Baykal'ın istifası 'köşe'lerde nasıl yankılandı?

Salı, 11 Mayıs 2010 - 11:10

Baykal'ın istifası 'köşe'lerde nasıl yankılandı?


Mehmet Ali Birand / Posta
Baykal kazandı, CHP kaybetti...

Baykal’ın istifasını bekleyenlerin sayısı, doğrusunu söylemek gerekirse çok azdı. Genel beklenti sonuna kadar direneceği yönündeydi. Ancak gelişmeler bu yaklaşımın ötesine geçti.

Baykal kasetlerin içeriğini reddetmedi. Bunun iktidarın bilgisi dahilinde geliştirilmiş bir komplo olduğunu söylemekle yetindi. Bu çerçevede kamuoyunu iyi okudu ve kendine yakışanı yaptı. Gerçekçi davrandı. Eğer istifa etmeyip direnseydi, büyük tepki toplayacaktı. Ancak gelinen bu noktanın CHP’ye büyük zarar vereceğini de söylemeliyim. Kim ne derse desin, beğenen beğensin, beğenmeyen eleştirsin, Deniz Baykal bu partiyi tek başına götürüyordu. Şu anda da onun yerini tutacak cerbezede bir başka lider adayı göremiyorum.
...

CHP ile birlikte ne yazık ki, muhalefet de kayba uğrayacak ve koşullar AKP’ye yarayacak


Rauf Tamer / Posta

Baykal'a selam

Kamera, kaset, şantaj, teşhir, komplo... hepsi geride kaldı, Baykal’ın Türk Siyaseti’ndeki yeri öne çıktı.
Şimdi Baykal, kaset öncesinden daha güçlüdür.
Olay avantaja dönüştü. Eğer istifa etmeyip orada kalsaydı, yara bere içinde devam edecekti yola.
Kimse rahat vermeyecekti.
Halbuki böylesi, ona özel bir dokunulmazlık getirecektir.
Belki de tekrar dönmesi için yalvar yakar olacakların ısrarlarına dayanamayıp, taze bir başlangıç yapacaktır.
Yapmasa bile, -durduğu yerde saygınlığı ikiye katlanmıştır.

Peki, böyle bir Baykal, mecliste veya kuliste otururken, kim onu sollayıp da lider diye ortalara çıkabilir?
Adaylığını bile koyamaz.
Eh, emanetçi de istemez Baykal...
Partiyi evden idare etmeye kalkmaz...
Buna asla tenezzül etmez.
Bu durumda ne olacak?
Baykal’ın geri dönmesinden başka çare yok.
*
Var.
Bir ihtimal daha var.
Dönmem diye tutturursa, bu saygınlık, ona, Cumhurbaşkanı Adaylığı yolunu açabilir...
Ve sempatizanı olmayanlar bile, Baykal’a oy verebilir.
İhtimaldir diye söylüyorum.
Ama fena mı olur?
Mesleğinin en verimli çağında Baykal evde oturur mu?
Otursa bile oturtulur mu?
Milletimi tanıyorum.

Ertuğrul Özkök ne yazdı? 2. sayfada...

Ertuğrul Özkök / Hürriyet
Sadece o mu ‘gereğini yapacak’
...

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kendince uygun gördüğü şekilde “gereğini” yaptı.

Peki, bu görüntüleri kaydedip sızdırmanın ahlaksızca ve alçakça olduğunu düşünen insanlar da “gereğini” yapmak zorunda değil mi?

Bu olay karşısındaki tepkisini sessiz kalarak gösterenler; “alçaklık” diyenler; yapılan işi siyasette “belden aşağı inmek” olarak niteleyenler; Türkiye’nin “illegal yollarla muhalefeti susturmaya çalışan bir diktatörlüğe gittiğine” inananlar; böyle bir tehlikenin bulunduğuna inanmayanlar, demokrasiye inananlar...

Onlar da gereğini yapmak zorunda...

