"Beni gördüler '20 yıl daha böyle mal gelmez!' dediler"

a
a
Pazar, 19 Eylül 2010 - 05:00


Neslihan Kozanoğlu boş durmayı sevmez, girişimci ruhludur. En son geçen sene, hayvancılık işine başladı, aldı başını gidiyor... Bu arada sosyal ilişkilerini de hiç ihmal etmeden, davetlerde yer almasına aklım ermiyor. Hızına yetişebilene aşkolsun! Onu, Polonezköy’deki çiftliğinde ziyaret ettik. Dobra dobra konuşacağını bildiğim için, kocası Ahmet Kozanoğlu’nun batık bankalarından çocukları ile yaşadıkları sorunlara kadar her şeyi sordum. Açık yüreklilikle cevap verdi...

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

Girişimci bir ruhun olduğunu biliyorum ama hayvancılık işine gireceğini düşünemezdim doğrusu. Nereden aklına geldi?

Senelerdir hep bir şeyler yapmaya çalıştım. 20 sene önce Türkiye’de ilk organik tarımı başlatmıştım. Bayağı başarılı oldum. Evlere servis yaptım. Geliri ile sekiz çocuk okuttum. Sonra gurme yazarlığı, çeşitli dergilerde prodüksiyon çalışmaları yaptım. Hayvancılığın da dünyada moda bir meslek haline geldiğini öğrendikten sonra bu işe yöneldim! Önce 25 hayvanla başlayayım dedim ama Kars’a gittiğimde 100 hayvan aldım, besledim, sattım ve para kazandım. Şimdi 200 hayvana çıktım. Hedefim daha hızlı gelişmek.

Hormonlu etler sağlığımız için tehdit mi?

Benim de herkes kadar duyumlarım vardı, bu işe girdikten sonra çok ciddi bir tehlike olduğunu gördüm! Kesime gitmeden üç ay önce yapılan iğneyle, normalde ayda 30 kilo alan hayvan 60 kilo alabiliyor mesela. Ne kadar ağırlaşır, et miktarı artarsa o kadar kar oranı artıyor çünkü. Hayvanlara hafif sakinleştirici de veriliyor. Hayvan bütün gün uyuşuk uyuşuk yatıyor, hareket etmediği için kilo alıyor.

Türkiye’de et fiyatları pahalı olduğu için ithal ete yönelmek isteğine ne diyorsun?

İthal etin kilosu 7,5 liraya geliyor, burada 13,5 lira civarında. Arada büyük fark var. Araştırdım, ithal hayvanın İslam şartlarına uygun olmadığını gördüm. Biz de kanı akıtılmadan kesilen hayvan mundardır. Onlar, iğne ile öldürerek mundar ediyorlar, sonra kesiyorlar. Hayvanlar, çiftleşip azmasınlar diye hadım ediliyor. Bunlar bize uygun değil...

Kars’ta seni görünce şaşırmadılar mı?

Bakımlı, şık, süslü bir kadınsın... Oraya giderken kapalı spor kıyafetler giyiyorum. Sabah 6’da İstanbul’dan beraber geldiğim arkadaşlarım ile pazara indim. Ben girdikten sonra, pazara sanki bomba atılmış gibi oldu. Elimi sıkmak, dokunmak isteyenler, hayretle bakanlar... Benimle gelen arkadaşlardan biri, “Ayıp oluyor bu kadar rahatsız etmeyin, biz de hayvan almaya geldik” gibi bir şeyler söylemiş. Gençlerden bir arkadaş yanıma yaklaştı, “Ya abla kusura bakma ama bizim pazara 20 sene sonra bile böyle mal düşmez” dedi. Orada mal hayvanlara deniliyor. Dil alışkanlığı işte...

Aşk evliliği mi yaptın?

Evet galiba...

Galiba mı?

Vallahi benim evlenmek gibi bir niyetim yoktu. Kardeşim ve oğlumla gittiğim tenis kulüpte tenis oynarken tanıştık. İki buçuk sene flört ettik sonra evlendik. Çok zor bir evlilik yaşadım.

