Baykal: Hükümet bu kadar aciz mi?

Baykal: Hükümet bu kadar aciz mi?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarında harcanan trilyonların içinde, TEKEL işçisinin de hakkı bulunduğunu ifade ederek, "İstanbul’da havai fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Hükümet, TEKEL işçilerinin statüsünü güvence altına alacak bir çözümü bulmaktan aciz mi?" diye sordu.

Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Türkiye’de yaşanan gerilimin, toplumdan kaynaklanmadığını belirterek, üst yapıda bazı iç ve dış çevrelerin, kendi hesapları doğrultusunda ülkeyi gerginliğe, çatışmaya doğru sürüklediğini söyledi.
Milletin, farklılıklara rağmen bir ve beraber yaşama ve ülke bütünlüğünü her şeyden daha önemli sayma anlayışının devam ettiğini vurgulayan Baykal, "yukarıda birilerinin, belli hesaplar, telkinler ve kurgulamalarla, barış ve huzuru sarsmaya yönelik tertipleri ısrarla sürdürdüğünü" iddia etti.

Baykal, bu çatışmaların, bazen sokak çatışmaları, bazen ülkenin geleceğiyle ilgili bir hesaplaşma şeklinde kendini gösterdiğini ifade ederek, "Bazen, bir anayasa tartışması şeklinde, ülkenin geleceğiyle ilgili tereddütler pompalanmak isteniyor. Türkiye’yi yönetenlerin, Türkiye Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak, her türlü engele rağmen kurmuş olan insanların, attıkları temelin ne kadar doğru olduğu noktasında hala kendilerini tam ikna edemediklerini görüyoruz. Bütün gerginlik, çatışma da bu noktada ortadaya çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleriyle ilgili bir kısım siyasetçilerin kafasında bulunan ya da dışarıdan yönlendirilen telkinlerin, halen ülkede etkili olması, toplumdaki huzursuzluğun temel nedenini oluşturuyor" diye konuştu.

"HANGİ HORTUMCUYA YAPTINIZ"

Baykal, çiftçilerin, ağır, ödenemez borç yükü altında perişan hale geldiğini, yüzlerce icra takibinin olduğunu söyledi.

İcra takibine yönelik kendisine gelen örneklere değinen Baykal, 8 bin liralık borç için 41 bin lira, 7 bin 500 lira için 27 bin liralık icra takibinin bulunduğunu belirtti. Baykal, "Bu çiftçilere yaptığınız uygulamayı kime yaptınız, borcunu ödeyememiş hangi hortumcuya yaptınız?" diye sordu.
Baykal, bunu, "zulüm ve haksızlık" olarak nitelendirerek, "Yazıktır, günahtır" dedi.

Deniz Baykal, 2004’ten bu yana atanmayı bekleyen binlerce öğretmen olduğunu, öğrencilerin öğretmen, öğretmenlerin ise görev beklediğini dile getirdi.

"HANGİ EZİKLİK DUYGUSU"

Konuşmasında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kutlamalarına da yer veren Baykal, şenlik ve şölenler düzenlediğini, trilyonlarca liranın harcandığını anlattı.

"Bir yanda Avrupa kültür başkenti olduk sevinci, heyecanı, öte yandan Ankara’nın göbeğinde, Kızılay’da işini kaybetme korkusu içinde, işini kazanabilmek için büyük mücadeleye giren TEKEL işçilerinin verdiği ekmek kavgası" diyen Baykal, bu yıl sadece İstanbul’un değil, Almanya’nın Essen ve Macaristan’ın Pecs kentlerinin de kültür başkenti ilan edildiğini hatırlattı.

Baykal, "Avrupa’da böyle bir kentin varlığından kaç kişi haberdar? Acaba Macaristan Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Hükümeti, halkı, ’Pecs kültür başkenti oldu’ diye, milyonlarca avro harcayıp, böyle şenlik yaptılar mı yer yerinden oynadı mı? Essen’de oldu mu? Essen halkı, Avrupa’nın kültür başkenti olduğunun farkında mı?" sorularını yöneltti. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"1985’ten bu yana Avrupa kültür başkenti olan şehirlerin listesinde, yok yok... Bazı yıllar 1, bazı yıllar 2, bazı yıllar daha fazla şehir kültür başkenti ilan edilmiş. 2010’da Avrupa’nın bilmem ne teşkilatının, İstanbul’a ’Sen Avrupa’nın kültür başkentisin’ demeye, İstanbul’un, Avrupa’nın bugüne kadar kültür başkenti olan kentleri dahil, hiçbir kenti kadar özlem içinde olmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü İstanbul, 2 bin yıldan beri Avrupa ve dünyanın kültür başkentidir. Dünyanın en özgün tarih ve medeniyet kentidir. Hangi eziklik duygusudur ki birileri ’İstanbul’a bu rütbeyi verdi’ diye sevinç içinde kıyameti koparır, bu kadar para harcar, heyecan yapar? Ne zaman? Kızılay Meydanı’nda, TEKEL işçileri kuru ekmek kavgası vermeye devam ederken.