Böyle bir “dürüstler ittifakı” varsa, bu ittifaka katılanlar samimiyse, artık onlar da eyleme geçmeli ve gereğini yapmalıdır.

Türkiye, siyasi tarihinin bu en iğrenç komplosunu elbirliği ile boşa çıkarmalıdır.

Türkiye, artık sivil faşizmin kıskacında kıvranan bir ülke haline geldiği imajını yıkmak istiyorsa, işte fırsat...

Eğer hâlâ demokrat bir ülkeysek, Türkiye, bu şerden bir hayır çıkarmalı.

Yoksa herkesin yatak odası siyaset meydanına dönüşür.

Güngör Mengi ne yazdı? 3. sayfada...

Güngör Mengi / Vatan
İstifa oyun mu?

Deniz Baykal’ın istifasına ağlayanlar, gözyaşlarını erken ziyan etmesinler.

Çünkü yaptığı açıklama, Baykal’ın CHP Genel Başkanlığı’nı gerçekten ve temelli olarak bıraktığı anlamına gelmiyor.

Sözleri, düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmanın maharetini sergileyen kusursuz bir plan yapmış olduğu şüphesini uyandırıyor.

Hedef olduğu alçaklığın savunulur bir yanı yoktur. Görüntüler gerçek bile olsa bunu çekip yayanlar lânetle kınanmayı fazlasıyla hak etmişlerdir.

Ama bu bant çıkmıştır bir kere; mağduru da olsa Baykal’ın, görüntüler gerçek mi, düzenleme mi; kamuoyuna bunu açıklama borcu vardır.

CHP lideri halkı üç gün niçin bekletti?

“Bu borcu nasıl öderim?” cevabını aramak için.

Bulduğu formülü doğru okuyan gözler onun medeni bir istifa sahnesi değil, kısa vadede yüksek kazanç getirecek bir siyasi yatırım hamlesi düzenlediğini fark etmiş olmalıdırlar.

Baykal kendisinden istenen gerçeği ifade etmemiştir. Ortada bir montaj olduğu belli ama görüntüler gerçek mi, değil mi?

Aranan budur. Çünkü o montaj bantın unsurları gerçekse komplo amacına ulaşacak demektir.

.....

Yeni bir lider ve gençlerden oluşan yeni bir kadro değişikliği, partinin önündeki duvarı yıkmak için şanstır.

İki hafta sonra toplanacak Kurultay, bu şansı partiden ve halktan esirgememelidir.

Baykal da bencilce davranmayarak istifasının sadece faziletten ilham aldığını kanıtlamalıdır.


Ekrem dumanlı ne yazdı? 4. sayfada...

Ekrem Dumanlı / Zaman
Baykal'ın istifası ve siyasi bir operasyon
....

Bu hadisede dikkat çeken birkaç ayrıntı üzerinde düşünmek gerektiğine inanıyorum. Deniz Bey'i zor durumda bırakan görüntülerin içeriden destek alınmaksızın elde edilmesi mümkün görünmüyor. Olayın geçtiği mekân bu nedenle çok önemli. Bu uğursuz komployu kuranlar mekânı, zamanı, şahısları ve ilişkileri yakından bilmenin avantajıyla hareket etmiş olmalı. Ayrıca, meselenin CHP Genel Kongresi'ne iki hafta kala tezgâhlanması, parti içi dengeleri altüst etmeye yönelik bir operasyona işaret ediyor. Olay ortaya çıkar çıkmaz, "istifa" seslerinin yükselmesi ve bu koroyu temsil edenlerin bazı derin bağlantıları da, "Acaba bir operasyonla karşı karşıya mıyız?" şüphelerine sebep olmakta...