Ahmet’in çapkınlıklarından mı?

Hayır.

Nedenlerini anlatsana.

Siz, Ahmet’in ortaklarından olduğu Hisarbank’ın iflasından ve Güneş Gazetesi’nin kapanmasından sonra evlendiniz değil mi? Benim beraberliğim onlardan sonra. Ahmet’in eski hayatının kalıntıları beni çok yıprattı. Ayrılıklardan sonra eski eşler yeni evliliklerin yürümesini mi istemiyorlar ya da ayrıldıkları insanın daha iyi durumda olduğunu görmek mi istemiyorlar, bilemiyorum...

Ahmet’in senden önceki evliliğini yaptığı Ahu Tuğbay’ı mı kastediyorsun?

Eşleri olabilir... Herkes yaşadığımız olayları biliyor. O açıdan çok yıpratılmaya çalışılan bir evlilik oldu. Şimdi artık düzen kuruldu. Benim de acemilik dönemimdi. Bayağı üzülüp dert edindim.

Ahmet’in önceki iki evliliğinden olan 3 çocuğuyla görüşmüyorsun, neden?

Onu ben de çözemedim. Şöyle ki; biz evlendiğimizde büyük kızı Ayşe, benim en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Yasemin oğlumdan birkaç yaş büyüktür, babasına benziyor diye onun yeri özeldi, çok seviyordum. Uğur en büyükleri, iyi bir arkadaşlık içindeydik. On iki sene sonra birdenbire olaylar değişti.

Her yerde konuşulan bir şey var. Ahmet bankalar battıktan sonra mallarını önce halaların üstüne yapmış, sonra mal varlığını senin üzerine geçirmiş. Sen mallara sahip olduktan sonra, çocuklara kötü davranmaya başlamışsın. Bu işin doğrusu nedir?

Bunlar benim de kulağıma geldi. Olay öyle değil. 12 sene çok uzun bir süre. Sarımsağı saklasan kırk güne kokusu çıkar. Ben eğer o niyette, o yapıda bir insan olsaydım, on iki yıl gibi uzun bir süre içinde mutlaka fire verirdim. Ben çocukların en zor günlerinde yanlarında oldum. Mesela bir tanesini, annesi evden atmış sokakta kalmıştı. Uzun bir süre ben evimde, evladım gibi baktım. Diğeri çok kötü günler geçirdi, çok kötü yerlerde yaşamak zorunda kaldı. Çıktığında karşılayan, bakan ben oldum. Çok emek verdim onlara, çok iyi niyetle davrandım, üçünü de çok sevdim...

Bu kadar çok mal mülk görümcelerinin üzerindeyken, sonra niye sana geçti?

Önce şunu söylemek isterim. Ahmet kız kardeşleriyle hiçbir sorun yaşamadı. Ben de görümcelerimi çok severim. Mallarını benim üzerime geçirmek istedi çünkü ben onun karısıyım! Ve benden önceki eşlerine o kadar çok şey vermiş ki... Hala Ahmet’in verdiği yalılarda, evlerde oturuluyor, Ahmet’in verdiği imkanlar ve şartlarla yaşanıyor. Bunlar gayet normal şeyler...

Büyük kızı Ayşe’nin durumunun pek iyi olmadığı ve senin Ayşe’ye, üzerinde haciz olan daireyi verdirdiğin doğru mu?

Neyse ki gerçekleri bilen dostlarım var! Çocuklar beni günah keçisi yaptılar. Ahmet Türkiye’nin gelmiş geçmiş en akıllı, en zeki adamlarından biridir. Bankacılık ve gazetecilikte yenilikler, reformlar yapan bir beyne sahip. İş hayatı sonunda başarısız olsa da 25 sene çalışmadan hayatını devam ettirebildiğine göre akıllı bir adam. Bu kadar akıllı bir insan, benim iç dünyamı herhalde 12 senede tanımış olmalı. Ben ne çocuklara ne kocama kendimi olduğumdan farklı gösterdim.

