Baykal: Cinler tepeme çıkıyor

Salı, 02 Mart 2010 - 16:47

Baykal: Cinler tepeme çıkıyor

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TEKEL’in alkol fabrikalarının sahibi, Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin, 300 milyon lira borcunun, devirden 1 hafta önce silinerek, TEKEL Genel Müdürlüğünün borcu haline dönüştürüldüğünü ileri sürerek, "TEKEL işçisine bakarken bunları da görüyorum... Cinler tepeme çıkıyor" dedi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda ekonomideki gelişmeleri ve Danıştayın TEKEL işçilerini de ilgilendiren kararını değerlendirdi.
2001 ekonomik krizinde yüzde 9,6 olan işsizlik oranının, 2009’da yüzde 14’e yükseldiğini, işsiz sayısının yine aynı yıl 860 bin arttığını, her 4 gençten 1’inin işsiz olduğunu belirten Baykal, bu verilerin, Cumhuriyet döneminin, en ciddi ekonomik ve sosyal çöküşünün yaşandığını gösterdiğini söyledi.

Baykal, bunların altında, AK Parti’nin, insan ve üretim odaklı değil; borsa, faiz, rant, finans odaklı politikasının yattığını savundu.
Türkiye’nin borç yükünün 8 yılda, 80 yılın toplamının 2 katının üzerine çıktığını ifade eden Baykal, 8 yılda, Türkiye’de 80 yılda yapılanların tamamının satıldığını öne sürdü.

Borçların faizle ödendiğini ifade eden Baykal, "Faizi ise vatandaş ödüyor. Faizden kim karlı çıkıyor? Türkiye’de yıllardan beri bu çark dönüyor. Bu faiz çarkı, fakirden, yoksuldan al, zengine ver çarkıdır. Bu AKP politikasıdır. Sadece fakirden alıp, zengine ver değil, bu memleketin insanından al, başka ülkenin insanına, şirketlerine, bankalarına ver çarkıdır. Bir sömürü, gelir transferi çarkıdır. Faiz harcaması, Türkiye’nin kanını, iliğini kurutan bir ekonomi politikasının en somut örneğidir" diye konuştu.

"DANIŞTAYIN KARARI, HÜKÜMETE İBRET OLSUN"

Baykal, Danıştayın, Bakanlar Kurulunun, TEKEL işçilerinin de aralarında bulunduğu geçici personelin, 30 günlük sürede 4/C’ye geçiş için ilgili kurumlara başvurmasını öngören kararının, yürütmesini durdurmasını da değerlendirdi.

Danıştayın, Türkiye’de hukukun işlediğini bir kez daha ortaya koyarak, çok önemli bir karar aldığını dile getiren Baykal, Danıştayın, "tepeden inme, dediğim dedik" şekilde, TEKEL işçilerine "Size 1 aylık süre, kabul etmezseniz, sizi yok sayıyorum" anlayışını yansıtan kararı, iptal ettiğini söyledi.
Baykal, Danıştayın bu kararla, devletin; çalıştırdığı işçilere karşı sorumluluğu olduğu, bu kadar keyfi, kendi takdirine bağlı bir tercih uygulayamayacağını ortaya koyduğunu vurguladı. Baykal, "Türkiye’de umursamazlığın, hodkamlığın hukuk dünyamızda egemen olmadığını, hakkın, emeğin, insanlığın hukuk dünyasında da yeri olduğunu bu kararla gördük" dedi.

Danıştayın bu kararının, Hükümete ibret olması ve Hükümetin, bu karardan gerekli dersi çıkarması gerektiğini belirten Baykal, "En güç koşullarda haklı, medeni, demokrasi, ekmek, aile mücadelesi veren bu insanlara karşı, iktidarın, artık tutumunu değiştirmesi, sevgiyle karşılaması, şefkatle kucaklaması, haklarını vermesi sorumluluk halinde ortaya çıkmıştır. Bunu iktidardan bekliyoruz, bu, fırsat olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.

Baykal, işçilerin, bir uzlaşma zemini yaratmaya çalıştığını, bunun değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, iktidara görev düştüğünü dile getirdi.

"KİMSE SOYGUNU DURDURMADI"

Bu olayın arkasında iktidarın, "yanlışları ve sorumsuzluklarının yattığını" öne süren Baykal, "İlla herkesin burnunu sürteceğim diye ortaya çıkacaksın, yetmez mi bugüne kadar burnunu sürttüklerin? TEKEL işçisine bari saygı göster" görüşünü savundu.

TEKEL’in alkol fabrikalarının sahibi Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin bilançosunda borç olarak görünen 300 milyon liranın, devirden 1 hafta önce silindiğini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şirketin pazarlığı yapılmış, fiyat belirlenmiş, satış kararı alınmış, sözleşme imzalanmış, devirden bir hafta önce, bu şirketin 300 milyon liralık borcu silinmiş, TEKEL Genel Müdürlüğünün borcu haline dönüştürülmüştür. Borç, devlette kalmış, fabrikalar borçsuz satılmıştır. Borçsuz pazarlığı, değer tespiti borçsuz yapılmamıştır, sözleşme borçsuz imzalanmamıştır. 300 milyon lira, o dönemin kurlarına göre, bugün yaklaşık 250 milyon dolardır. TBMM KİT Komisyonuna, arkadaşlarımız konuyu taşıdılar. Milletvekilleri, Başbakan, Maliye Bakanı bundan haberdar oldu, kimse soygunu durdurmadı.