Bizim gibi görmüş geçirmiş millete, birilerinin aldığı karar karşısında böyle bir şov yapmak, heyecana garg olmak yakışıyor mu? Milletimiz bundan büyük onur mu duydu? Hiç kimsenin aldırdığı yok, İstanbul’un değerini ondan bundan öğrenecek değiliz. Sen 2010’a kadar İstanbul’u görmemezlikten gelmenin hesabını ver önce. Senin harcadığın trilyonun içinde TEKEL işçisinin, yetimlerinin de hakkı var. Nasıl olur da ülkeyi yönetenlerin vicdanı, aklı, mantığı, böyle bir Türkiye ortamında, böyle, anlamsız bir şov için, Fransa’da bir firmaya ihale edip, trilyonlar harcasın. (Yeter ki millet gerçekleri görmesin, sorunları görmesin, sıkıntıları unutturmaya çalışalım.)"

"BİR BAKAN, BİR GECEYİ ORADA GEÇİRSE..."

Baykal’ın konuşmasına, grubu izleyen bir grup TEKEL işçisi de "TEKEL sizinle gurur duyuyor", "İşçiyiz, halkıyız kazanacağız" sloganlarıyla destek verdi. Baykal ise işçilere "Bırakın, ben sizin adınıza konuşuyorum" diye karşılık verdi.

TEKEL işçilerinin, Ankara’daki oturma eylemini değerlendiren Baykal, bu kişilerin haklarından fazlasını istemediğini söyledi.
Baykal, "İstanbul’da hava fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, şuradaki ekmek kavgasını veren işçilerin statüsünü güvence altına alacak bir çözümü bulmaktan aciz midir?" görüşünü dile getirdi.

Devlete, kendi vatandaşlarıyla kavga etmenin, inatlaşmanın yakışmadığını ifade eden Baykal, "İnsanlar orada telef oluyor. Bir geceyi orada, o şartlar altında bir bakan arkadaşımız geçirse, durumu anlar" dedi.

Baykal, iktidara, "Bunu inatlaşma konusu olarak görmeyin. Sahip çıkın, kucaklayın, şefkat, anlayış gösterin. O insanların yüzlerini güldürün. Devletin gücüyle kabadayılık yapıp, onların burunlarını sürtmenin, kimseye bir yararı yoktur, o insanlara sahip çıkın" diye seslendi.

"HÜKÜMET MİLLETİN CEBİNE GÖZ DİKTİ"

Baykal, vatandaşın ilaç bulamadığını, çünkü depolardaki ilacın eczanelere indirilmediğini, bunun da fiyat belirsizliğinden kaynaklandığını ifade etti.

Baykal, "Sağlık hizmetlerini paralı hale getirmek için binbir türlü cambazlık sergileniyor. Hükümet, milletin cebine göz dikmiştir" dedi.
Anayasa değişikliği için referandum süresini 120 günden 45 güne indiren kanun teklifine değinen Baykal, teklifinin arkasında da bir anayasa değişikliği projesinin yattığını kaydetti.

Deniz Baykal, anayasa değişikliği projesinin "iktidarın kurumlarla çatışma, hesaplaşma, haddini bildirme" konusundaki uygulamalarının yeni bir düzeyde sürdürülmesi anlamına geldiğini savunarak, şöyle devam etti:

"Anayasa değişikliği bu kavgayı çözmenin yeni bir yöntemi olarak planlanıyor. Kurumlarla savaşın, kurumları etkisiz kılmaya yönelik mücadelenin en son açılımı, en son aracı anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği ile şimdi amaca ulaşılmak isteniyor. Yargıtay Başkanı diyor ki ’savunmadayız’. Genelkurmay Başkanı diyor ki ’bize karşı harekat var’. Şimdi o harekatın yeni aşaması. ’Savunma’ diyor ya, şimdi daha da savunmadadır yargı. Neyle? Anayasa değişikliğiyle. Anayasa değişikliği yargıya karşı saldırının, savaşın, Silahlı Kuvvetlere karşı savaşın yeni açılımı olarak planlanmıştır. Değişikliğin hedefi, bugüne kadar iftirayla, ithamla, uydurma belgeyle kurumları yıpratmaya yönelik mücadeleyi şimdi nihai düzeyde çözüme kavuşturma arayışıdır."

Anayasa değişikliğini "siyasetin yargıya hakim kılınma girişimi" olarak da nitelendiren Baykal, siyasetin yargıyı tayin eder noktaya getirilmesine çalışıldığını iddia etti.

Yargı bağımsızlığının Türkiye’de demokrasiye geçişin temel dayanak noktası olduğunu, bağımsız olmayan yargının tarafsız olmasının mümkün olmadığını kaydeden Baykal, bağımsızlığın tarafsızlığın güvencesi olduğunu ifade etti.

Baykal, "Yargı bağımsız değilse onun artık tarafsız olduğunu hiçbir şart altında umut etmek mümkün değildir" dedi.

