Bazen sizin sokağa da hüzün çöker...

Cuma, 23 Nisan 2010 - 05:00

Bazen olur; siz zamanı durdurursunuz ama başkaları için akar gider zaman. Mesela bir hükümlünün hayatı böyledir. Parmaklıklar ardına girdiğinde akan hayatı da bırakmıştır geride. İnsanlar doğar o arada, çocuklar büyür, ölüp gidenler olur. Yine mesela; geride bıraktığınız sevdanız sizin için yerinde sayarken, sevdalınız başkasının sevdası olur. Bazen olur... Hanımeli Sokağı’nda da (TRT 1) olan budur. Zamanın kendileri için durduğu birkaç insanın hikayesini anlatıyor dizi...

Onlar için saat içeri girdikleri andan itibaren durmuşken, başkalarının hayatının alabildiğine akıp gitmesi şaşkın ediyor hepsini. Yusuf’u ediyor, Osman’ı ediyor, Samatyalı’yı ediyor... İlk kez kıyısından bir yerinden girdiğim bir dizi yakaladı beni. Meselenin tamamını anlayıp, sonunu bekledim merakla. Ve eğer bölüm sonu yazısında insanın yüzü asılıyorsa; asıldı benimki de... Şimdi birkaç not düşelim. Erkan Petekkaya, daha çok misafir oyuncu havasında durduğu dizide çok açık bir oyunculuk dersi veriyor...

Eşini ve çocuğunu kaybettiği kaza sonrasında çizdiği portre derinden yaralıyor izleyeni. Ve sanırım Köpek’ten sonra unutturduğu o psikopat performansının altını bu kez koyu kalemle çiziyor... Şafak Sezer de misafir gibi dizide. Birkaç replikle dizinin bütünü içinde muazzam bir tat bırakıyor. “Şafak hep aynı oyunu oynayan bir aktör değil” diyor insan izleyince... Sermiyan Midyat, yıllar içinde değerlenen bir maden gibi. Göz oyunculuğu, nasıl derler; muhteşem. Hüznü o kadar iyi taşıyor ki göz bebeklerinde... Ve Şenol İpek ve Levent İnanır ve Berke Hürcan ve Şerif Sezer ve Neslihan Acar; özlemişiz hepsini... Bir de teknik notla bitirelim. Dizide belli belirsiz bir karanlık var. Montajda renk basarken biraz dikkat etmek gerekiyor. Yer yer karşımıza çıkan o muhteşem İstanbul tablolarının puslanmaması için...

Metin Uca dönüyor...

O kadar yorulmuştum ki; “Metin Uca nerelerde?” sorularından. Buyurun size yanıtı; yakında ekranda! Hem de efsane yarışma Passaparola ile...

Sezon başında Beyazıt Öztürk’ün denediği formattan biraz farklı olarak Fransız versiyonuyla ekrana hazırlık halinde yarışma. Bilgi yarışmaları içinde apayrı bir yeri olduğu için, eh benim de ucundan kıyısından bulaştığım bir nostaljik hali de bulunduğu için heyecanlandım hakikaten... Metin de aynı heyecanı yaşıyor. Haftanın üç günü prime time’da yayınlanacak olan yarışma eski ilgiyi görürse sanıyorum önümüzdeki yıl haber öncesi kuşağına yerleşir Star’ın... Ah bir de Metin yine sıra dışı bir şeylerin peşinde. Hakikaten memleket için bıçak sırtı diyebileceğimiz cinsellik konusunu uzmanlarıyla derinlemesine tartışacağı bir formata da hazırlanıyor öte yandan... Yani anlayacağınız Metin Uca yine aramızda. Ve yakında evimizde...

Krallar gün değiştirdi!

Türkiye’nin en saygın televizyon ödülü olmaya aday İsmail Cem Ödülleri yarın gece Antalya’da sahibini bulacak... Ödülün hemen her jürisinde bulunduğum için, dağıttığımız alkışların çok adaletli olduğunu da düşünüyorum. Karşıt fikirlerin bolluğundan doğan sonuçlar hakikaten adil sayılır... Bu arada TV dünyasının kalbinin attığı yere stüdyo kuranlar olacak o gece. Üç programıyla ödüle aday olan Okan Bayülgen de sırf bu yüzden kralların yerini değiştirdi. Medya Kralı cumartesi, Disko Kralı da (Kanal D) pazar akşamı yayınlanacak ilk ve tek kez... Jürisinde olduğum ödülün galasını göremeyeceğim için üzgünüm kendi adıma. Malum hafta sonları Star’da Uyan Türkiye dediğimiz için. Ödül sahiplerini şimdiden kutlarım; bendim olmasa da kalbim orada olacak çünkü...

Ve perde kapandı...

Dünya Bir Oyun Sahnesi (atv) perdelerini kapattı. Amerikan formatından uyarlanan bir talk şov olarak gidebileceği yere kadar gitti aslında... Kenan Işık, o bildik soğuk duruşunu program sayesinde giderdi ve belki de yeni yarışmasında bunun ekmeğini yiyecek. Neyse... Türkiye’de sinema ve televizyon starlarını bu tarz programlarda ağırlamak çok zor. Bir süre sonra konuşacak adam yokluğu çekiyorsunuz. Belki bu anlamda fazla erozyona uğramadan kapanması iyi oldu perdenin... Ve söz hayatı sinema olan Türkan Şoray’a (NTV) kaldı artık. O da üç hafta sonra gireceği tatil molasından sonra yeni sezonda sinemayı yaşanmışlıklarıyla anlatmaya devam edecek. Kulağımız hep Sultan’da artık...

En ilginç eylem!

Abbas Güçlü ile Genç Bakış (Kanal D) bir gece yarısı eylemine tanıklık etti, ettirdi. Maltepe Üniversitesi öğrencileri program başladıktan hemen sonra bayrakları çıkararak İstiklal Marşımızı okumaya başladı... Genellikle sert protestolara da tanıklık eden program için ilginç bir ilk yaşandı diyebiliriz. Salonda bu protesto şekline itiraz eden/edebilen kimse çıkmadı çünkü... Abbas’ın işi zor ama eğlenceli. En azından yeni neslin eğilimlerini ilk elden yoklaması açısından. Bildiklerini paylaşmasını bekliyoruz artık bir talk şov konukluğunda...

Yeni bir lakap bulmalı...

Adanalı (atv) ile özdeşleşen af buyurun “Ulan şerefsiz” sıfatı özellikle ailelerin tepkisini topluyor... Bir ebeveyn Adanalı fanatiği olan kızından duyunca bu lafı sarılmış kaleme; “Sadece kızım olsa iyi, okuldaki arkadaşlarının da ezberine girmiş bu laf” diyerek dert yanıyor... Çocuklar bir nevi dizilerin süngeri. Ne veriyorsanız, o an hafızalarına alıyorlar. Sanırım Adanalı tayfası gerekli düzeltmeyi yapacaktır... Dile pelesenk olacak bel üstü hitap şekilleri bularak!