'Ben çok şanslı bir anneyim'

Güler yüzüyle tanıdığımız Özge Uzun ve minik oğlu Dağhan'ın hüzünlü ama örnek bir hikayesi var...

Pazar, 24 Ocak 2010 - 05:00

'Ben çok şanslı bir anneyim'

Televizyoncu olmak çocukluk hayaliniz miydi?
Evet, ama turizm mezunuyum. 13 yaşında Ankara’da radyoculuğa başladım. 98’de İstanbul’da Alem FM’de çalışmaya başladım. Sonra NTV. Birden kendimi kamera karşısında buldum. 2007’ye kadar NTV’de spikerlik yaptım. Sonra FOX’a geçtim, şimdi de CNN Türk’teyim. Sabah 07.00-09.00 ‘Güne Merhaba’yı sunuyorum.

Herkes daha yeni uyanırken siz programa başlıyorsunuz. Sabahları kaçta kalkıyorsunuz?
Gece 03.00’da uyanıyorum. Akşam 08.00’da yatıyorum. Bu yüzden yepyeni bir hayat düzeni kurdum.

Yıllarca bu sektörde çalışıp bacaklarınızla gündeme gelmek sizi rahatsız etmedi mi?
Bir anda bir şey oluyor ve sürekli onunla anılıyorsunuz. Ama dönüp geçmişe baktığınızda 15 yıllık inanılmaz bir emek ve alın teri var. Kimse kariyerimi altın tepside sunmadı. Ve bileğimin hakkıyla buralara geldim.
Sessiz sedasız yolumda ilerlerken bir şeyler oldu. Birilerinin dikkatini çektim ve bu bana tanınırlık sağladı. Bunu inkar etmiyorum. Ama önemli olan bunun üzerine ne koyduğum. Gerçekten bir şeyleri başarabilmişim ki; CNN Türk beni tercih etti.

Haber spikeri klişesini görüntünüzle yıkmış mı oldunuz?
NTV’deyken ben de o klasik görüntü içindeydim. Kot pantolon, eşofman, yazın şort giyip üzerine ceket giyerdim. Değişmesiyle ilgili bir çentik de ben atmışımdır. İnsanlar hala benim kıyafetlerimi konuştuğuna göre farkındalık sağlamışım. Şimdi de başımdan ayağıma kadar görünmesem hakikaten kot pantolon ve spor ayakkabıyla gelmeyi tercih ederim.

Günlük hayatta nasıl giyiniyorsunuz?
Kot pantolon, tayt, uzun çizmeler ve tunikler. Nasıl rahat ediyorsam öyle... Topuklu pek giymem...

Sanırım ekranların en uzun boylu kadın spikerisiniz, aileden mi geliyor?
Boy pos aileden geliyor. Soyadımız da Uzun zaten. Oğlum da çok uzun boylu. 2 yaşında ama boyu uzun.

Mankenlik, fotomodellik yapmayı düşündünüz mü?
Hiç böyle bir şey düşünme fırsatım olmadı.

Neden?
Kilolarımdan dolayı.

Ne kilosu? Çok zayıf görünüyorsunuz...
Ben aslında çok zayıf bir çocuktum. Rahmetli büyükbabam “Rüzgar esse uçacak” dermiş. İlkokul döneminde beta mikrobundan dolayı iltihaplı romatizma oldum. Ve bütün eklemlerim şişti. Bir buçuk ay yatalak kaldım. Çok ağır ilaçlar kullandım ve sürekli penisilin tedavisi uygulandı. Ve bu bir buçuk ay içerisinde şiştim.
Romatizma kalbime kadar vurdu. Tedavim 18 yaşına kadar sürdü. Hala da bitmiş değil. Vücuduma virütik bir şey girdiğinde, grip olduğumda anında hastanelik oluyorum. Çünkü ateşimi düşüremiyorlar. Vücutta hala iltihap olduğu için hastalığı tetikliyor. İnanılmaz bir eklem ağrısı ve çok yüksek bir ateş oluyor. O yüzden kendime çok dikkatli bakıyorum.

Peki nasıl kilo verdiniz?
Hastalık döneminde aldığım kiloları doğumda verdim. Dağhan’ın kalp ameliyatının olduğu hafta 5 günde 5 kilo verdim. Çok zordu, kilolarımın yarısı sıkıntıyla gitti, yarısı da diyet, koşturmaca falan.

