Bazıları TSK'nın 'Japon Ordusu' haline gelmesini istiyor

Cumartesi, 30 Ocak 2010 - 05:00

CNN Türk’te önceki akşam Radikal Gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin ve Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila’nın hazırlayıp sunduğu “Ankara Kulisi” programına katıldım.

“Ankara Kulisi”, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından izleyen isimlerin konuk olduğu, kritik dosyaların ve kulis bilgilerinin konuşulduğu başarılı bir televizyon programı...

Programda benim dışımda Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu, Zaman Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal ve Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi Nuri Elibol vardı. Yayına Tekel işçilerinin durumunu konuşarak girdik ancak ağırlıklı olarak “Balyoz Harekat Planı” ile ilgili gelişmeleri değerlendirdik. Gelen mail ve telefonlardan programın çok izlendiğini anlıyorum. Pek çok kişiden “Bu kadar karmaşık bir konuyu ilk kez anlaşılır bir dille anlattınız” gibi yorumlar aldım.

“Balyoz Harekat Planı” bir darbe hazırlığı olarak mı yorumlanacak, bazı askerlerin cunta arayışı mı? Yoksa sonradan yapılan eklemelerle kamuoyunu infiale sevketmek üzere kurgulanan bir fantezi mi? Bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyoruz. Kesin kanıya varmak için yargı sürecinin sonuçlarını beklemek gerekiyor. Ancak kamuoyu şimdiden ikiye bölündü, kafalar iyice karıştı. Bu süreçte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı gazetecileri kastederek “Bizi gaza getirmeye çalışanlar var. Biz ne yapacağımızı gayet iyi biliriz” sözünü çok önemli buluyorum.

Savaştan yenik çıkmış bir “Çiçek Böcek Ordusu”

Çünkü demokrasi mücadelesi yapmak başka bir şeydir, işi doğrudan asker düşmanlığına çevirip hükümetle askeri karşı karşıya getirmek başka... Elbette Batı standartlarında bir demokrasiyi sonuna kadar destekliyorum ama bunu yaparken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) neredeyse imha edilmesine kadar giden bir kampanyayı kabul edemem.

Daha önce de yazdım, tekrar ediyorum; Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ve komuta kademesinin demokrasiye bağlılıklarından şüphe etmiyorum. Genelkurmay Başkanlığı ilk kez Başbuğ döneminde medya ile ilişkiler konusunda bu kadar şeffaf davranmaya başladı. Cuma günleri için düzenli basın brifingleri kondu. Gerçi medya temsilcileriyle bir araya gelmeye yönelik bu tip toplantıları, içerik ve planlama açısından yeterli bulmadığımı bizzat

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’a iletmiştim. Akredite gazeteler arasından zaman zaman seçimler yapıp küçük gruplara brifing düzenleyerek “askere daha yakın gazeteciler” gibi bir sınıf yarattılar. Bu durum hem medya hem de Genelkurmay açısından şık olmadı. Yine de önceki yıllardan farklı olarak medya ile iletişim toplantıları gerçekleştiriyor olmalarını önemsiyorum. Genelkurmay Başkanlığı’nın bir şeyleri gizleme ve olayların üzerini örtme gibi bir niyeti olsaydı medyayla yaygın toplantıları kurumsallaştırabilir miydi?

Bugün ağır sorunlar yaşanmasına rağmen Başbuğ ile Erdoğan arasında kamuoyunun infiale kapılmasını engelleyecek soğukkanlılıkta bir diyalog yürütülüyor. Bu sağduyulu yaklaşımın en çetrefil sorunların çözümünde bile işe yarayabileceğine dair umudumu koruyorum.

Kategorik olarak asker karşıtlığı yapan kimi grupların ise Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir tür “Japon Ordusu” haline getirmeye çalıştıklarını gözlemliyorum. İkinci Dünya Savaşı’nda insanlık adına büyük günahlar işleyen “Japon Ordusu” savaşın ardından neredeyse tamamen silahsızlandırılmış ve güne sabah jimnastiğiyle başlayan adeta bir “çiçek böcek” ordusuna dönüştürülmüştü. Geçmişte ya da bugün demokrasiye ve siyasete yönelik müdahalelerine kuvvetle karşı çıkmakla birlikte TSK’yı adeta savaşta yenilmiş bir “Japon Ordusu” haline getirme hamlelerini haksız ve tehlikeli buluyorum.