Bağımsız olmayan yargıyı siyasetin yöneteceğini belirten Baykal, iktidarın belirlediği yargının tarafsızlığına inanma imkanının olmadığını kaydetti.
Türkiye’de parlamentonun dörtte üçünün dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan insanlardan oluştuğunu ifade eden Baykal, "O insanların kendisi bağımsız değil. Onlara teslim edilen yargının ne tarafsızlığına, ne de bağımsızlığına güvenmek mümkün değildir. HSYK, tanzim edilecekmiş. ’Savunmadayız’ diyordu Yargıtay Başkanı. Bu gelirse, şimdi daha çok savunmadasın Sayın Başkan. Bu gelirse, iş çığırından çıkmıştır, bitmiştir ve Türkiye’nin bunca yıllık demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesine son verilmiş demektir. Bu, çok vahim ve tehlikeli bir olaydır. Türkiye’yi büyük gerginliklere sürükleyecek bir olaydır. Bu, çok vahim bir manzaradır" diye konuştu.

"TUZAK KURULMUŞTUR"

CHP Genel Başkanı Baykal, yargının bugünkü yapı altında dahi büyük ölçüde siyasetçilerin denetimi altına girdiğini iddia ederek, "Ergenekon davası yargı bağımsızlığı ile nasıl izah edilir, bunu irdelemek lazım" dedi.

Eski Emniyet Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’ın delil durumunda bir değişiklik olmadan 16 ay hapis yattığını, ilk kez mahkemeye çıktığında tahliye olduğunu belirten Baykal, "Hukuki durumu aynı, dosya aynı, tanıklar, deliller aynı. Aynı dosya ile 16 ay sonra tahliye ediyorsunuz. Yazık değil mi, günah değil mi" diye konuştu.

Bunların, yargının mevcut sorunları olduğunu belirten Baykal, şunları kaydetti:
"Ama bilin ki eğer HSYK iktidarın tayin ettiği insanlarla oluşma noktasına gelirse artık Türkiye’de can, mal güvenliği, kişi hak ve özgürlüğü, hukukun üstünlüğü konuları tümüyle ortadan kalkar. Anayasayı değiştirecek... Kim değiştirecek? Kendisi Anayasa Mahkemesinin kararıyla anayasaya karşı eylemlerin odağı haline geldiği hükme bağlanmış bir parti değiştirecek. Umut ediyorum ki iktidarın içindeki aklı başında insanlar bunun yanlış olduğunu iktidara hissettireceklerdir, giderayak Türkiye’yi yeni gerginliklere sürüklemenin doğru olmadığını onlara anlatacaklardır ve bu teşebbüsten vazgeçireceklerdir.

Anayasa değişikliği konusu Türkiye’yi bir kırılma noktası ile karşı karşıya getirebilecek olan bir konudur. Çok büyük sorumluluk hepimizi bekliyor. Millete karşı referandum ile bir tuzak olarak kuruluyor. Bu tuzağı ortadan kaldırmak bizim görevimiz olacaktır. Geçmişte de böyle tuzaklar kuruldu. Milletimiz o tuzakların altından kalkmayı başardı. İnanıyorum bu tuzağın arkasından da hep birlikte milletimizi kurtarmanın yolunu mutlaka bulacağız. CHP olarak bu konuda tam bir kararlılık içindeyiz."

"BAŞKALARINI ANLAMAYA ÇAĞIRIYORUM"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunun açılışı sırasında, yenilenme sürecinde engellemeler yaşandığını belirterek, "Ciğerim kan ağlıyor" dediğini anımsatan Baykal, "Siz başlamadan güven verici şekilde ne yapacağınızı söylemiş olsaydınız kimse tereddüt etmezdi" diye konuştu.

Tiyatronun "gayet güzel yapıldığını" ifade ederek, "Kutluyoruz" diye konuşan Baykal, şöyle devam etti:
"(Ciğerim yandı) diye Başbakan şikayet ediyor. Başbakanın üzüntüsünü anlıyorum. Ama Başbakana tavsiyem yapacağı işi önceden söylesin. Kimse haksız suçlamalarla onu itham etmesin. Buna rağmen haksızlığa maruz olma duygusu varsa Başbakan’da ona da anlayış gösteriyorum, saygı gösteriyorum. Ama Başbakanı da başkalarını da anlamaya çağırıyorum. Acaba başka türlü ciğeri yanan kimler var? Bir düşünsün. Tekel işçilerinin halini bir düşünsün, Ergenekon’da aylardır içerde kalan insanları düşünsün. Başbakan’ın ciğeri yanıyor da acaba Mehmet Haberal’ın, ailesinin, hastalarının ciğeri kanamıyor mu? Rektör Hilmioğlu’nun ciğeri acaba kanamıyor mu? Yarbay Ali Tatar’ın eşinin, kardeşinin ciğeri kanamıyor mu? Mustafa Balbay’ın ciğeri kanamıyor mu?

Önce vicdan lazım. Önce kendine uyguladığın ölçüyü herkese uygulamaya hazır bir anlayış içinde olmak lazım. İktidarın çok ağır vebalinin olduğunu hiçbir zaman unutmamak lazım."

3