Toplam kaç kilo gitti?
40 kilo. Şimdi yeniden diyete başladım. 5 kilo daha vermeyi planlıyorum. Ne kadar zayıflasam yetmiyor çünkü hep kiloluymuşum gibi hissediyorum.

Nasıl bir hamilelik geçirdiniz?
Çok keyifli. Arkadaşlarımın tabiriyle çok komik bir hamileydim. Top gibi bir karnım oldu. Herkes “Ne kadar güzel bir hamilesin” diyordu. Babaannem doğumdan sonra bu sorunlar çıktığında “Sana nazar değdi” dedi. Hala da söyler. Çok rahat ve güzel bir hamilelik geçirdim ve çalıştım.

Eşiniz de kilolu muydu?
Eşim de hamileliğim boyunca benimle birlikte yediği için kilo aldı. O veremedi, ben verdim. İkimiz göbeklerimizi tokuşturup fotoğraf çektiriyorduk. Ama kilolarını verecek, onun doğumuna daha var!!!

Dağhan doğunca neler yaşadınız?
Doğumdan sonra kendime gelmeye başladığımda durumu bana söylediler. Annemle eşim doğar doğmaz öğrenmişler. Annem emekli hemşire olduğundan Dağhan’ı yoğun bakımda görünce terslik olduğunu anlamış. Dağhan’ın hastalığı milyonda 1 görülen FG sendromuna benziyor ama değil.
Kalça çıkığı var, parmakları yapışık. Bir de kalp problemi yaşıyor. Ayrıca eklem gevşekliği ve gelişim geriliği de var. Yakında da parmaklarından ameliyat olacak. Her doktora gittiğimizde önümüze başka bir sorun çıktı. Kabullenmek zordu ve benim kendime gelecek vaktim bile olmadı. Dağhan 2 aylıkken işe başladım.

Annelik size ne öğretti?
Gözyaşımı içime akıtmayı öğrendim. Çok zor bir durum ve çok üzülüyorum. Bunlar bende sivilce olarak patlıyor. Saç diplerimde kızarıklıklar oluşmaya başladı. İçimden somurtmak geliyorsa Dağhan yokken yapıyorum, sonra kendime gelip anneliğe dönüyorum.

Hiç isyan etmediniz mi?
İnsan başlangıçta ‘Acaba ben ne yaptım?’ diye düşünüyor. Bunun sorgusunu çok yaptım. Ama bu sorgulamaya girdiğiniz zaman derin kuyulara dalıyorsunuz.

‘Allah bana bir ceza verdi’ gibi bir psikoloji mi?
Aynen öyle. Ona dalarsanız işin içinden çıkamazsınız. Bu dünyada herkesin başına her şey gelebilir. Ben bunu bir sınav olarak görüyorum. Bu tarz sınavlar hayata daha çok tutunanların başına geliyor. Umarım kimsenin başına gelmez. Herkes bu kadar güçlü olamayabiliyor. Şimdi Dağhan’ı tanıdıkça, onun özelliklerini gördükçe ‘Allahım sen bana ne kadar büyük bir hediye verdin’ diyorum. O çok başka bir çocuk. Ne kadar şanslıyım ki Tanrı bana bu kadar özel bir çocuğu nasip etti.

Eşiniz de sizin kadar güçlü mü? Tüm bunları sizin gibi göğüsleyebildi mi?
Eşim ve annem zaten en büyük destekçim. Bana her zaman çok destek oluyor. Ayrıca benim iki babam var. Biri öz babam, biri annemin eşi Veysi babam. Dağhan’a şu anda annem ve Veysi babam bakıyor. Ne mutlu ki Tanrı bana iki muhteşem baba verdi.

Siz Dağhan’ı nasıl görüyorsunuz?
Cuma günü arabaya atlıyorum, Ankara’ya gidiyorum. Akşam Ankara’da oluyorum. Cumartesi bütün gün Dağhan’layım. Pazar günü 11.00’de çıkıp İstanbul’a dönüyorum. Hem maddi hem manevi açıdan büyük bir yorgunluk var. Hem masraflar hem yaşadıklarımız, zor aslında. Sürekli destekleyici yiyecekler alıyorum. Ama Dağhan bütün bu tedaviler bitip de İstanbul’a geldiğinde bütün yorgunluğum sona erecek.

