Önceki Fotolar

Belçim Bilgin: Yılmaz ilk aşkım

Belçim Bilgin 2018’e bomba gibi girdi. ‘Rüzgar’ ve ‘Cebimdeki Yabancı’ filmleri art arda vizyona girdi. Ve bir son dakika sürpriziyle iki bölüm sonra sona erecek olan ‘Fi’de konuk oyuncu oldu. Belçim Bilgin’le en başından bugüne, projelerini ve hayatı konuştuk

04 Şubat 2018, Pazar 05:00
A A

Henüz kariyerinin başındayken Yılmaz Erdoğan ile yaptığı evlilik çok konuşuldu. Ardı ardına rol aldığı filmleri ve başarısını bu evliliğe bağlayanlar oldu. Ama o bunu yadırgamıyor. “Çünkü 10 yıllık bir kariyerim var ama hâlâ performansımı tam manasıyla ortaya koyabileceğim bir hikaye çıkmadı karşıma” diyor.

KENDİMDEN VE HEP AYNI GÜNE UYANMA FİKRİNDEN SIKILMIŞTIM

KENDİMDEN VE HEP AYNI GÜNE UYANMA FİKRİNDEN SIKILMIŞTIM

Ardına bakınca her şeyi yaşaması gerektiği yaşta yaşadığını düşünüyor. Genç yaşta evlenip, ‘evli-mutlu-çocuklu’ olmak, dışarıdan bazılarına sıkıcı görünse de o, kendini eğlendirmenin yollarını bulduğunu ve hayattaki en büyük önceliğinin 6 yaşındaki oğlu Rodin olduğunu söylüyor. Yaklaşık bir yıl önce oğlu Rodin’i de alarak Londra’ya yerleşti. Sebebini şöyle açıklıyor: “Kendimden ve hep aynı güne uyanma fikrinden sıkılmıştım. Başka bir şehirde, oğlum yeni şeyler keşfederken, buna tanıklık etme fikri bana daha anlamlı geldi.”

DİP DİBE OLUP BİRBİRİNİ TÜKETMEKTENSE MESAFE DAHA SAĞLIKLI 

DİP DİBE OLUP BİRBİRİNİ TÜKETMEKTENSE MESAFE DAHA SAĞLIKLI 

Bu arada eşi Yılmaz Erdoğan da kendine Muğla, Köyceğiz’de bir çiftlik hayatı kurdu. Bunu ‘alternatif evlilik modeli’ olarak yorumlayanlar da oldu, “Boşanıyorlar” diyenler de. “İnsanlar evlenince birbirlerinin tapusunu almıyorlar” açıklaması eleştirildi.

Yine de onlar tüm dedikodulara ve eleştirilere rağmen hayatı istedikleri gibi yaşamaya devam ediyorlar. “Arada güçlü bir bağ olduktan sonra, ilişkinin şeklinin ya da adının ne olduğunun önemi kalmıyor. Bu konuda otorite değilim ama sürekli dip dibe olup ilişkiyi ve birbirini tüketmektense, mesafenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Biz Yılmaz ile yol arkadaşlığını her şeyin önüne koyduk.

Yılmaz ilk aşkım. Tabii ki aşk zamanla boyut değiştiriyor. Sevgi, dostluk, vefa öne çıkıyor. Ama biz böyle çok mutluyuz” diyor. Dostluk demişken, “Mutluluğunuzla mutlu olabilen insan mı, yoksa acınızla ağlayan insan mı size daha yakın gelir?” diyorum. “Zor bir soru, tercih yapamıyorum. Hem mutluluğumu paylaşan hem de üzüntümde yanımda olan insan eşit derecede yakın gelir bana” diyor.

“Peki bugüne kadar kazandıklarınızdan mı yoksa kaybettiklerinizden mi daha çok şey öğrendiniz?” dediğimde cevabı net oluyor: “Öğrenmeye gönlümüz varsa her ikisinden de çok şey öğrenebiliriz. Ama bana sanki kaybettiklerimizden öğrendiklerimiz daha dağerliymiş gibi geliyor. Acısını çekmiş, bedelini ödemiş oluyoruz çünkü. Bu da en azından aynı hatayı bir daha yapmayacağımız anlamına geliyor.” Şimdi söz onda.

Son zamanların en popüler dizilerinden ‘Fi’ye konuk oyuncu oldunuz... Canlandırdığım karakterin adı Yasemin. Çok tanınan bir oyuncu ve kanserle mücadele ediyor. Kanserle Savaş Derneği ve Elidor’un ortak projesi ‘Saçım Saçın Olsun’ projesi kapsamında diziye konuk oldum. Kısa ama etkili bir sahne...

Saçlarınızı gerçekten kazıtmadınız ama... Kazıtmadım. Ama şahane bir makyajla az da olsa o duyguyu yaşama fırsatını yaşamış oldum.

GERÇEKTEN KAZITMAM GEREKİRSE SAÇIMI KAZITABİLİRİM

GERÇEKTEN KAZITMAM GEREKİRSE SAÇIMI KAZITABİLİRİM

Ne hissettiniz? Anladım ki, bir gün saçımı gerçekten kazıtmam gerekirse kazıtabilirim. Çünkü, kanser hastalarına yalnız olmadıklarını hissettirmek ve hasta olmayanların da onlara empatiyle yaklaşmasını sağlamak istiyoruz. Diyoruz ki, “Gelin başka bir pencereden bakıp, yanlarında olalım.” Belki saçımızı keserek, belki gülümseyerek, belki ellerini tutarak...

Benzer projeler, çalışmalar yapılıyor. Sizinkinin farkı ne? İlk defa hastaların yanındaki insanların da başka türlü destek verebileceğini, ve şefkat gösterebileceğini hatırlatan bir iş oldu. Empatiyi yükseltme amacını gütmesi beni etkiledi. O kadar çok kanser hastası var ki... Bu sayede onların ve hasta potansiyeli olanların düzenli kontrollerini yapmasını sağlamak istiyoruz.

Peki tüm bu yoğunluk ve iki ülke arasında koştururken en büyük motivasyonunuz ne? Sevgiden daha büyük bir motivasyon düşünemiyorum. İnsanın enerjisini koruyan en güçlü duygu bu bence.