Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Başörtüsü zorunluluğu ne zaman?

Perşembe, 29 Kasım 2012 - 05:00

Akşam yattık, sabah kalktık, bir de baktık ki formalar uçan halı olmuş! Milli Eğitim Bakanlığı, kimseye duyurmadan okullardan formayı kaldırıvermiş. Çocukların bu işe çok memnun olacağı kesin. Hangimiz severek giydik beyaz yakalı siyah önlüğü? Ya o saç örme mecburiyeti? O yüzden saçlarımı oğlan çocuğu gibi kestirdim yıllarca, karışamasınlar diye! Tek tip kıyafet olayından hiç bir öğrencinin aklında kalmış güzel bir anı yoktur. Kalkmasına sevinelim o zaman. Niye sevinemiyoruz? Çünkü bunun amacı eğitimin her kademesinde türbanı serbest bırakmaktır diye düşünüyoruz. Serbestliğe mi karşıyız? İsteyen başını örter.

Tam da burada isteyenin kaç yaşında olduğu önemli. 10 yaşında kız çocuğu isteyerek mi örtüyor başını, aile baskısıyla mı? “Bırakın karar verecek yaşa gelince açık mı bırakacak, kapatacak mı kendi karar versin” diyoruz, itiraz var: “belli bir yaşı geçince kapatmaz!” Oysa çocuk, “okula gidiyorum” gerekçesinin altına sığınarak başını örtmüyordu. Şimdi aile baskısına direnemeyip örtecek. Bir de hepimizi aptal yerine koyan maddeler var: İmam Hatip Okulları’nda isteyen öğrenci, kuran dersleri dışında da örtecekmiş başını. Bana, şu anki uygulamada, imam hatip okullarına başını örtmeden giden bir öğrenci gösterin! YOK! Olamaz çünkü üstü kapalı bir forma biçimi başörtüsü, kiminde kareli, kiminde lacivert, hepsi tek tip! Amaç kadınların başını örtmektir, küçükten örtecekler. Bunun bir adım ilerisi de başörtüsü zorunluluğu! “Önlük çağdışı kaldı” masalını da yatmadan önce okuyabilirsiniz.

[[HAFTAYA]]

Ya hayır diyenler?

Başbakan hepimizle kafa bulmaya başladı. Günlerdir tartışılan camii projesiyle ilgili olarak “Niye birinci seçmemişler ki, ben beğendim, pek güzel olacak” demiş. Göztepe Parkı’yla ilgili itirazlara cevaben “Taksim’e de yapacağız” diyor. Rantçıların baskısı üstün geldi, Boğaz’ı imara açıyor. İstediğimiz kadar bağıralım. Başbakan, çoğunluk iktidarına güvenerek her şeye kimseye sormadan kendi karar veriyor. Ya siz, kendinizi, itirazları, tepkileri, talepleri hiç önemsenmeyen, adam yerine konmayan bir topluluk olarak nasıl hissediyorsunuz? Ne köprü, ne Taksim Meydanı, ne camii, ne kıyafet, ne Suriye, ne şu, ne bu! Yoksunuz siz. Kıymeti harbiyeniz yok!

Tayyip Erdoğan, nasıl olsa oyunu alamayacağını düşündüğü bir kitlenin, ki küçümsenecek bir durum da yok, son seçimde yüzde 48’di; hiç bir görüşüne, talebine, tepkisine kulak asmıyor. Araştırma yaptırıyormuş, ona göre hareket ediyormuş. Araştırmada deniliyor ki mesela, yüzde 40 camii yapılsın istiyor, yüzde 35 istemiyor, yüzde 25’in fikri yok. Tamam diyor, yüzde 40 istiyor, o zaman yapılsın! Demokrasi bu değil! Demokraside çoğunluk olmasa da, oranı daha az da olsa, herkesin fikrinin kıymeti var. Herkesin hakları, talepleri, itirazları dikkate alınıyor. Bizim ileri demokraside eleştiriye sıfır tahammül, itiraz edeni susturuyorlar, istediğiniz kadar bağırın, tepinin, karşı çıkın, sallayan yok. Bunun adı çoğunluk diktasıdır. İnsan yerine konulmayan herkes kendini kötü hissediyor...

Karim’in elinden çikolata olursa

Çikolatanın da dizaynı mı olur? Çikolatanın nesini neden nasıl tasarlayacaksın, elbise mi bu? Dünyanın sayılı tasarımcılarından biri olan Karim Rashid’i dinlerken bir yandan bunu düşünüyorum, bir yandan bütün sadeliği, güzelliği, sakinliğiyle yanında onu dinleyen, çikolataların asıl sahibi, Elif Çoban’ı inceliyorum. Gözümün önüne Juliette Binoche’un oynadığı o çok sevdiğim Çikolata filmi geliyor. Hani rüzgarlı bir Fransız kasabasına, küçük kızıyla genç bir kadın gelip yerleşir ve kiraladığı dükkanda dünyanın en güzel çikolatalarını üretmeye başlar, ünü bütün ülkede yayıldıkça yayılır.

Elif Çoban da, Şölen çikolatalarının başına geçip aileden kalma işi öyle büyütüyor, öyle ileri taşıyor ki iyi bir dizaynırla çalışma fikri bile dahiyane! Önce “Eternity” markası için çalışıyor, çok başarılı oluyorlar. Sonra “Milango”. Rashid’in eli bu çikolataya değdikten sonra satışlarda yüzde 75 artış oluyor! Milango, bana tango çağrışımı yapıyor, herkesin hep beraber tango yaptığı gecelere “milonga” denir. Gerçekten de Elif Hanım, bir dönem tango dersleri aldığı için çikolatanın ismini buradan esinlenmiş. Milango; portakal aromalı bitter, fıstıklı ve fındıklı olarak üç çeşit yapılmış, yaprağı andıran, arabesk esintili amblemi göz alıcı; hediye olarak götürülen paketlerde satılıyor.

Trafiği düzeltecek

Karim Rashid’le Boğaz’a nazır tarihi yalıda yediğimiz yemekte çok keyifli bir tasarım sohbeti yapıyoruz. Bu şehre nasıl hayran olduğunu ve tasarım yapması gerekse, önce trafiğini düzelteceğini, eskiyle yeninin içiçe geçmesinden, Boğaz’dan çok etkilendiğini dinliyoruz. “Yeniye karşı çıkılmamalı; bugün yapılıyorsa bugünün mimarisi, tasarımı kullanılmalı” derken aklımıza tabii ki Çamlıca Tepesi’ne kondurulmak istenen Sultanahmet Camii çakması da geliyor ama bunu anlayabilmek için önce tasarım bilmek gerekiyor, değil mi!