Uzun zamandan beri bazı çevreler, Deniz Bey'in doğru ve etkin bir politika üretemediğini derinden derine işliyor. Onlara göre Baykal yeterince çalışmıyor, halkın arasına karışmıyor ve iktidara yürüyecek bir kadro oluşturmuyordu. Salı günleri yaptığı konuşmasıyla yetindiğini düşünenler, Deniz Bey'in spor yapmasından bile rahatsızdı. "Bu iş Baykal'la olmaz!" tezini savunanlar daha popüler bir isim arayışına girmişlerdi. Ne var ki delegelerin ortada hiçbir şey yokken Baykal'ı tasfiye etmesi mümkün değildi. Açık söyleyeyim; AK Parti'nin Deniz Baykal'dan rahatsızlığı, parti içinde de uzantıları olan bazı yapıların rahatsızlığından daha fazla değildi. Hatta Deniz Bey'in zaman zaman halka yönelmesi ve halkla CHP'yi barıştırmak için çaba sarf etmesi, sola yeni bir nizam vermek isteyenleri huzursuz ediyordu. AK Parti, Deniz Baykal'ın 'sert açıklamaları'ndan, 'uzlaşmasız beyanları'ndan rahatsızdı kuşkusuz; ancak her şeye rağmen karşılarında onlarca senedir siyaset yapan tecrübeli bir politikacı olduğunun farkındaydılar. Ülke meselesi söz konusu olduğunda Baykal'la görüşülebileceğini en iyi AK Partili yetkililer bilir.


Fehmi Koru ne yazdı? 5. sayfada...

Fehmi Koru / Yeni Şafak
Baykal'ın hatası: Yanlışı yanlış savunmak

....

Her bakımdan şaşırtıcı bir 'savunma' tarzı bu; kimin aklıysa, yanlış bir akıl olduğu kesin...

Eğer rakip partiden veya hükümetten böyle bir 'komplo' gelebileceğine gerçekten inanıyorsa Deniz Baykal, hele komplocular 'teknoloji' yardımıyla olmayanı olmuş gibi göstermiş ise, bu durumda insanın aklına tek bir soru geliyor: Öyleyse neden partisinden istifa etti?

Öyle ya, rakip partiden gelen bir sadmeye karşı durması esas gereken, başında bulunduğu partidir; rejim derdindeki CHP'nin komploya uğramış lideri, görevinden istifa ederek, hem kendisini hem de partisini mücadelesinde daha zor duruma düşürmüş olmuyor mu? Partisinin başında kalarak 'komplocu rakibi'ne karşı daha güçlü bir savaş verebilirdi Deniz Baykal...
...

Başına gelenlerden Ak Parti'yi suçlayacağı yerde, istifasından kim(ler)in yararlanacağına bakarak farklı çıkarımlar yapsa, ya da son 15 günü yeniden değerlendirip ulaştığı bilgileri kamuoyuyla paylaşsa, siyaseten ve ahlâken daha doğru davranmış olurdu Baykal...

İşin içine siyasi rakiplerini bulaştıran bir 'komplo' tezgâhına kendisinin başvurması, 'komplo'ya maruz kalan liderin sıkıntısını daha da artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Eğer gerçekten 'siyasi' sonuç alma amaçlı bir 'komplo' ise şu anda tartıştığımız, 'komplocular' bulundukları yerde birbirlerinin sırtını sıvazlıyorlardır. Deniz Baykal'ın yanlışı yanlış biçimde savunması en çok onların hoşuna gitmiştir çünkü...

Bir yıldız sönmesine söndü de, kötü söndü.

Cengiz Çandar ne yazdı? 6. sayfada...



Cengiz Çandar / Radikal
Baykal'ın istifa şifrelerinin çözümü...

...

Şurası bir gerçek ki, Deniz Baykal’ın ‘dramatik’ istifasıyla ana muhalefet partisi ‘başı kesilmiş bir tavuk’ durumuna düşmüştür. Genel Başkanı’na göre dizayn edilmiş herhangi bir partinin düşeceği zor durumdan CHP de nasibini alıyor. Gelişmelerin süratine bakın; iki gün önce, kasetin ortaya çıkması üzerine ‘Baykal’a suikast girişimi’ iddiasını birdenbire ortaya atan ve bundan ötürü Mustafa Sarıgül’ü suçlayan bir CHP’den, 48 saat içinde, ‘kendi kellesini kendisi alan’ Genel Başkan’larının olan-bitenden Ak Parti’yi suçladığı bir CHP’ye geçiş yaptık.

