‘Ben, Tonya’: Sersemletici ve alaycı bir buz pateni biyografisi

Kerem Akça, 3 dalda Oscar adayı “Ben, Tonya”yı Hollanda prömiyerinde izleyip yazdı

 

30 Ocak 2018, Salı 10:04
‘Ben, Tonya’: Sersemletici ve alaycı bir buz pateni biyografisi

KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr



Tonya Harding’in biyografisi, başarı ile başarısızlığı aynı potada eritirken kendiyle dalga geçip akılda kalıcı sahneler de içerebilen “Ben, Tonya”yı takdim ediyor. Margot Robbie başrolde mucizeler yaratıp kendi ‘kariyer zirvesi’ni duyuruyor. Allison Janney ise yıllardır aradığı dramatik rolde şov yapıp Oscar’a emin adımlarla yürüyor. 47. Rotterdam Film Festivali’nde Hollanda prömiyerinde izlediğim film, bu Perşembe İKSV Galaları’nda gösterildikten sonra 16 Şubat’ta bizde de vizyona girecek.

Belgeselden ve ekran bölmeden beslenen bir görsellik

‘Lafını sakınmayan’, ‘alaycı’ bir biyografik film denebilir. Craig Gillespie’yi “Gerçek Sevgili” (“Lars and the Real Girl”, 2007) ile yaptığı çıkışla biliyoruz. O bağımsız ruhlu girişin ardından ‘memuriyet’ yapıp senaryolarla bağlantılı olarak kontrolü kaybedebilse de, burada teknik ekipte Niclas Karakatsanis’den Tatiana S. Riegel’a uzanan bir profesyonellik var. Yönetmen için kariyerinin en oturaklı ve olgun işi de bu sayede belirebiliyor. 

Film, ünlü buz patencisi Tonya Harding’in çocukluğunda buz patenini seçerken annesinden aldığı destekle başlıyor, boksa geçiş yaptığı 2000’lerde son buluyor. Piyasada sorunlu kimliği sebebiyle ‘üvey evlat’ ilan edilen karakterin ruh hali, gelgitleri hikayenin ana problematiğine dönüşüyor. Yer yer kara komedi, yer yer belgesel parçaları, yer yer arşiv görüntüleri, yer yer abartılı makyaj devreye girebiliyor.

Açıkçası ‘başarısızlık hikayesi’ çok bariz. Ama Gillespie bu duruma da çalışmış. Dijital ve tam ekran çekilmiş röportaj görüntüleri, 35mm çekilmiş 2.39:1 ana ekran formatı ve video arşiv görüntüleriyle birlikte bizi bir çeşit ‘sahte belgesel’e davet etme arzusu var. Oyuncuların canlandırdığı karakterlerin makyajlarının azaltılmasından da destek alan röportajlarla birlikte içine girdiğimiz alaycı açmaz ilginç hale geliyor. Film röportajların gerçekleri yansıttığını da iddia etmeden, ‘yaşamak çok vahşi’ demeye getiriyor.

İşin doğrusu görüntü yönetmenliğinde ‘buz pateni’ne uygun bir beyaz doku var. Uzun planlar ve plan sekanslarla iç ve dış mekan iyi kullanılıyor. İkonik sahneler mevcut. Harding’in ruh hali, annesinin çatal saplama olayına tanıklık etmesi, kocasından tokat yemesi ve patencilikte ‘ailen olmazsa milli takıma alınmazsın’ dayatmasıyla yüzleşmesi gibi zorluklar iç kıyıyor.



Uyum kesmesinden ekran bölme tekniğine, hip-hop kurgudan başka tekniklere kadar ‘zaman geçiş’lerinde bir ‘özen’, ‘detaycılık var. Gillespie bu tabulara karşı gelme öyküsüne kafa yormuş. Araya giren ara yazılar da bu duruma destek veriyor. İster istemez “Ben, Tonya”nın psikolojik problemleri olan karakterle birlikte bir ‘spor filmi görünümlü terapi seansı’ gibi olduğu söylenebilir. 

‘Siyah Kuğu’ kadar iddialı mı?