Ev konusunu açıklığa kavuşturur musun?

Ayşe, babasından bir ev istedi. Gümüşsuyu’nda Sinan Çetin’in de oturduğu apartmanda, dedesinden kalma çok güzel manzaralı nefis bir daire vardı. Ben bunu önerdim. Çünkü, dedesinin yaptığı aile yadigarı, çok özel bir evdi. Üzerinde haciz yoktu, farzet ki vardı, Ahmet hiç çocuğuna hacizli ev verir mi? Ahmet bir kadının sözü ile böyle bir şey yapacak bir adamsa, eski hanımları parmaklarında oynatsalardı! Benim müşterek bir çocuğum da yok. Ben iyi niyetle davrandım, o evi, koruma amaçlı önerdim. İstemiyorsan, baban başka yer satar sana istediğin evi alır!

Halktan bir insan olarak kafama takılıyor. Ahmet’in bankalarında ve diğer batan bankalarda, binlerce mağdur olan ve işsiz kalan insan var. Tepedekiler hala rahatlar, bu insanlara yazık olmuyor mu?

Çok iyi bir soru sordun çünkü Ahmet’in durumu çok özel ve farklı! Ahmet’in bankaları ağzına kadar mal dolu. Ve ben bu işi kendime vazife edindim, senelerce uğraştım, kocaman bir dosya hazırladım, görsen şaşarsın. Ne mallar var biliyor musun? Kayseri’de, Antalya’da, Mersin’de... Malların değeri hesap makinesi ile zor yapılır. Ahmet’in borcu yok ki! İflas etmedi, bugün istese iş hayatına dönebilecek konumda. Ahmet devlete şunu diyor: Tasfiye kararını çıkartın, borcum var ise hepsini alın, ödeyeyim. Borcum yok ise mallarımı geri verin. Mallar bu seneler içinde dağılmış durumda. Bir tane banka değil, bir de Odibank var, Meysu, Aroma var. Gemi tersaneleri, büyük şirketler. Bunların hepsi bankaya ait. Bankaya el konulunca ve tasfiye çıkmayınca, hepsi kaldı...

Bu kadar mal varlığı olan ve doğru düzgün çalışan bir bankaya neden el konulsun ki?

Sanıyorum Kastelli olayından sonra, panikle özel bankalardan herkes parasını çekmek istediği için bankaya el konuldu.

Ahmet’in oğlu Uğur senin arabanı çektirmişti otoparktan, şimdi o geldi aklıma... Neydi o hikaye?

Babası ile sorunlar yaşadı, benim arabamı parçaladı. Çocuklar, benim anladığım kadarıyla şunu istiyorlar: Malını mülkünü sat, Neslihan’ı at, paraları da bize ver! O zaman onlar için sorun ortadan kalkacak...

Bu çiftliği satılmak üzere babası ile yapmışlar, siz yerleşince babası “Sattık kabul et” diyerek, her ay komik bir para vermiş doğru mu?

Ağzı olan konuşur. Hepsi gerçek dışı ve hayal mahsülü. Ahmet inşaat mühendisi. Burayı ortak kararla yaptık, projesini ben seçtim. Amerika’da çizildi. On bir sene önce yerleştiğimizde bir tek ev yoktu!

Hatırlıyorum, hatta burada nasıl oturulur bile demiştim...

Hala diyorsun! Ki bugün şartlar çok değişti. İnternetim, doğalgazım, komşularım var. Babadan harçlık bekleyen adamın yaşı bugün 48!

Ahmet, eşleriyle de, çocuklarıyla da pek ilgilenmez deniliyor, doğru mu? Sizin ilişkiniz nasıldır, mutlu bir kadın mısın?

Biz 23 senedir evliyiz, böyle bir sorunum olmadı...

Senin başarın mı?

Evliliğin yürümesi, anormal bir durum olmadığı takdirde kadının elindedir. Akılı bir kadın yürütebilir. Ancak hayat ne gösterir bilinmez. İnsan hiç büyük konuşmamalı...

2