Baykal’ın istifa kararından sonra CHP Genel Merkezi’nden ayrılırken, CHP’lilerin kendisine yaptığı tezahürat da bu manzarayı yansıtıyor. ‘İnadına Baykal, inadına sol’! Ve ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’!

Şaşkınlık ve şokun CHP’deki şiddetinin yansıması olmalı.


Can Dündar / Milliyet
Bu film burada bitmez

Bu deşifreden benim okuduğum şu:
Baykal, aleyhine gelişen durumu, bir manevrayla lehine çevirmeye çalışıyor.
İstifası, iki adım ileri atılabilmek için bir adım gerileme anlamı taşıyor.
Kurultayda 81 il başkanı ortak imzayla Baykal’ı yeniden göreve çağırabilir, O da “taban baskısıyla ısrarlara dayanamayıp” genel

başkanlığa dönebilir.
“Ülkenin bu kritik döneminde partiyi lidersiz bırakamazdım” diyebilir.
Ya da partiyi bir süre bir emanetçiye devredip, daha sonra olağanüstü kurultayla dönebilir.
Ama tanıdığım Baykal, evde oturmaz; ne yapar eder, bu istifadan istifade eder; bunu bir fırsata dönüştürmeyi dener.
İşe yarar mı?
İşte orası soru işareti...

Yılmaz Özdil ne yazdı? 7. sayfada...

Yılmaz Özdil / Hürriyet
Benden söylemesi...

O koltuğa oturan...

Fırsattan istifa’de edendir.

O koltuğa oturan...

Bu komplonun ürünü olacaktır.

O koltuğa oturan...

İstediği kadar “istemedim” desin, “istemem yan cebime koy” diyendir.

O koltuğa oturan...

Ne kadar hisli ağıt yakarsa yaksın, timsah gözyaşları dökmüş olacaktır.

O koltuğa oturan...

Ömrünün sonuna kadar, aynanın karşısına geçip, kendine bile soracağı, “yoksa, tezgâhın tezgâhtarı mıyım acaba” merakının

muammasıdır.

O koltuğa oturan...

Bileğinin hakkıyla değil.

El kasediyle gerdeğe girendir.

O koltuğa oturan...

Liderini ardı arkası kesilmeyen yalanlarla, iftiralarla, sahte belgelerle oradan göndermek isteyenlerin zaferidir.

O koltuğa oturan...

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir hesabı, “durmak yok yola devam” diyendir.

O koltuğa oturan...

“İstifa istifa” diye linç çığlıkları atıp, amacına ulaşanların rehinesidir.

Kucağa oturur.

O koltuğa oturan...

İktidarın doğrularını bile desteklese, gizli işbirlikçi olmakla suçlanacaktır.

O koltuğa oturan...

Haksız kazancının hesabını kendi vicdanına bile veremeyeceği için, başkasına hesap soramaz.

O koltuğa oturan...
(Uyarmadın demeyin.)

O koltukta oturamaz.

O koltuğa bu şartlarda oturmaya kalkan, mezar soyucusudur... O koltuğu, sahibine, yani Deniz Baykal’a geri vermeyenin, Anıtkabir’e girmesi yasaklanmalıdır!

Melih Aşık ne yazdı? 8. sayfada...

Melih Aşık / Milliyet
Üç direk sarsıldı

Kaset komplosu kimin eseri olursa olsun. Uğursuz sonuç değişmiyor.
Ülkede cumhuriyeti ayakta tutan belli başlı üç direk vardı...
TSK, CHP ve yüksek yargı...
Bu üç direk aynı anda çatırdatılıyor.
TSK bir süredir yıpratılıyordu... Yüksek yargı AKP’ye bağlandı, bağlanıyor.
Derken tam bu sırada Deniz Baykal kaset darbesine uğruyor.
Bu açıdan bakınca kaset olayının ana gerçeği daha açık ortaya çıkıyor.
Baykal da onu söylüyor:
“Bu bir kaset olayı değildir, komplodur...”