Açıkçası Gillespie, bu noktada ‘anne-kız ilişkisi’nin yarattığı gerilimi de düşününce, Aronofsky’nin birçok formülden ve türden beslenen şaheseri “Siyah Kuğu” (“Black Swann”, 2010) kadar iddialı dehlizlere girmemiş. Bir yerden sonra işini yapmakla kalmış. 80’lerin, 90’ların kulak aşinalığı yaratan şarkıları, kimlik bunalımı çeken ana karakterin psikolojisi, bunun yarattığı içses kullanımı, iyi çekilmiş sahneler ve daha fazlası yanımıza kar kalıyor evet. Ama her şey o finalde ‘boks ringinde dökülen kan’ın anlamı için gibi. Aronofsky, filmi bir üst seviyeye taşıyabilirdi.

Bu haliyle de ‘sahte röportaj çekimleri’, ‘arşiv görüntüleri’ ve ‘2.39:1 çekim’den oluşarak farklı formatları devreye sokma taktiği, boks filmi “Dövüşçü”de (“The Fighter”, 2010) O. Russell’ın elinden kaçırdığı ‘eklektik görsel yapı’nın adeta ‘olmuş hali’yle yüzleştiriyor bizi. Bu durum da aslında ‘belgesel-kurmaca kırması’ dokuya ayrı bir akılcılık getiriyor. Bunun ötesinde Robbie ile Janney’nin karşılıklı olduğu anlarda döktürdükleri, sınırları zorladıkları, bu duruma da kostüm ve makyaj tasarımcısının büyük oranda destek verdiği söylenebilir. Sebastian Stan da onlara ‘ekip ruhu’yla destek verebiliyor.

Tabuları yıkma uğruna kontrolden çıkacakken bunu ‘şaka’ya bağlamak, ‘her şey gerçek mi?’ sorusunu sordurtmak Harding’in ruhu için bir taktik olmuş. Ama ‘farklı tonlar’ benimsenirken, bunun ucunu ‘irade’ye götürmekten ziyade daha ‘iddialı model’ denemeleri yapılabilirdi. “Ben, Tonya”, belki sinema tarihinin en iyi buz pateni filmi olarak anılabilir ilerleyen yıllarda. Bu alanda ‘klasik’ dönemde bile düzgün bir örnek yokken, burada yapılan bir ‘modern’ atılım gibi. Ama film, memur yönetmeniyle ‘iyi’ olmayı reddediyor.

Sorunlu Tonya Harding’in psikolojisini adeta her mekanda ayrı bir karaktere bürünerek mucizeler yaratan Robbie’nin kariyeri için büyük bir adım anlamına da geliyor. Tuhaf aksan, garip yüz ifadeleri ve içsesin vuruculuğuyla çok çarpıcı anlara gebe olmamızı sağlıyor. Robbie, karakteri zihnimize kazıyor. Allison Janney de ona eşlik edip aslında kalıcı ve tüyleri diken diken eden bir anne-kız ilişkisini duyuruyor. “Ben, Tonya”, sersemletici etkisi olan biyografik filmlerden.

FİLMİN NOTU: 6.3

Künye: 

Ben, Tonya (I, Tonya)
Yönetmen: Craig Gillespie
Oyuncular: Margot Robbie, Alisson Janney, Sebastian Stan, Bobby Cannavale, Julianne Nicholson
Süre: 119 dk.
Yapım yılı: 2017

KEREM AKÇA’NIN 47. ROTTERDAM FİLM FESTİVALİ’NDE İZLEDİĞİ FİLMLER İÇİN YILDIZ TABLOSU:

LES GARÇONS SAUVAGES: 8.7
CHARLIE AND HANNAH’S GRAND NIGHT OUT: 7
LADY BIRD: 6.9
ANNA’S WAR: 6.8
PITY: 6.7
TIME SHARE: 6.1
LOOK UP: 5.9
THEIR REMAINING JOURNEY: 5.8
AUGUST AT AKIKO’S: 5.6
NERVOUS TRANSLATION: 5.6
SULTRY: 5.6
INFERNINHO: 5.5
SILENT MIST: 5.5
THE CANNIBAL CLUB: 5.5
INSECT: 5.4
PIERCING: 4.5
REPORTS ON SARAH AND SALEEM: 4.5
WIJ: 4.5
ZARGOS: 4.5
BLUE MY MIND: 3.8
BOTTOMLESS BAG: 3.8
NIGHT COMES ON: 3
DRIFT: 2.9
THE NIGHT EATS THE WORLD: 2.9
NEOMANILA: 2.3