Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

'Ben bilmem beyim bilir'ciler dikkat!

Pazar, 01 Ağustos 2010 - 05:00

Dünya siyaset sahnesi nadir de olsa ‘asi’ politikacı eşlerine tanıklık etmiştir ama herhalde böylesi hiç görülmemiştir.
Japonya’da yeni Başbakan seçilen Naoto Kan’ın eşi, kocası hakkında bir kitap yazıyor, adı ‘Başbakanlığın ülke için ne değiştirecek ki? Şaka gibi! İnsanın aklına önce kadının kocasından intikam almak için böyle bir kitap yazdığı, ayrılmak üzere oldukları vs. gibi şeyler geliyor. Ama yok, kadın, adamın 40 yıllık karısı, iki çocuğunun annesi ve Başbakan’ın kitap hakkındaki ‘Evdeki muhalefet! Okumaya korkuyorum’ yorumundan da anlaşılacağı gibi, kitap, aralarında bir espri konusu.
Espri diyoruz ama öyle yenir yutulur şeyler değil kitapta yazılanlar. Hatun özetle diyor ki “Benim kocam giyinmeyi bilmez, konuşmayı bilmez, çabuk sinirlenir, en basit yemekleri bile yapamaz, entelektüel anlamda hafif sıklettir ve başbakanlık dönemi de başarısız olacağı için kısa sürecektir”.
Nobuko Kan, kendisine ‘First Lady’ olarak hitap edilmesini de istemiyor ve “Eşimin görevi gereği, elimden geleni yaparım ama özgürlüğümü korumak da isterim” diyor.
İnsan ne diyeceğini şaşırıyor... Biz alışmışız ‘Ben bilmem beyim bilir’cilere, kocasından ‘Ben sayın bilmem kimin eşiyim’ diye bahsedenlere, her fırsatta arka planda duran, bir hata yapmamak için ağzını bile açmayanlara, haliyle ağzımız açık kalıyor Nobuko Kan’ın söylediklerini okuyunca.
Velhasıl kelam, çok abartmadan, kasmadan, hatta ‘hafife alarak’ da siyasetçi eşi olunabiliyormuş, siyaset dünyanın en ciddi işi olmak zorunda değilmiş.

Rövanş kültürü böyle pekişir

Bir seri katil yakalamış gibi davranıyorlar.
Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ı Milas Havaalanı’nda İstanbul uçağına binmek üzereyken alıkoyup “Sizin yakalamanız var. Sizi uçakla gönderemeyiz” diyorlar. Doğan, “Kardeşim bunu sağır sultan biliyor. İstanbul’a gidiyorum. Buradan haber verin, gelsin oradan alsınlar. Kaldı ki ben sabah Beşiktaş’ta mahkemede olacağım” diyor. Yok, ille alıkoyacaklar. Araya savcılar giriyor, polisler Doğan’ın korumalarına saldırıyor, yumruklaşmalar oluyor. Neticede Doğan uzun süre bekletilerek İstanbul’a yollanıyor. Yaşı, başı kaldırmıyor, fenalaşıp hastaneye kaldırılıyor. Ne gerek var bunlara? Bu onur kırıcı, rencide edici muamelelere?
Tamam hukuki süreç var, mahkeme var, operasyon var vs. Ama usul, erkan diye bir şey de var. Bu süreçleri sağduyuyla, sükunetle hareket ederek idare etmek varken, bu ‘seri katil yakalamış’ tavırları niye?
Böyle böyle pekiştiriliyor rövanş kültürü işte. ‘Siz bize zamanında bunları yapmıştınız, alın şimdi’ duygusu böyle körükleniyor. ‘Hesaplaşma’ arzuları böyle besleniyor.
Bugün onlar size. Yarın siz onlara.
Memleket, rövanşlar silsilesine işte böyle gömülüyor...