Taha Akyol / Milliyet

Baykal dönecek (mi?)

Baykal’ın konuşmasında, öyle mesajlar var ki, bana, döndükten sonra uygulayacağı stratejinin ipuçları gibi geldi...
Mesela:
“Yalansız, dürüst, cesur bir duruş sergilemek sadece benim işim olmamalıdır... Bütün Türkiye olarak hepimiz hileye ve şerre dayalı bir kalleşlik politikasına dur demeliyiz. İnşallah bir şerden bir hayır çıkar...”

Yoruma gerek var mı?
Laikçi çevrelerdeki önyargının aksine, Baykal, isim vermeden Fethullah Gülen’den aldığı “üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığını” belirterek bu komploda Gülen cemaatinin hiçbir rolünün olmadığını belirtmeyi de ihmal etmedi.

Bunda Baykal’ın bir amacı, bütün şüpheleri hükümet üzerinde odaklamak olabilir ama isim vermeden de olsa Gülen’in “samimiyetini” vurgulaması “Kutlu Doğum” konuşmasının bir devamı değil mi?

Konuşmasında hiç laiklikten bahsetmemesi, Hz. Peygamber’den bahsetmesi de anlamlı değil mi?
Baykal’ın bu tür ‘açılım’larını ben daima isabetli bulurum ve kalıcı olmasını temenni ederim. Çünkü CHP kendi kabuklarının içinde kalarak gelişemez ve demokrasimiz dengeye kavuşamaz.

Ama bunlar liderliği bırakan birinin sözleri değil...

Sanıyorum, CHP kurultayda genel başkanlık için aday da çıkmayacaktır. Evvela bu kadar kısa süre içinde “Kral öldü, yaşasın kral” demek zordur.

Bülent Korucu / Zaman
Gözden çıkarılan sadece Baykal mı?

....

Baykal'ı indiren iradenin amacı yeni bir CHP mi, yeni bir anamuhalefet mi? Yani gözden çıkarılan sadece Baykal mı, topyekûn CHP mi? Türk siyasetini dizayn etmek isteyen birileri iktidar partisi üzerinde çokça operasyon yaptı; başarılı olamadı. Ne Abdüllatif Şener ne de Erkan Mumcu büyük parçalar koparabildi. Kurucu sacayağında da çatlama sağlanamadı.

Zorlu anayasa maratonunun bitiş düdüğü ile birlikte CHP'de başlayan operasyon, AK Parti'den umut kesildiğinin göstergesi olabilir. Denklemin diğer ayağı muhalefet yeniden yapılandırılarak sonuca ulaşılabilir. Vekillerini oylamaya sokmayarak fireyi önleyen CHP'ye mukabil; MHP'nin kendinden emin duruşunu kayıtlara geçirmek lazım.

22 Temmuz'dan sonraki ilk icraatlarda MHP'nin risk alan ve CHP'den ayrışan tavırları üzerine; "fiili durum oluşturarak yeni anamuhalefet partisi haline gelebilir" diye yazmıştım. Parti içi mücadelenin şiddeti CHP'yi bölünme noktasına getirirse fiili durum hukuki gerçekliğe bile dönüşebilir.

Bölünmüş CHP'nin seçimde alacağı sonuç da bunu dönülmez noktaya taşır. CHP'yi tek parça halinde tutabilecek karizmatik bir lider ortaya çıkmadıkça yaşanma şansı yüksek bir ihtimalden bahsediyoruz.

Bölünme ve birleşmeyi milli spor haline getiren sosyal demokratlar, Baykal'ın sağladığı istikrar sayesinde paslanmaya başlamıştı.

Yeni süreç küllenmiş ateşleri alevlendirecek. Kaset skandalı basit bir siyasi komplonun ötesinde siyasi sonuçlar doğuracak gibi görünüyor.


