Ferhan Kaya Poroy

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170735.ferhan_kaya_poroy_41.png

Benim can öğretmenim

Cumartesi, 15 Mayıs 2010 - 05:00

Bizim evin küçüğü sahneden inmiyor bu aralar. İki hafta önce Pera Piyono Festivali’nde sahneye çıkan Duru geçen hafta sonu da Marmara Koleji Okuma Bayramı’nda sahneye çıktı. Adının Okuma Bayramı olduğuna bakmayın, çoktan okur yazar oldular ama kutlamasını okulun yıl sonu gösterisiyle birleştirip keyifli bir şenliğe dönüştürdüler.

Hazırlıkların haftalar öncesinden başladığını ailece hissettik. Her gün evde farklı bir şarkı mırıldandı, bale hareketlerine bir yenisini ekledi Duru’cuk! Gösterinin akışını tam olarak bilmesek de onun keyif alarak öğrendiği ve eğlenceye dönüştürerek evde sergilediği hareketlerden süreci takip ettik biz de. Gösteri okulun birçok kültür merkezine taş çıkaran Hasan Ali Yücel Konferans Salonu’nda yapıldı. Sabah kuaföre gidildi, Duru’ya topuz, ablasına da dalgalar yapıldı.

Şık şıkırdım giyinildi, gösteriden birkaç saat önce okula gidildi, salonun ön sıralarına yerleşildi. Malum evde anneanne, babaanne, dedeler video kaydı bekler, görüntüler iyi olmalı! Büyük an geldiğinde perde açıldığında hemen gözlerimizle Duru’yu arayıp bulduk, göz kontağı kurduk! Artık o da rahattı, biz de. Sonra koro başladı. Bizim kuşağın koro anlayışının çok dışında bir uygulamayla...

Koro deyince bizlerin aklına TRT gelir çünkü... TRT’nin, çocukların put gibi durduğu ama bir yandan da neşeli şarkılar söylemeye çalıştığı meşhur koroları... Gerçi TRT renklenmeye başladığında çocukların da hafifçe salınmasına izin verilmişti ama yine de askeri bir disiplin söz konusuydu tabii...

Neyse bizim miniklerin korosu gerçekten izlemekten zevk alacağınız türdendi. Hepsi gönlünce, içinden gelerek, sallanarak hatta sallanmanın da ötesinde dans ederek söyledi İngilizce ve Türkçe şarkılarını...

Sanki bir görevi yerine getirmek değil de eğlenmek için çıkmışlardı sahneye... Diğer çocukları izlesek de gözümüz tabii ki Duru’daydı. Öyle bir bağırıyor öyle doğal ritm tutuyordu ki şarkılara sanki yerinden fırlayıp önlere düşecekmiş gibi geldi bize... Koronun ardından drama başladı. Harika bir hikaye ile kısa kısa masallardan seçmeler izledik.

Sonunda da kıssadan hisse çıkardık! Çocuklar oyuncaklarla, bilgisayarla ve onlara sağladığımız imkanlarla değil ilgi ile bilgi ile mutlu olur! Sonra bizim için beklenen an geldi. Bizim sarı prenses lila rengi bale kostümü, topuzu ve hafif makyajı ile sahnede belirdi. Her aile gibi kendi çocuğumuz en güzel geldi bize de!

Sonra minik bir kuğu gibi hareketlerini sergiledi. Ama biraz aceleci bir kuğuydu sanki! Arkadaşları parmak ucunda yavaşça ilerlerken bizimki hızlı adımlarla tamamladı gösteriyi.

Keman, jimnastik şov, halk oyunları derken gösterinin sonu geldi. Ve finalde okuma madalyalarını taktı tüm birinci sınıflar. Madalya sonrasında da öğretmenlerine nakaratı “Eserinim ben senin benim cam öğretmenim!” olan şarkıyı söylediler. Benim gözler hem sevinçten hem mutluluktan doldu tabii...

Doğduğu gün geldi aklıma ne de olsa bizim evin korunan, kollanan küçüğüydü Duru. Ama o bu yıl okuyan, yazan sahnede şarkılar söyleyen hepsinden önemlisi okula severek ve isteyerek giden bir birey olmuştu. Bu sürecin en önemli parçası hiç kuşkusuz öğretmeniydi. Ona okul sevgisini aşıladı, hayattaki en önemli şeyi:

Okuma yazmayı öğretti, üstelik tüm bunları sessiz sedasız büyük bir sükunet içinde gerçekleştirdi. Çocuklar arasında rekabet oluşturmadı ve hep güleryüzlü oldu. Marmara Koleji 1-C sınıfının öğretmeni Çiğdem Aydoğdu için “Eserinim ben senin benim can öğretmenim” şarkısı çok uydu doğrusu!