Seminer yoksa nikah da yok

Projenin adı ‘Bilerek Evlenelim’. Kırşehir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile Kırşehir Belediyesi’nin ortak yürüteceği bir proje bu. Diyorlar ki ‘Bizim düzenleyeceğimiz evlilik seminerlerine katılmazsanız size nikah kıymayacağız.
Eyvallah! Seminer düzenleyin. Evlilik konusunda insanımızı eğitin. Bunlar güzel, faydalı işler de çıkış noktası bir garip. Diyor ki Sosyal Hizmetler İl Müdürü Mahmut Dalgalı ‘Toplumsal çözülme ve modernist eğilimler Türk aile yapısını tehdit ediyor. O yüzden böyle bir proje düzenlemeye karar verdik’.
‘Modernist eğilimler Türk aile yapısını tehdit ediyor’
sözünü ezel ebet duyarız. Bu gidişle daha elli yıl da duyacak gibiyiz. İyi de ne oluyor yani, ortada ‘anti-evlilikçi’, ‘antiaileci’ bir söylem var da biz mi bilmiyoruz? Herkes çatır çatır evleniyor. Maşallah Türk toplumunda evlenmeye karşı, aile kurmaya, çocuk yapmaya karşı bir trend bulunmuyor. Gerek evlendirme programları olsun, gerek aileler, gerek yakın çevre, hepimiz dört koldan etrafımızdakileri ‘evlendirme’ projeleri için çalışıyoruz. Evlenme ve evlendirme isteği konusunda bir sorunumuz yok yani.
Bizim asıl meselemiz, şu bir türlü tanımını tam yapamadığımız Türk aile yapısı. O yapının içinde maalesef şiddet, başlık parası, berdel, ensest, kumalık vb. gibi yaralarımız var. Tehdit arıyorsanız, asıl tehdit bunlar.
Sorun ‘modernist eğilimler’ değil, esas sorun bunlar beyler...

HAFTANIN ÖNERİLERİ

-Kitap: Tam manasıyla bir tatil kitabı. Eğlenceli ve akıcı. ‘Alışverişe Aşk Molası’ ve ‘Alışverişe Kahve Molası’ kitaplarının yazarı Neslihan Özyükseler’in üçüncü kitabı: ‘Alışverişe Kıskançlık Molası’. Kitabın kahramanı Suden, bu kez New York’ta, alışveriş tutkusunu muhteşem bir kariyere çevirme peşinde. -CD: Ve bu da tam bir yaz şarkısı: ‘Dokun’. Kıpır kıpır ve bir o kadar da kışkırtıcı bir şarkı. ABD doğumlu, genç şarkıcı Derin Togar’ın beş versiyonlu single’ı bu yazın keşfetmesi en keyifli çalışmalarından biri.

HAFTANIN NOTLARI

-Altınoluk’ta verdiği konser sırasında sahneye fırlayan hayranlarından biri Demet Akalın’a öyle bir sarılmış ki, Akalın’ın kolları morarmış. Bunun üzerine Akalın, konserini yarıda kesmiş ve izleyenlerin moral alkışlarına rağmen sahneye geri dönmeyerek büyük tepki çekmiş.
(‘Böyle şarkıcıya böyle hayran’ mı demeli? Biri seveyim derken öldürüyor, öbürü bir kişi yüzünden yüzlerce kişiyi harcıyor. Hani sanatçı terbiyesi diye bir şey vardı, hani ‘Show must go on’du? Eskidenmiş onlar, sanatçı ne yaşarsa yaşasın, isterse annesinin cenazesinden gelsin, ama sahneye çıkar, şovunu tamamlar ilkesi eski kuşaklar içinmiş. Şimdikiler ‘Bana ne, bana ne oynamayacağım’ seviyesindeler).
-Oyunculuğunun yanısıra kız kardeşi ile birlikte moda tasarımcılığı da yapan ve bu yılın başlarında Fransız Vogue’u için yaptığı çekimde şişman manken kullanarak dikkat çeken Penelope Cruz ‘Elimde olsa genç kızlara diyet yapmaları gerektiğini söyleyen tüm dergileri kapatırdım’ demiş.
(Şimdi ‘Senin tuzun kuru tabii’ diyeceğiz, ayıp olacak(!). Ama öyle ya da böyle, zayıflığın takıntı haline geldiği bir dünyada, genç kızların hayran olduğu bir starın bu şekilde konuşması güzel bir şey.)