Güneri Cıvaoğlu / Milliyet
CHP’nin kriz yönetimi

CHP’nin “kriz yönetimi” akılcı görünüyor. Deniz Baykal’ın genel başkanlıkta kalması -şu koşullarda- mümkün değildi....

Konunun bu istifayla noktalanacağını sanmam.
Genel öngörülere katılıyorum.
Büyük olasılıkla iki hafta sonra toplanacak CHP kurultayında Deniz Baykal kendi iradesi dışında tüm illerden delegelerin ortak önerisiyle yeniden genel başkan seçilecektir.

Kurultayda müthiş bir rüzgâr esecek ve Baykal üzerinde karşı koymakta zorlanacağı, hatta karşı koyamayacağı ağır baskı oluşacaktır.
Baykal’ın “kurultaya gitmeyeceği ve adaylığını koymayacağı” söylemi böyle bir çizgiyi değiştiremez.
Peki ya diğer olasılıklar?
Yani...
“Yeni bir genel başkanla, örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir karizmatik isimler CHP’nin yola devam etmesi...
Bir süre için emanetçi bir isimle genel başkanlık koltuğunun idareten ve formalite gereği doldurulması...”
Mümkün değil diye iddia edemem.
Öyle bile olsa ancak ve ancak Deniz Baykal’ın dizaynına bağlıdır.
Fakat...
CHP’nin bu lüksü yok.
Kılıçdaroğlu ya da başka bir karizmatik ismin kendini örgüte kabul ettirmesi, politikanın kaşarlanmış güç odaklarına kabul ettirmesi çok zor.
Önce referandum, sonra seçim sürecinde dışa dönük mücadele gerekirken yeni genel başkan enerjisini parti içi dükalıklara harcamak zorunda kalır.
“Emanetçi” de çok yanlış olur.
En zorlu süreçte referandum ve seçim sandıkları kurulurken “perhiz yemeği” gibi tatsız tuzsuz bir “karton” genel başkanla CHP hezimet yaşar.
O halde Baykal’ın iki hafta sonraki kurultayda yeniden genel başkan seçilmesi “akılcı” çözüm olur.
Baykal kendine düşeni yapmıştır.
Koltuğa tutkallı olmadığını göstermiştir.
Fotoğraf budur.



Derya Sazak / Milliyet
Baykal sonrası

Kaset skandalıyla “Baykal çekilmeye mecbur bırakılınca” 22-23 Mayıs’taki CHP kurultayı “olağanüstü” önem kazandı.
CHP lideri Baykal, istifasının ardından kurultaya katılmayacağını açıklayınca iki seçenek öne çıkıyor. İlki “emanetçi” bir genel başkanla Baykal’ın dönüşüne ortam hazırlamak. O arada kasetteki görüntülerin montaj olduğu ortaya çıkar, kanıtlanırsa Baykal gelecekte kendisini yıpratabilecek bu kirli malzemeden kurtulabilir. Daha da güçlenerek geri dönebilir. Bu senaryoda CHP Genel Sekreteri Önder Sav başkanlığa seçilebilir. Ya da CHP yoluna, Kemal Kılıçdaroğlu gibi partiye seçim de kazandırabilecek güçte saygın, dürüst, laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü, yıpranmamış bir liderle devam eder.
Kurultayın ne yapacağını söylemek için erken. Ancak CHP tarihi yeniden yazılıyor.



Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

‘Mağduriyet kozu’ artık CHP’nin elinde

Baykal gibi liderlerin, sonuna kadar mücadele etme iradesi göstereceklerini ve ayakta kalma içgüdülerinin her şart altında baskın çıkacağını düşünürdüm.

Yanılmışım.

Bu istifa şimdi siyasette önemli bir durum değişikliğine yol açacak.

Böylece “sistemin mağduru” rolü, AKP’den CHP’ye geçmiş bulunuyor.

