Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Baykal'ın gidişi çok şeyi değiştirecek

Çarşamba, 12 Mayıs 2010 - 05:00

Deniz Baykal, özellikle son yıllarda çok eleştiriliyordu. Gençlerin ve parlak yeni yöneticilerin önünü tıkadığı, partinin değişen koşullara ayak uydurmasını engellediğinden şikayet ediliyordu.
Bence Deniz Baykal, CHP’nin bugünkü koşullarda çıkarabileceği en yetenekli liderdi. Değişme zamanı gelmişti, ancak bunun önümüzdeki seçimlerden sonra gerçekleşmesi daha doğru olacaktı. Nedeni de, seçime bu kadar az zaman kala süvari değiştirme risklerinin göze alınmamasıydı. Zaten parti içinde, doğru dürüst bir süvari de yoktu.
Neyse, olan oldu.
Şimdi ileriye bakalım...
Deniz Baykal, son yıllardaki tutumuyla, sadece bir muhalefet lideri değildi. Ulusalcı kesimin, Kemalistlerin, askerin ve yargının önemli bir bölümünün de lideri konumuna girmişti. Konuştuğu zaman, başka hiç kimsenin yapamadığı kadar bu kesimlere sahip çıkardı. Herkes ona bakardı. Ne dediği kadar, deyiş şekli de çok etkileyiciydi.
Devlet Bahçeli’nin hiçbir zaman sahip olamadığı belagatı sayesinde, iktidarı en fazla zorlayan, hatta hırpalayan ve gözünü korkutan bir muhalefet lideriydi.
Baykal’ın sahneden ayrılışı, Ak Parti’yi rahatlatacaktır. Kim ne derse desin, ulusalcı kesim hiç değilse, CHP’nin toparlanması ve kendine yeni ve etkili bir lider bulmasına kadarki sürede sahipsiz kalacaktır. Baykal gibi onları savunacak bir başka lider çıkana kadar da, bir bocalama döneminden geçilecektir.

Ak Parti, referandum ve seçimlerde rahatlar

Yanlış anlama olmasın ve bu yazdıklarımdan da yanlış anlamlar çıkarılmasın. Olayın altında iktidarın yattığına inanmıyorum. Bir iktidar böylesine riskli ve çirkin bir işe yataklık etmez. Ancak, gelinen noktada iktidarın bir oranda rahatlayacağını da görmezden gelemeyiz. CHP bundan böyle, öylesine bir iç muhasebe ve yeni bir lider seçimine boğulacak ki, iki ay sonraki referandumda etkili bir muhalefet yapması güçleşecektir. Referandumu kolayca atlattığı taktirde, Ak Parti iktidarının 2011 seçimlerini dahi erkene alması ve CHP tam toparlanamadan ülkeyi sandığa götürmesi, gözardı edilemeyecek bir olasılıktır. Böyle bir durumun da, Ak Parti’nin işini nasıl kolaylaştıracağını tahmin etmek herhalde zor sayılmaz.
Deniz Baykal’ın çekilişi Türkiye’de yaşanan artçı depremlerinin en sert ve en önemlisidir.

Rusya, Türkiye’nin en önemli iş ortağı...
Türkiye, en önemli iş ortağı ve en önemli komşusunu konuk ediyor.
Rus Devlet Başkanı Medvedev’in ziyareti, neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye açısından çok değerlidir. Amerika ile stratejik işbirliği içinde olduğumuzu söyleriz. Washington’u stratejik müttefik diye adlandırırız. Oysa içi boş bir ortaklık olduğunu da biliriz. Ne Amerikalılar, ne de Ankara “stratejik” kelimesini ciddiye alırlar.
Etrafımızdaki birçok ülke ile de stratejik ortaklık kurmaya çalışıyoruz. Ancak onlar da bu işin lafta kalacağını biliyorlar. Eğer “stratejik ortaklık” tanımlamasının, hangi ülke ile ilişkimizi daha doğru yansıttığını soracak olursanız, hiç tereddüt etmeden, Rusya ile ilişkileri gösterebilirim.
Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret, yılda 35 milyar doları buluyor. Amerika ile ticaretimiz ise 15 milyar civarında sürünüyor. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Washington ile ilişkilerimiz, bölgesel bir güç ile bir süper güç arasındaki siyasi boyutun dışına çıkamıyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ile bölgenin yükselen yıldızı Türkiye arasındaki ticaretin bu kadar cılız kalmasının hiçbir mantığı yok. Bu düzeyde kaldığı sürece de, ilişkiler yavaş yavaş erimeye mahkumdur.
Rusya ile aramızdaki rakamlar ise, bu ilişkinin enerjisini ve derinliğini gösteriyor: Enerji ihtiyacımızın büyük bir bölümünü Rusya’dan karşılıyoruz. Türkiye, gaz ihtiyacının yüzde 62’sini Rusya’dan karşılıyor.
Rus turistleri Antalya’yı ayakta tutuyorlar. 2009 yılında Rusya’dan ülkemize gelen turist sayısı 2 milyon 640 bin 199. Türk müteahhitlerinin en başarılı oldukları yer, Rus pazarıdır. Rusya’da müteahhitlik hizmetlerinin yüzde 22’sini gerçekleştiren 300 Türk firması buluyor. Yukarıdaki rakamlar, içi boş stratejik ortak ilişkisinin çok ötesindedir. Zira, bunlar somut rakamlardır ve önümüzdeki dönemlerde daha da artacaktır.
Türk-Rus işbirliğinin derinleştirilmesinin, Ankara’nın bölgedeki ağırlığını nerelere kadar taşıyacağını herhalde tahmin ediyorsunuzdur. Nitekim bu gerçek giderek kendini gösteriyor.
Kimse yanlış hesap yapmasın, önümüzdeki yıllarda Türk-Rus işbirliği, bölgeyi şekillendirecek. Göreceksiniz, bu iki ülkenin yakınlaşması daha da artacak. Ticari ilişkilerin böylesine boyutlara gelmesi, ilişkinin motoru olacak.
Bu ilişkinin bu noktalara gelmesinin bir diğer nedeninin de, Başbakan Erdoğan ile Rusya Başbakanı Putin arasında başlayan karşılıklı güvene bağlı yakınlaşma olduğunu biliyorum. Bundan sonra da, aynı düzenin sürdürülmesi gerekiyor.
İşte bütün bu nedenlerden dolayı, Rus Devlet Başkanı Medvedev’in ziyareti, sadece her iki ülke açısından değil, bölge açısından da çok önemli sayılmalı.