B.B.İ. yani Biri Bizi İşletiyor

Salı, 02 Şubat 2010 - 05:00

Dün Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’nin öldürülmesinin yıldönümüydü. Ve 30 yıl sonra bugün, İpekçi cinayetiyle 3 yıl önce öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in cinayeti arasında bazı benzerlikler kuruluyor.

Gerçekten de cinayetlerin planlanması, işlenişi, soruşturması ve hukuki süreç bakımından bazı ortak noktalar var.

Başbakan Erdoğan’ın da dikkat çektiği gibi “Dink cinayetinin arkasındaki bağlantıların ortaya çıkarılması” için, Ergenekon davaları önemli bir fırsat.

Çünkü birinci Ergenekon iddianamesinde, var olduğu iddia edilen örgütün işlemiş olabileceği altı suç arasında, Rahip Santaro ve Hrant Dink cinayeti ile Malatya Zirve Yayınevi katliamı yer alır.

İddianamede bu cinayetler için şu saptama yapılmıştı: “Ülkede kamu barışını ve istikrarı bozmak için uğraşan çevrelerin provokatif faaliyetlerini artırdıkları, bu eylemler arasında hedefler ve işlenme tarzları itibariyle paralellikler bulunduğu, aynı merkezden yönlendirildikleri kanaatini oluşturacak eylemler.”

Danıştay birleştirildi

Bu eylemlerden birisi de Danıştay saldırısıdır.

Osman Yıldırım isimli kişinin ifadeleriyle Danıştay saldırısı Ergenekon davasıyla birleştirildi. Ancak aradan geçen süre içinde bu üç cinayetten herhangi birisi Ergenekon davası kapsamına alınmadı. Oysa özellikle Dink’in Ergenekon davası sanıklarından bazıları tarafından hem de açık biçimde tehdit edildiği biliniyordu. 19 Ocak 2007’te işlenen cinayetten 10 gün sonra polis istihbaratı, bazı Ergenekon sanıklarıyla Dink cinayeti sanıkları arasında dolaylı olarak telefon irtibatı olduğunu belirlemiş, bunların şemasını Başbakan’a bile ulaştırmıştı.

Korku yaratma aşaması

Ve aradan geçen zamanda tüm beklenti, özellikle Dink cinayeti davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesiydi, ama olmadı.

Daha sonra iki iddianame çıktı yine olmadı. Şimdi dördüncü Ergenekon iddianamesi çıktı.

Bu iddianamede beklenti yüksekti. Çünkü Ergenekon’un azınlıklara yönelik hazırladığı ‘Kafes Eylem Planı’ bu iddianamenin konusuydu. Kafes Eylem Planı’nda ‘Korku Oluşturma Safhası’ şöyle anlatılıyordu:

* Tespit edilen AGOS Gazetesi abonelerinin listeleri paylaşım siteleri ve irticai web siteleri başta olmak üzere internet ortamında yayınlanacak,

 * AGOS Gazetesi abonelerine tehdit telefonları açılacak ve tehdit mektupları gönderilecek,

* Adalar bölgesindeki yoğun güzergahlardaki duvarlara tehdit içerikli sloganlar yazılacak,

* Abone listeleri çoğaltılarak, Adalar’da yaşayan vatandaşların kolaylıkla görebilecekleri bölgelere bırakılacak.

Eylem haftası

İddianameye göre eylem safhası şöyle planlanmıştı:

* Adalar bölgesindeki çeşitli mahallerde bomba patlatılacak,

* Azınlık haklarını hararetle savunma konusunda ön plana çıkmış kişi/kişilere suikast düzenlenecek,

 * AGOS Gazetesi civarı gibi belirlenen yerlere ses bombaları konacak,

* Birçok yere şüpheli paket bırakılıp, ihbar edilerek güvenlik güçleri meşgul edilecek,

* Adalara vapur seferi düzenlenen iskelelerde bombalı eylemler düzenlenecek,

* Gayrimüslimlere ait mezarlıklara yönelik olarak sansasyonel eylemler icra edilecek,

* Tanınmış gayrimüslim işadamı ve sanatçılardan belirlenen bir ya da birkaçı kaçırılacak,

* Gayrimüslim nüfusun yoğun bulunduğu bölgelerde sık aralıklarla araç, ev ve iş yerleri kundaklanacak,

 * İstanbul ve İzmir gibi gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadıkları illerde de benzeri eylemler yapılacak,

* İcra edilen sabotaj, adam kaçırma, suikast eylemleri, özel plan hücre lideriyle kurulacak koordineyi müteakip, belirlenen irticai örgütler adına üstlenilecek.

Adalet arayanlar

Bu tür planları içeren bir iddianamede doğal olarak, ‘işlenmiş suçlar’ arasında Dink cinayetinin de yer alacağını beklemek doğal sayılır.

Ama hayır, Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması ve Danıştay saldırısı ‘işlenmiş suçlar’ arasında sıralanırken, Dink cinayetine yer verilmedi.

Bu da Dink için adalet arayanların aklına şu soruyu getiriyor; Birileri bizi işletiyor mu?

Kahraman bakkal AVM’ye karşı

Nedir bu bakkalların çilesi. Bir zamanlar ‘kahraman bakkal süpermarkete’ karşıydı. Zar zor ayakta durdular. Şimdi de karşılarına AVM, yani Alışveriş Merkezleri çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, gelişen ekonomilerin gereği insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak sarf ettiği “Mahalle bakkalı devri artık kapandı” sözü çok tartışılacağa benziyor.

Dün akşam Star TV’de Arena programına konuk olan Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, “AVM’lerin olması önemli ama bakkala sırtını dönmek yanlış olur. Bu mahalleye karşı savaş açmak olur. Oysa bakkalın varlığı manavı, manavın varlığı kasabı, kasabın varlığı terziyi etkiler. Bu da Türkiye’de orta direk demektir” diye uyardı. Tabii bunun bir de ‘veresiye defteri’ boyutu var. O da halk demek. Unutulmamalı ki; düşük gelirli grupların, asgari ücretle çalışanların hayata tutunma aracı veresiye defteridir. Bakkala karşı olmak, veresiye defteriyle hayatın zorluklarına karşı direnenlere zarar verir.