Önümüzdeki referandum sürecinde de, gelecek yılki seçimlerde de bu konu ve Baykal’ın kişiliğine karşı yapılan saldırının iktidar üzerindeki etkisini göreceğiz.

Deniz Baykal, önümüzdeki Kurultay’da aday olmayacağını açıkladı.

Demek ki CHP’yi referanduma ve önümüzdeki genel seçimlere götürecek bir genel başkan seçilecek.

Şimdi CHP Kurultayı’nı çok büyük bir görev bekliyor.

Genel Başkanlığa seçecekleri kişi, gerçekten bu partiye liderlik edecek, geniş kitleleri etkileyebilecek birisi mi olacak yoksa mevcut kliğin kendi iç iktidar hesaplarının bir sonucu olarak sıradan birisi mi?

Bu soruya verecekleri yanıt ile geleceğin Türk siyasetini de şekillendirmiş olacaklar.



Ruşen Çakır / Vatan
İstifası yanlıştı, dönmesi de yanlış olur

Baykal’a daha ilk günden yapılan istifa çağrıları ve baskıları yanlıştı, CHP Lideri’nin ister bu baskılardan bunaldığı için, isterse başka

bir nedenle olsun genel başkanlıktan istifası da aynı ölçüde yanlış olmuştur. Eğer ortada Baykal’ın da söylediği gibi “alçakça bir

komplo” varsa -ki kesinlikle doğru bir tespit- bununla mücadele etmenin yolu, komplocuların ilk hedeflerinden biri olduğunu

kestirmekte zorlanmayacağımız, istifa değildi, olmamalıydı. Ama oldu. Sonuçta istifa tek taraflı bir olgudur ve Baykal eğer istifa

ettiyse, kararına saygı duymaktan başka bir şey yapmanın anlamı olamaz.


Bilal Çetin / Vatan

Yeniden Baykal mı Kılıçdaroğlu mu?

...

Kılıçdaroğlu, CHP ve CHP dışı kamuoyunun da yadırgamayacağı bir isim.

CHP Genel Başkanlığı’na yakışacağı, bu işi hakkıyla götürüp, partiyi iktidara taşıyabileceği de çoğu CHP’linin hemfikir olduğu bir nokta.

Ancak böyle bir ortamda Kılıçdaroğlu’nun “adayım” deyip ortaya çıkması zayıf ihtimal.

Deniz Baykal partiden gelecek bütün talepleri, ısrarları geri çevirip, açıkça “hep birlikte yeni bir arkadaşımızı görevlendirelim” demedikçe Kılıçdaroğlu, bu komplo anaforunun ortasına balıklama atlamayacaktır.

Özetle CHP’de her şey Deniz

Baykal’a bağlı. İsterse kurultay delegelerinin ve örgütün baskısı ile yeniden aday olup seçilecek. Eğer tüm baskılara “hayır” deyip direnirse o zaman 11 gün sonra CHP’de Kılıçdaroğlu dönemi başlayacak.


İsmail Küçükkaya / Akşam
Kamuoyu ve örgüt belirleyecek

Baykal, siyasi hayatının en iddialı hamlesini dün gerçekleştirdi. Bu bir 'taktik çekilme' değil. Ama 'dönüşü imkansız bir yol' hiç değil.
...

Peki şimdi ne olacak?
Baykal istifa etti, önümüzde kurultay var, ardından referandum, en geç bir yıl içinde seçim. Çok iddialı bir isim varsa CHP'de çıkar, aday olur. Bu arada örgütün, genel merkezin, meclis grubunun tutumu ortaya çıkar. Genel kamuoyunun görüşü netleşir. Bütün bu tablonun sonucunda Baykal, belki de aday olmak zorunda kalır. Ama bugünden verilmiş tek bir karar var:

Baykal istifa etti. Bugün grup, Baykalsız toplanacak. Diyebilirim ki kamuoyunda Baykal'la ilgili hiç, dünkü kadar olumlu hava esmemişti. Şimdi adaylık yolu herkese açık. Bakalım, neler yaşayacağız?

 

11