Dağhan şimdi nasıl?
Doğduğunda pelte gibi bir çocuktu. Kucağınıza aldığınızda yığılıyordu. Kafasını tutamıyordu, ellerini kullanmayı bilmiyordu. Oturamıyordu, ayaklarını basamıyordu, kolları çok güçsüzdü, kalp sorunundan kaynaklı çabuk yoruluyordu. Gece en az 4-5 kere uyanıyordum. Uyuduğunda başında bekliyordum.
Üzerine yorgan gelir diye korkuyordum. Çünkü onu itmeyi bilmiyordu, kendini koruma refleksi gelişmemişti. Ankara’da birlikte uyuyoruz. Artık çok deli yatıyor. Çok şükür kafasını tutuyor, oturabiliyor. Ufak ufak ayaklarını basmaya başladı ama duyu algı bozukluğu var. Basamamasının ve yürüyememesinin sebeplerinden biri o.
Ayaklarının altında büyük bir hassasiyet var. Dağhan’ın ayağının altına dokunamıyoruz, canı acıyor. Ama yavaş yavaş dokunmamıza izin vermeye başladı. Hiç kası yoktu. Karında, kasıklarında, diz altlarında biraz biraz oluşmaya başladı. Ama hala bacakları çok zayıf. Yürümesi için kalçanın ve üst baldırların onu tutabilecek kadar gelişmesi gerekiyor. Önümüzde uzun bir yol var. Bizimki iğneyle kuyu kazmak. Ama o kuyu kazılacak.

Nasıl bir ana-oğul ilişkiniz var?
Ben oğluma aşığım.Yaşama sebebim, hayatımın aşkı, ömrümün baharı, her şeyim. Allahım ne kadar güzel bir çocuk doğurdum diyorum ama “Çirkin” diye seviyorum. Çünkü en çok annenin nazarı değermiş. Hala ağız kontrolü yok, sürekli salyası akıyor. Yüzündeki, ellerindeki tükürük kokusu benim için dünyanın en güzel kokusu. Anneannesine, dedesine ve babasına göre Dağhan da bana aşık.

Sizi gördüğünde ne tepki veriyor?
Önce bir trip atıyor, sonra kucağıma geliyor, yüzümü kontrol ediyor. Eliyle yüzüme dokunuyor, küpem var mı diye kontrol ediyor, varsa çekiyor. Küpe hastalığı var. Cee yapmayı öğrendi. Cee yapıyor.

Ayrılırken?
Direkt bay bay yapıyor. Alıştı sanırım.

Onu özlediğinizde kendinizi nasıl sakinleştiriyorsunuz?
Günde en az 4-5 kere telefonla konuşuyoruz. İşine gelirse benimle konuşuyor. Videolarını izleyip resimlerine bakıyorum. Ama bazen o kadar çok özlüyorum ki uykularım kaçıyor. Hiç gözüm arkada değil. Annem babam benden daha iyi bakıyorlar, ama hep diken üstündeyim.

İkinci çocuğu düşünüyor musunuz?
Şu an düşünmüyorum. Belki Dağhan yürümeye başladığında. Dağhan iki yaşında ama hala bir bebek. Tepkileriyle, tipiyle hala bir bebek. İki yaşında kocaman bir oğlum var diyorum. Ama onu gördüğünde 8-9 aylık bir bebeğim var gibi hissediyorum. Bebeğim büyümeye başlarsa o zaman belki. Zaten eşimin ilk evliliğinden oğlumun bir ablası var.

Uzmanlar bu durumdaki çocuklar için kardeşin kurtarıcı da olabileceğini söylüyor...
Evet, öneriyorlar. Dağhan’ın gelişmesi için de çok iyi olurmuş. Ama şu andaki hayat şartları, maddi durum, Dağhan’ın durumu ve çalışma hayatı birleşince benim için hamilelik lüks gibi görünüyor.

Pek çok zor durumdaki anneyle röportaj yaptım ama hiç sizin kadar güçlüsüyle karşılaşmamıştım. Nasıl bu kadar iyi ve neşeli olabiliyorsunuz?
Ben şunu öğrendim: Ben iyiysem, çocuğum da iyi. Ben kendimi kahredip hayata küsersem oğluma hiçbir faydam olmaz. Onun için yaşamaya ve çalışmaya devam ediyorum. Anneme her gün dua ediyorum, o olmasa belki işi bırakmak zorunda kalırdım.

Röportaj: Eylem Keskin
eylem.keskin@posta.com.tr

5