşma yapılmış olsaydı, bunun büyümeye katkı sağlayacağına işaret ediyor.
4. TL de orta ve uzun vadede değerlenme beklentisi içinde...
5. Son olarak yeni yapılan zamların, fiyat artışlarına yönelik beklentilerini bozmayacağını, açıklanan hedeflerin tutturulacağını söylüyor.

Gökdelenler uğursuzluk mu getirir?
Birkaç yıl önce Çin’e, daha doğrusu Şangay’a gittiğimde, Dünya Finans Merkezi (World Finance Center) adlı gökdelene de çıkmıştık. Yanlış hatırlamıyorsam, ücret karşılığı çıkılıyordu ve terasında bir gözleme bölümü de vardı. Bilgi veren yetkililer, “Yapıldığında en uzun bizdik, şimdi Tayvan’daki Tapei 101 bizi geçti” değerlendirmesini yapmışlardı.
495 metre uzunluğu ile o tarihte dünyanın ikinci en yüksek binası idi. Aşağıya indiğimde, başımın döndüğünü hatırlıyorum. Şimdi bu bina ‘en yükseklik’ yarışında üçüncü sıraya gerileyecek. 2012’de ise Şangay’da yeni yapılan gökdelen açıldığında, o birinci olacak, diğerleri birer sıra gerileyecek.

Patronların büyüklük yarışı

Dünyada gökdelenler önce ABD’de yapıldı, sonra bunu diğer gelişmiş ülkeler izledi. Ancak, son yıllarda gelişmekte olan ülkeler, adeta ‘dünyaya meydan okumak’ ya da adlarından söz ettirmek için ‘büyüklük’ yarışına girmiş durumdalar... Yarışın Çin, Tayvan, Malezya, Singapur ve Dubai gibi ülkeler tarafından sürüklenmesi de bunu gösteriyor. Benzer bir yarış Türkiye’de de yaşanmıştı. İlk yapıldığında Akbank, en büyük bina idi. Ardından karizmasını 181 metrelik İş Bankası bozdu. Hatta, rahmetli Sakıp Sabancı ile Sabancı Ailesi’nin bazı bireylerinin buna bozulduğu bile anlatılırdı. Şimdi ise Kiler Grubu’nun 261 metrelik Sapphire’i Türkiye’nin en yüksek binası olacak.

Uğursuzluk getirir mi?

Şimdi bütün dünya Dubai’de yarın açılacak Burj Dubai binasını konuşuyor. 818 metre olacak binanın, Dubai’nin zedelenen imajını düzelteceğini bile ileri sürenler var. Ancak, ABD’li ekonomist Mark Thorton, farklı düşünüyor. O, ‘en yüksek binaların’, bulunduğu ülkeye pek uğur getirmediğine inanıyor.
The Quarterly Journal of Austraian Economics adlı dergide, ‘Skyscrapers and Business Cycles’ (Gökdelenler ve İş Döngüleri) adlı araştırması yayınlanan Thorton, yüksek binaların yapımı ile ekonomik kriz/durgunluk dönemlerini araştırmış...
Gökdelenlerin açılış dönemleri, ekonomideki sıkıntılara denk gelmiş. O da çalışmasını Andrew Lawrence’ın ‘The Skyscraper Index’ (Gökdelen Endeksi) adlı çalışmasına dayandırmış... Araştırması 2005 yılında yayınlanmış... Yani daha Dubai krizinden çok önce... Böyle bakınca, yani yeni gökdelen ve Dubai’deki finansal krizi birlikte ele alınca, Mark Thorton’un makalesi biraz daha anlam kazanıyor.
Ama yazarın da belirttiği gibi, ‘yüksek binalar’, kriz ya da ekonomik sıkıntı işareti değil. Gökdelenler, patlama dönemlerinin işareti... Patlama dönemleri de kriz ya da durgunluklarla sona erdiği için, ekonomik döngüler için bir işaret olarak kabul edilebilir.

Uçağı yüksekte tutmak kolay değil
Mohammed El-Erian’i tanıyanlar var mıdır, bilmiyorum. Pimco adlı önemli bir yatırım şirketinin CEO’luğunu yürütüyor. Başarılı tahminleri nedeniyle bütün dünyanın izlediği El-Erian, geçen yıl içinde ‘Piyasalar Çarpışınca’ adlı kitap yayınladı. Bu önemli uzmanın yeni bir analizini okudum. ‘Ekonomi ve piyasalar ne zaman toparlanır’ sorusuna yanıt arayanlar için önemli bir ipucu oluşturacağını düşünüyorum. Tüketicinin çok büyük 3 dalga ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor:
1. İşsizlik dalgası... Resmi rakamlar yüzde 10.2’yi gösterse bile gerçek oran yüzde 17.2 düzeyinde... Bu rakamlar tüketiciyi endişelendiriyor, daha az tüketmeye yönlendiriyor.
2. Servet etkisi... Hepimiz tasarruflarımıza büyük darbe yedik. Şimdi tasarruf zamanı diye düşünüyoruz.
3. ABD’li tüketici ATM’lerini kaybetti. Yıllarca evlerimizi ATM olarak kullandık. Yeni kredilerle evleri kullanıp para çektik. Şimdi bu olasılık elimizden gitti. El-Arien, ardından da bu 3 dalganın yarattığı önemli bir gelişmeye dikkat çekiyor. Aslında bu gelişme, dışarıdan gelen borç ve kaynakla büyümeye alışmış Türk ekonomisini de ilgilendiriyor.
Şöyle diyor El-Erian: “Çok yükseklerde seyreden bir uçak düşünün. Güçlü bir motoru var, biz ona tüketici diyelim. Yakıtına da borç diyelim. Yeterince yakıtınız olduğu sürece, uçağın motoru sizi, yani uçağı yükseklerde tutar. Bir kere yakıt sıkıntısı başlarsa, yani tüketici taşıyabileceğinden fazla borç alırsa, o zaman uçağın havada istikrarlı kalması da zorlaşır.”