TEKEL’in 5 kent merkezindeki sigara fabrikaları, değerli arsalarıyla 1 milyar 720 milyon dolara satıldı. Bu fabrikalardan sadece Samsun Ballıca’nın yıllık faaliyet karı 600 milyon liraydı. 4 yıllık karı, 5 fabrikanın yabancıya verilmesini karşılamaya yetiyor.

TEKEL işçisine bakarken bunları da görüyorum, yedikleri copu, sıkılan gazları, onlara karşı saygı yansıtmayan ifade tarzını, ’yan gelip yatmanıza izin vermeyeceğiz, yetim hakkı yemenize izin vermeyeceğiz’ üslubunu duydum mu, cinler tepeme çıkıyor; bunları görüyorum."

YANDAŞ YARGI YARATACAKLAR. HSYK, RTÜK OLACAK"

Baykal, iktidarın, seçimin gözüktüğü bir zamanda, giderayak, 12’ye 5 kala Anayasa değişikliği içine girdiğini ifade etti. İktidarın 8 yıl boyunca hukuk açısından durumu iyi kötü idare ettiğini, "bazen hakim ayarlayarak, bazen savcıya telefon ederek, iktidar olanaklarını kullanarak hukuk karşısında kendini kollama şansını kullandığını" iddia eden Baykal, "Şimdi seçim geliyor. Seçim, bu iktidarın elindeki o imkanların belki de ortadan kalkacağı bir sonuç verecek. Artık Adalet Bakanının, Başbakanın kim olacağı belli değil. Öyle bir tabloda bugünkü hukuki şaibeleri taşıyan seçimi kaybettikten sonra acaba kendisini nasıl güvenceye alabilir sorusu, bu iktidarı, yargının kalbini ve beynini kendi denetimine alacağı Anayasa değişikliğini giderayak yapmak zorunda bırakıyor" diye konuştu.

İşin arkasında bunun olduğunu, "bağımsız ve tarafsız yargı sözlerinin hiçbir inandırıcılığının olmadığını" savunan Baykal, "Anayasayı değiştireceğiz, kendimizi ve geleceğimizi güvenceye alacağız. Olay budur. Nasıl sağlayacağız? Siyasete, kendine göre mahkeme kurma imkanı sağlayarak. Bu iş bu amaca yöneliktir. Kimse hata yapmasın" dedi.

Baykal, adaletin herkese ulaştığını, "bir tek AKP ve Başbakana ulaşamadığını" dile getirerek, "Herkes hesabını verecek. Kimse olmayan hesabını veriyor, ama Sayın Başbakan sen de hesabını vereceksin" dedi.

Baykal, şöyle devam etti:
"Giderayak devletin en kritik yargı organlarına kendi kadrolarımızı yerleştirelim. O kadar bizi yarın korusun. Bunun yolu ne? Siyasetçilere seçtirelim. HSYK ve Anayasa Mahkemesine siyasetçiler adam seçecekler. HSYK, RTÜK olacak. Bunun hukukla ne ilgi var? Bunun neye yönelik olduğu çok açık. Bu, kendilerini güvence altına almaya yöneliktir. Bunun ötesinde hiçbir anlamı yoktur.

Anayasayı AKP ve BDP değiştirecek. İkisi de Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş. Dokunulmazlık dosyaları nedeniyle kendi hesabını vermemiş olanlar kendisinden hesap soracak olanları tayin edecek. Yani Anayasa Mahkemesi ve HSYK’yı kim seçecek? 608 tane hesabı sorulmamış dosya. Bu kadar saçma, akla sığmayan, kör gözüm parmağına bir Anayasa değişikliği olur mu? AKP ile BDP el ele vermişler, yandaş medyayı da yanlarına almışlar yandaş yargı yaratıverecekler. Türkiye de bunu seyredecek."

İşin referanduma gidecek gibi göründüğünü, referandumda millete gerçekleri anlatacaklarını ifade eden Baykal, "Yapılmak istenenin Habur hukukunu anayasaya taşımak anlamına geleceğini, buna izin verilemeyeceğini millete anlatacağız" dedi.

"UĞURLAYACAKTIR"

Baykal, anayasa değişikliğinin Türkiye’nin değil, "AKP’nin gündemi olduğunu" belirterek, "Vatandaşın derdi işsizliktir, ekonomik sıkıntılardır. AKP yar bana bir Anayasa Mahkemesi ver diyor. Vatandaş sandığa gittiği zaman AKP’nin değil, kendi kendi gündemine göre oy verecektir. Referandumu ’kal-git’ referandumu olarak değerlendirecek ve uğurlayacaktır" şeklinde konuştu.

Referandumların dünyanın her yerinde böyle sürprizler taşıdığını, nerede ne sonuç vereceğinin belli olmayacağını kaydeden Baykal, "Özal denedi, gördü. Çözülüş orada net bir şekilde ortaya çıktı. Milletimiz bu referandumu AKP konusunda hüküm vermek için bir fırsat olarak değerlendirecektir" dedi.

Anayasa konusunun bugünün konusu olmadığını, bunun için bir kurucu meclisin kurulmasının dahi gerekebileceğini anlatan Baykal, "Bu, Türkiye’nin ihtiyacı olan anayasa arayışı değildir, AKP’nin kendi derdine çare arayışıdır. AKP’yi kurtarma anayasasıdır getirilmek istenen. Bu, Türkiye’ye yönelik bir tehlikedir, tehdittir. Hukuk devleti konusunu olumsuz etkileyecek bir girişimdir. Bu konuda en büyük görev parlamentoya düşüyor. Elbette CHP’ye büyük görev düşüyor. Bu görevimizi sonuna kadar kararlılıkla yapacağız" diye konuştu.