'Beni gören kendine çekidüzen veriyor'

Nefes'in korkusuz ve cesur yüzbaşısı Mete Horozoğlu'yla buluştuk. Mete Horozoğlu “Beni gerçekten yüzbaşı zannediyor, konuşurken kendilerine çekidüzen veriyorlar” diyor

Pazar, 17 Ocak 2010 - 05:00

'Beni gören kendine çekidüzen veriyor'

Nefes filmi nasıl ortaya çıktı, siz nasıl dahil oldunuz?

Nefes’in başlangıcı 2 yıl önceye dayanıyor. Çok ciddi oyuncu seçmeleri yapıldı. Yardımcı yönetmen benim Eskişehir’de devlet konservatuarından arkadaşım. Onunla konuştuk. Filmin yönetmeni Levent Semerci’yle tanıştık. Bir deneme çekimi oldu ama çok ağır şartlarda geçti.

Nasıl ağır şartlar?

Hava dayanılmayacak kadar soğuktu, dağın tepesindeydik.

Çekimlerde bu koşullara nasıl dayandınız?

Yaptığımız diğer bütün işleri bıraktık. O dönem tiyatroda 2 oyunumuz vardı. Ben de tiyatrodan ayrılmayı düşünüyordum. Sonuçta sezonun ortasında bırakamazdım. Hem tiyatroya devam edip hem de dağlarda kalamazdım. Konuştuğumuzda ‘Film 6 ayda biter’ dediler, kabul ettim.

Aslında yazılıp çizildi ama size de sorayım, filmde hiç şöhretli isim yok. Bu bir artı değer mi oldu?

Ucu açık bir çalışma dönemiydi. Var olan işlerin bırakılması gerekiyordu. Bu yüzden oyuncuların önemli bir kısmı oynayamayacağını söyledi. Zaten Levent Bey’in de isteği buydu, ünlü isimleri tercih etmedi. Sonuç ortada!

Sizin oynadığınız Mete Yüzbaşı karakteri için başka kimlere teklif gitti?

İnanın bilmiyorum. Onlar zaten sonradan çekildi. Çünkü alışılagelmiş bir film değil. Senin rolün bu, senaryoda bu kadar sahnen var. Son dakikaya, film bitene kadar yazıldı.

Filmde kendi isminizi kullanmışsınız. Bunu siz mi istediniz?

Filmde bütün oyuncular kendi isimleriyle oynuyor. Sadece telsizcimiz başka bir isim kullandı. Doğaçlama sahnelerimiz var. Mesela fragmandaki sahne doğaçlama.

Çok iyi bir sahne olmuş gerçekten...

En dikkat çeken sahne o oldu. Kişisel olarak baktığım zaman benim en iyi oynadığım sahne değil o. İçtima sahnesinin çok etkili olduğunu düşündükleri için koymuşlardır. Ama şu da bir gerçek ki; fragmana filmden hangi sahneyi koyarsan koy etkili olurdu.

Senaryoyu okuduğunuzda filmin bu kadar gişe hasılatı yapacağını düşündünüz mü?

Senaryoyu okumadım. Senaryo vardı ama öyle baştan sona bir şey yok. Beni cezbeden meselenin önemli olması, gündemi meşgul etmesiydi. İşimizi çok iyi yaparsak çok seyirci gelir diye düşündüm. Çünkü 70 milyonu ilgilendiren bir olay bu.

Filme hazırlanırken askeri eğitim almışsınız...

Biz ilk önce askerlik yaptık, sonra oyunculuk. Halkalı’da Osmanlı’dan kalma bir Ziraat Lisesi var, çok güzel bir bina. Onun içinde büyük bir koğuşumuz vardı. Sivil kıyafetlerimizi dolaplarımıza koyduk, kamuflajlarımızı aldık. İlk hafta ‘Güneydoğu’dan Öyküler’ adlı romandan her şey çıktı ortaya. Hakan Evrensel üstadımız bizi eğitime aldı. Sonra Astsubay Mete devreye girdi. Ben hayatımda bu kadar zinde olmadım. 2.5 ay kaldık. Sabah 05.00’te kalkıyorduk.

Bu hızlı tempodan sıkılıp gitmek isteyen olmadı mı?

Murat diye bir arkadaşımız ayrıldı. Ama koşullara dayanamadığından değil, başka fikri meseleler yüzünden ayrıldı. 2-3 arkadaşımız daha başka işlerden teklif aldığı için bıraktı.

O süre içinde size herhangi bir ücret ödendi mi?

Yok. Askerdeyiz işte. Bir şey harcamadık aslında. Yemeğimiz veriliyordu, eğitim alıyorduk. Herkes askerde ne yapıyorsa biz de aynen öyle yaşadık. Mutfağa girip yemek bile yaptık. Aramızda askerlik yapan arkadaşlarımız vardı, ‘Biz bile bu kadar eğitim almamıştık’ dediler.

Dağda ne kadar kaldınız?

21 aylık çekimin 2 kışını dağlarda geçirdik. Antalya’da, Kaş’ın üst tarafında bir yayla vardı. Pusuya düştüğümüz kayalıklardaki görüntüler orada çekildi. Sonra Tahtalı Dağ’a intikal ettik.

Eminim pek çok ilginç şey yaşamışsınızdır...

