Bayram sonu

a
a
Pazar, 21 Kasım 2010 - 05:00

Önce mektup kalktı.
Sonra tebrik kartları kalktı.
Birbirimizin bayramını
sanal dünya’dan elektronik
mesajlarla kutladık.
Ne kadar ruhsuz.
Ot gibi, saman gibi.

*

Çifter çifter telefonlarla sofraya
oturduk.
Çatal-bıçak... Yanında bir telefon.
[[HAFTAYA]]
Tabak-çanak... Yanında bir
telefon daha.
Top sahasına atılan yabancı
maddeler gibi, bütün yemek masaları
istila edilmiş... Her biri telefon tarlası.
Hani sofra âdabı?
- Evladım, doğru otur.
Çatal öyle kullanılmaz.
Bıçak öyle tutulmaz.
Bunların hepsi masalmış meğer.

Kim demiş göğü ısıtamazsınız diye.
Bal gibi ısıtırız.
Gidin bakın, Sarıyer’den Ortaköy’e,
Etiler’den Beşiktaş’a, Beykoz’dan
Üsküdar’a, bütün açık hava’yı
sobalarla ısıttık.
- Kafeteryalar, lokantalar,
meyhaneler...
Ama içerileri bomboş.
Kaldırımlar dopdolu.
Yemek masaları hep dışarıda.
Niye? Sigara meselesi.
Bayramdan kalan en unutulmaz
manzara buydu: Göğü ısıtılmış
bir İstanbul.

*

Dokuz gün tatilde epey
yorulmuşuzdur. Uzun yoldan da
geldik. Helâk olduk, bittik.
Bari birkaç gün dinlenip öyle
başlayalım işe.
Ne zamana kadar?
- Hah... Yılbaşı var.
Şimdiden müjde, 3 gün daha
tatil size... Cumadan pazartesiye...
Bütün maharet, o 3 günü,
yine 9 güne çıkarabilmektir.
Haydi bakalım, davranın biraz.
Haa, unutmadan...
Bayram bilançosu:
100’den fazla ölü, 500’den fazla
yaralı.