Kişisel olarak çok şey yaşadım. Filmden kimsenin haberi olmadığı, sadece fragmanların döndüğü dönemde bir televizyon kanalından gelmişlerdi. Yanımızda bulutlar oluşuyordu. Su buharı buluta dönüşüyordu. Sonra da yağmur başlıyordu. Çok ciddi bir olay yanıbaşımızda gerçekleşiyordu. Böyle olunca her şeyi sorgulamaya başlıyorsunuz. Sonuçta mitolojik olarak da önemli bir merkezdeydik. Zeus’un 3 evinden biri Olympos. Sen de Zeus olsan burada otururdun. Olağanüstü çünkü.

Bu kadar süre kız arkadaşları olanlar ne yaptı?

Valla çocukların sevgilileri geldi. Çünkü biz gidemiyorduk. Bir ara mola verdik ama yine otelde kalmaya devam ettik. Sonra 2 aylık bir ara daha. Orada özlemler giderildi. Bırak sevgiliyi, annenizi babanızı göremiyorsunuz. Öyle bir hasretlik yaşıyorsunuz. Tekrar askere göndermiş gibi oldular.

Sizin ailenize özlem durumu nasıl yansıdı?

Size bir itirafta bulunayım mı? Hani filmde aileleriyle askerlerin konuştukları bir sahne var ya, orada herkes kendi ailesiyle ve sevgilileriyle konuştu. Bir tek benim eşimle konuşmam kurguydu, diğerleri gerçekti.

Filmin demokratik açılım tartışmalarına denk gelmesi tesadüf mü?

Film bir yıl önce çıksın diye birbirimizle gırtlak gırtlağa geldik. Ama olmadı. Açılım dönemine sadece denk geldi.

Bu film için ne kadar harcandı?

Bize 3.5 milyon TL dendi. Ama üzerine çıkmış olabilir.

Film iyi gişe yaptı. Filmin gelirinden şehit aileleri derneğine bir bağış yapmayı düşünüyor musunuz?

Gişenin gelirinin bir bölümünü yönetmen Levent Semerci’nin, Şehit Aileleri Derneği’ne bağışlamayı düşündüğünü biliyorum. Ama miktarını bilmiyorum.

Filmi herkes çok beğendi. Sizi üst düzey yetkililerden arayıp tebrik edenler oldu mu?

Güneydoğu’da görev yapmış hala görev yapmaya devam eden birtakım isimlerle görüştüm, tebrik ettiler. Hatta bazıları ‘Kuleli Askeri Lisesi’nden olmadığına emin misin?’ diye sordu. Çok gerçekçi buldular.

Filmin afişinde isminiz yok, buna üzüldünüz ya da sinirlenmediniz mi?

Ben başrol oyuncusu değilim ama çok fazla ön plana çıktım. Görüntülerimi Levent Bey fazla kullanmış. Hiçbir oyuncu arkadaşımın da sinirlendiğini zannetmiyorum. Oyuncu arkadaşlarla ‘Nasıl olacak’ diye düşünüyorduk. Çünkü bütün ekibin isminin geçmesi gerekiyordu. Herkes çok fedakarlık yaptı.

Filmde Emrah’ın ‘Götür Beni Gittiğin Yere’ şarkısı kullanıldı. Daha önce şarkıyı duymuş muydunuz?

Hayır, ben genelde Duman ve Hayko Cepkin dinliyorum.

Bu şarkıyı kullanmak nereden aklınıza geldi?

O anda gelişen bir şey. Kayıt yapıldığı zaman ‘Bunu kullanalım’ dendi.

Bu arada Emrah da patlatmış oldu bu şarkıyı. Patlattı derken olumlu anlamda değil mi? (Gülüşmeler).

Yok canım patlattığımızı sanmıyorum. Emrah zaten bir star.

Nefes’in dizi olacağına dair söylentiler var. Doğru mu?

Yeniden çekilme gibi bir durum yok. Yayınlanmayan pek çok sahne var. Kullanılmamış bölümler de eklenip 6’ya bölünerek verileceğini sanıyorum.

Sokakta size nasıl tepki veriyorlar?

Beni gerçekten yüzbaşı zannediyorlar. Konuşurken kendilerine çekidüzen vermeye çalışıyorlar. Askerliğini yapmış insanlar daha çok etkileniyor. Boks hocam var, filmi izlemiş, ‘Rolünden çok etkilendim, sana dokunmak tuhaf geliyor’ dedi.

Televizyon dizisi ‘Yanık Koza’da da uzun bir süre oynadınız. Orada tutkulu ve saplantılı bir aşığı canlandırıyordunuz. Normal hayatınızda nasıl bir sevgilisiniz?

Herhalde bunu ilişki yaşadığım insana sormak lazım. Öyle günübirlik ilişkileri sevmem. Uzun olması için uğraşırım. Romantik değilimdir. Mantığımı ön planda tutarım.

Sürprizler yapar mısınız?

Sürprizler oluyor tabii. Hayat daha keyifli olsun diye yaparım. Ama ben bütün sevdiğim insanlara sürpriz yaparım.

Siz aşıksınız sanırım...

Eeee öyleyim biraz (Gülüşmeler). Yeni bir ilişki. Ben aşığım. Kendi içimde aşık bir adamım. Aşık Mete diyebilirsiniz bana.

Aynı meslekten biriyle birlikte olur musunuz?

Bu biraz zor olur. Çünkü oyunculuk denilen nane, egoyu fena halde yükseltir. Modern hayatta ilişki yaşamak çok zor. Egosu çok parlatılmış insanlarla birlikte olmak çok zor. Bu tarz ilişkilerden hoşlanmıyorum.

Filmden iyi para kazandınız mı?

Hayır para almadık. Kazandığımız itibar bize yeter.

RÖPORTAJ: Suna AKYILDIZ
sakyildiz@posta.com.tr

6